
Ey benim göçebe ruhum,
nedir bu bitmek bilmeyen hengâmen, telaşın;
hangi kırgın zamanların, hangi yarım kalmış vedaların
omuzlarına çökmüş de
böyle durmadan yürürsün—
sanki durursan dağılıp gidecekmişsin gibi,
kendi içinde parçalanmaktan korkarak…
Ey benim göçebe ruhum, söyle;
hangi şehir sana dar geldi de gökyüzüne sığındın,
hangi insanın susuşu içini
böyle derin bir boşlukla doldurdu da
artık hiçbir kalabalık seni tamamlayamaz oldu,
ve neden her dokunduğun şey
biraz eksik,
biraz yarım,
biraz senden uzak kaldı?


