Yerden göğe haklıymış insanlar. İniyormuş insanın gözüne perde. Yapabiliyormuşsun her şeyi. Adeta bir aptal cesareti.
Esasen de öyle. Aptal cesareti. Çünkü bilgisizsin o konu hakkında. Haliyle körü körüne yapma azmini de kendinde buluyorsun. Olacakların ne gibi sonuçlar doğuracağını hesap edemiyorsun.
Ne acı.
Yüklediğimiz anlamlar doğrultusunda insanlara değer mi veriyorduk yoksa insanların bize gösterdiği davranışlardan ötürü mü onlara anlam yüklüyorduk? Bence ikincisiydi. Neticede insan bir davranış biçimi görmeden kendi kendine anlam yükleyemezdi. Benim için öyle en azından. Kendi kendine gelin güvey olan tiplerden değildim. Hatta bir durum açıkça olsa bile “Acaba..?” Deyip şüphe ederdim. Oysa dediğim gibi, her şey apaçık.
Peki bizim mi davranışlarımız değişiyordu da insanların bize olan tavrı değişiyordu? Bu değişkenlik hangi sebepten ötürüydü?
İnsan bu soruyu kendisine sorduğunda kendini genellikle olumsuz anlamda eleştiriyor. Negatiflik düşünüyorsun istemsizce. Oysa karşındaki insanlar senin başarını gördükçe bile negatif durumlara bürünebilecek tiplerden olabiliyordu. Ama o kadar alışmışız ki kendimizde eksiklik aramaya… Görmüyoruz pozitif barındırmaya başladıklarımızı.
Haliyle insanlar bizim negatifliğimizden besleniyorlar, o negatiflik gittikçe de kendi negatifleri ortaya çıkıyor ki bizi tekrardan düşürebilsinler.
Başarabiliyorlar mı? Kimileri.
Belki de değişen insanlar değildi, bizdik. Onlara bakışımız, kendimize verdiğimiz değer, hayattan beklentilerimiz… Bir zamanlar görmezden geldiğimiz şeyleri artık görmeye başlıyorduk. Önceden anlamlandıramadığımız davranışlar, zamanla bir bütünün parçaları haline geliyordu.
İnsanların maskeleri düşmüyordu belki de. Biz, o maskelerin ardında ne olduğunu görebilecek bir noktaya geliyorduk.
Birini tanımak, yalnızca bize gösterdiği yüzü bilmek değildi. Bazen insan, karşısındakinin kendisine göstermediği taraflarını da davranışlarının arasına sıkıştırdığı önemsiz gibi görünen küçük ayrıntılardan öğreniyordu. Yeter ki bakmayı bilsin.
Ve belki de en acı olanı buydu. Bir zamanlar değer verdiğimiz insanın değiştiğini düşünürken, aslında onun hep yerinde saydığını fark etmek.
Değişen, ona duyduğumuz inançtı. Bir zamanlar kusur saymadığımız davranışlar artık gözümüze batıyordu, yakını da uzağı da görmekte zorlanan gözlerimize rağmen.
Ve en önemlisi… Göz bozukluklarımıza rağmen gördüğümüz şeylerin anlamını yitirmesiydi, ve bunun görememekle de ilgisi yoktu üstelik.


