Bir sonbahar akşamı başlamıştı her şey. Güzin, babasından kalma eski radyoda doğru frekansı bulmak için radyonun düğmelerini sağa sola döndürüyordu. Cızırtılı sesler kulağını tırmalamaya başlamıştı ki, nihayet ona denk geldi.
Sesini sevdiği adama. Tanıdık bir dostla karşılaşmış gibi içten ve yürekten bir sesti bu. Güzin, bu sonbahar akşamında ruhunu dinlendirecek bir muhabbete denk gelmenin mutluluğu içindeydi. Radyonun sesini biraz daha açtı. Radyodaki ses muhabbet edercesine konuşuyordu. Sanki ağzından bal damlıyordu. Nicedir kulakları böyle güzel kelâmlar işitmemişti. Güzin’in yüreğinde bir kuş uçuyordu âdeta. Hayatında aşkı tatmamış yüreği, şimdi kuş gibi çırpınıyordu! Sesine aşık olduğu adamı görmeden sevmişti. Büyüleyici sesin sâhibi onun aradığı frekanstı. Otuzlarındaydı Güzin. İşi, kariyeri, güzelliğiyle değil yüreğiyle bilinirdi. O yürek ki, başkasının girmeye imtina ettiği yasak bir bahçe gibiydi. Pek az konuşurdu Güzin. Sözcüklerini heba etmeyenlerdendi. Büyükşehirde bir başına hayat mücadelesi veren onlarca kadından biriydi. Tek tesellisi eski radyo idi. Ailesinden kalan tek yadigârdı. Bu sessiz sonbahar akşamında sesine ses olan radyoda bulmuştu kimsesizliğini.
Gecenin ilerleyen saatlerinde radyonun sesi susmuş, Güzin hülyalı bir düşün kollarında bulmuştu kendini. Rüyasında aynı ses içtenlikle onun adını fısıldıyordu. “Güzin, Güzin! Beklediğim sevgilim. “
Güzin’in tatlı rüyasını, kapının aniden çarpması bölmüştü. Yaz günü pencereden süzülen davetsiz rüzgarın işi olmalıydı bu. Pencereyi kapatıp tekrar uykuya dalmak istediyse de yapamadı. Kulaklarında aynı ses yankılanıp duruyordu.’ Güzin, beklediğim sensin sevgilim! ‘
Her akşam radyoda platonik aşkıyla muhabbet ediyordu Güzin. Her geçen gün biraz daha bağlanıyordu büyülü sesin sâhibine. Sonbahar yaprakları çatırdıyordu ayaklarının altında. Zihninde aynı ses.
Kimdi bu sesin sâhibi? Nasıl biriydi? Tesadüflerine inanmayı çoktan bırakan Güzin, bir gün tesadüfen karşılaştı o gizemli sesin sâhibiyle. Bir sabah kapısında belirmişti. Kırklarında, orta boylu, kumral tenli ,siyah saçları seyrekleşmiş, yüzünde yılların yorgunluğu okunuyordu. Çenesinin altında hafif beliren sakalıyla elinde tuttuğu kahve fincanıyla duruyordu.
“Affedersiniz “dedi. Fazla kahveniz var mıydı?
Bu aylardır sesine radyoda aşina olduğu adamdı. Yüzünü bilmeden sevdiği adam.
Dondu kaldı bir an. Ne diyeceğini bilemedi. Karşısındaki adam yanlış birşey yapmış gibi utandı. Kusura bakmayın kendimi tanıtmayı unuttum.
-Ben Tarık. Yeni komşunuz. Merdivenlerden bir ayak sesi duyuldu. Sarışın, uzun boylu , genç bir kadın uykulu gözlerle belirdi kapıda. Ellerini Tarık’ın omzuna koydu. “Nerde kaldın sevgilim” diyerek sitem ediyordu.
Güzin gördüğü manzara karşısında öylece bakıyordu. Tarık elinde kahve fincanıyla dururken, genç kadının sesiyle kendine geldi Güzin. “
“Kahveniz var mı? Sabahları kahve olmadan ayılamam da”. Güzin içeri girip elinde kahve kavanozuyla döndü. Kavanozu Tarık’ın ellerine tutuşturup kapıyı hızla kapattı. Yeni komşular şaşkın bir şekilde birbirine bakıp, gerisin geriye dönüp gitti.
Güzin kalbinin sesini bastırmak adına, hızla kapıyı kapatırken içinde birşeylerin kırıldığını hissetti. Bir anda içindeki kuşlar susmuş, yüreğine hazan vurmuştu Güzin’in.
O an göz göze geldiği, sesiyle büyüleyen adama cevap verememişti. Çünkü boğazında düğümlenmişti sözcükleri. Aylarca sesiyle muhabbet ettiği, rüyalarında sevdiği adam yüreğinin en büyük hayal kırıklığıydı! O günden sonra sustu radyonun sesi. Güzin, güzün son demlerinde hüzünlü bir sessizliğe gömmüştü yalnızlığını.

