Nadir Bey, beyaz saten çarşaflı yatağında korku ile sıçrayarak uyandı. “Rüyasında Nergisi
görmüştü, gençliğinin en taze haliyle. Beyaz elbisesinin eteklerine rengârenk kuşları
toplamış, hüzünlü bir şarkı söylüyordu. Ve döne döne eteğini bırakıp tüm kuşları uçurdu.”
-Allah hayırlara çıkarsın diyerek , alelacele deri terliklerini ayağına geçirip banyoya
yöneldi. Sabah bakımını yapıp losyonunu sürdükten sonra, kendine mükellef bir kahvaltı
hazırladı. Yer yerinden oynasa kahvaltısını yapmadan evden adım atmazdı. Tereyağında
kırılmış çift sarılı yumurta, kızarmış ekmek ve beyaz peynir. Yaz kış bir fincan ıhlamur.
Aheste aheste kahvaltısını yapıp, hızlıca mutfağı topladı, yatağını düzeltti. Giyinip, ince
uzun damarlı elleri, zarif parmakları ile ortası mor beyaz papatyayı yakasına özenle
yerleştirdi. Boy aynasına bakıp gri takım elbisesinin ceketini düzelttikten sonra, titreyen
elleri ile düğmelerini sırayla ilikledi. Ceketinin iç cebinden çıkarttığı kemik tarakla, bir
tutam önde kalmış siyahtan beyaza geçişli saçlarını yana tarayıp, ağır hareketlerle
masaya yanaşarak, üzerinde duran beyaz papatya buketini eline aldı. Bütün hassasiyeti
ile hafifçe göğsüne bastırdı. Kapıda parlak siyah iskarpinlerini giyip, tozunu aldıktan
sonra askıda duran kuğu başlı bastonuna uzandı. Kapıyı iki kere kilitleyerek kontrol
ettikten sonra, aşınmış mermer merdivenlerden korkar adımlarla dikkatlice iniyordu ki;
apartmanın kapısında Kadir Bey’le karşılaştı. Başı ile selam verirken, hiç haz etmediği bu
adamı görmüş olmanın uğursuzluk getirmemesini umut ediyordu. Kafasındaki bu
düşüncelerle apartmandan çıktı.
Binaların kuytularından yürüyüp, iki arka sokakta sahile inen parktan geçerken,
cebindeki küçük buğday poşetini kuşların toplandığı suluğun kenarına boşaltıp;
“Ahh küçük yavrularım,” diye mırıldandı.
Deniz kenarına vardığında, banka oturup elini boynuna götürerek iki parmağı ile nabzını
kontrol etti. Dört nala koşan bir at gibi hızlanmıştı kalp atışları. Derin bir nefes alıp kalktı.
Adımlarını saya saya yürümeye başladığında, bir martının gölgesi önüne düştü.
“Yalnızlığımı mı paylaşmaya geldin haylaz?” deyip martıya laf attı.
Biraz yürüdükten sonra durup, iskelenin karşısındaki beyaz ahşap evi görebilmek için
ellerini gözlerine siper etti. Evin kapısındaki kalabalığı , bulunduğu yere kadar gelen
uğultudan ne olduğunu çözmeye çalışırken, Nergis’in fotoğrafını tutan genç kızla göz
göze geldi. O gözler, geçmişin gözleriydi. Nergis’in gözleri…
Emirgan Çay Bahçesi’nde, ilk gördüğünde gözlerine tutulmuştu. Bir daha da
kurtulamamıştı. Tüm bedeni sarsıldı.
Ağlamak istedi, ağlayamadı. Gözlerinde yaşlar birikti. Bazı geç kalışların telafisi
olmadığını o an anlamıştı. Yıllar önce açılabilseydi,
“Bu vapura her gün senin için biniyorum,” diyebilseydi.
“İlk gördüğümde tutuldum sana,” deseydi.
“Keşke”nin ipine şimdi böyle sarılmazdı.
Nadir Bey, iki adım geriledi. Sessizce,
“Yine geç kaldın, Nadir,” diyerek.
Elindeki papatyaları usulca denize bıraktı.


