
Neyin var, diye sormayacak mısın? Moralim bozuk, görmüyor musun? Kör müsün be kadın? Kulağın duymuyor, onu anladık da gözüne ne oldu? Oradan da mı olduk? Keşke sorsaydın da aramızda bir muhabbet olsaydı. Numara yaptığımı mı anladın yoksa? Cin gibisindir sen. Hahh! Tabakları getirmeye başladın. Neden kendine de getirmedin? Sen yemeyecek misin? Yemeyeceksin tabi ki, değil mi? Neyse… Şimdi ellerine sağlık, derim başını çevirirsin, gözlerine bakarım yumuşarsın belki. Sonra yanıma oturursun beraber yemek yeriz. Tıpkı eski günlerdeki gibi. Ama bu sefer ben susmam. Aksine senden bile çok konuşurum, güldürürüm seni.
Getir, getir suyu da şöyle koy. Hala beni düşünüyorsun gördün mü? Suyu hemen nasıl getirdin? İlaç saatimi unutmuyorsun, sevdiğim yemekleri yapıyorsun. Ooo, Dolma yapmışsın. Allah bilir, kıymalıdır. Bak işte kıymalı. Çünkü benim böyle sevdiğimi biliyorsun. Biliyorsun, değil mi? Otursana yanıma Nalan. Neden geçtin kanepeye? Eline alırsın şimdi örgünü. Televizyonun sesini de bir güzel açarsın. Ondan sonra da ne söylersem söyleyeyim duymazsın. Sabah akşam anca örgü ör. Sanki çeyiz düzüyor. Hayy Allah’ım ya!
Imhh, yemek de nasıl güzel olmuş Nalan. Ellerine sağlık. Sen hep güzel yemekler yaparsın. Zaten bize hep güzel sofralar kurardın. Gerçi oğlanlar evlendikten sonra seninle pek güzel sofralara oturamadık hep ayaküstü gibiydi ama olsun. Eskiden oğlanlar evlenip gitsin, ben de gideceğim, derdin. Bak gördün mü gitmedin. Kaç yıl oldu böyle kalalı? Gittin mi yoksa? Böyle gidilir mi Nalan?
Aaa ne dedi spiker duydun mu? Zamlar nasıl üst üste gelmiş. Millet aç mı gezsin? Kasabın önünden geçilmiyordu, artık manavın da önünden geçilmez. Ahh be Nalan, bizim manavda tanıştığımızı hatırlıyor musun? El alem okulda, işte tanışır, biz manavda diye ne çok gülmüştük halimize. Sen hep gülerdin zaten. Hem de öyle güzel gülerdin ki. Gözlerinin içinde menevişler görünürdü. Şimdi görünse bile ben göremem, değil mi?
Bu gömlek de sıkıyor beni. Yarın bana biraz yeni giysiler alalım, her şey üstüme dar geliyor sanki. Acaba biraz kilo mu aldım, diye düşünüyorum ama öyle çok bir kilom da yok. Anlamadım, son zamanlarda ne giysem sıkıyor. Sen bunları kaç derece yıkıyorsun? Sen eskiden pek bir dikkat ederdin. Kız yoksa bilerek yüksek derecede mi yıkıyorsun da çekiyor bunlar? Bende yarın delikanlıların giydiklerinden alayım kendime de gör sen!
Değiştirme kanalı, mutlu evliliğin sırrını açıklayacaklardı sokak röportajında. İzleseydik. Zap yapmaktan parmağın ağrıdı artık. Aç şuradan bir dizi de bakalım bari. Şimdi bir çay demle de keyifle içelim desem yine duymazsın, değil mi? Eskiden bir demlik çayı beraber içerdik, hatırladın mı kız? Hem o zamanlar çayı bile boş boş içirmezdin. Senin fırının hiç boş kalmazdı. Hep bir kekin, pastan bir şeyin olurdu. Ne de güzel olurdu.
Sen eskiden incecik beline kadar uzanan saçlarını savurarak yürüyen körpe bir kızdın. Ben fırça saçlı filinta gibi bir delikanlı. Nasıl da tutturmuştum ben illa o kızla evleneceğim diye. Evlendim ama bak. Sonunda sen ne kadar pişman olsan da evlendik. Olsun be Nalan. Sonu böyle olsa da her şey güzeldi. Büyük oğlan doğduğunda ikimiz nasıl maymun olmuştuk. Banyosu, gece uykusu, gazı derken… Sonra pazar kahvaltıları, senin o yumuşacık pişilerin. Sonra… O aile pikniklerimiz. Hepsi çok güzeldi. Seni çok üzdüm değil mi Nalan? Çocuklara babanız memlekete gitti, diye az mı yalan attın? Onun yanında diyemediğinden tabi. Sen de haklısın. Çocuklar onca gün başka nasıl kandırılırdı.
Yüzüme bak desem, bakacak mısın? Ben ona aşık olmadım Nalan. Vallahi olmadım. Hoşlantı de sersemlik de… Geçen televizyonda duydum, menopoz gibi bir şey erkeklerde de oluyormuş. Buna ne dersen de işte. Sen beni sevdin mi? Sevdin değil mi? Yoksa aylarca neden ağlayacaktın ki? Yüzüme tükürmek varken. Hıçkırıklarını duyardım Nalan. Çocuklar anlamasın diye alerji oldum der geçerdin. Sonra hayranı olduğum uzun saçlarını kestin. Menevişleri sakladın. Sesini kıstın. Ama beni atamadın içinden. Üstelik bu hasta halimle bana neden bakacaktın? Bırakmadın beni. Seviyorsun işte. Sen olmasan ölürdüm, kimsenin haberi olmazdı da kokardım. Kaç yıldır böyleyiz Nalan? Kaç yıldır kanepede örgü örüyorsun da beni görmüyorsun. Görüyorsun da duymuyorsun. Duyuyorsun da içine almıyorsun?
Ben de geçen gün televizyonda bir şey izledim. İsveçli bilim adamları araştırmış hem de. Fazla inat insanı çabuk öldürüyormuş, kız Nalan. Sende de deve kini vardır, malum. Hıkk, diye gidersin bak. Aman ne saçmalıyorum ben. Allah gecinden versin. Senden özür bile dileyememiş bir adamı mı affedecektin? Bin bir emekle yaptığın birikimini bir ayda hiç eden bu adamı nasıl affedersin? Üstelik sana seni seviyorum bile demeyen bu adamı, başkasına senin için ölürüm gibi bir şeyler zırvalarken gördükten sonra. Yok Nalan, affedemezsin.
Yarın günlerden ne? Sana soruyorum Nalan. Hala cevap yok. Salı herhalde. Beni de bekle. Pazara geleceğim. Kendi meyvemi seçeceğim. Sen meyveleri pek sert alıyorsun. Dişim acıyor. Eskiden hep olgunlarından alırdın. Allahhh! Yoksa sen bilerek mi öyle alıyorsun? Pes vallahi!
Biliyor musun Nalan? Sen eskiden, en eskiden beni severdin.
Cevap bekledi. Nalan koltuğun köşesinde, örgüsü kucağında uyuyakalmıştı. Televizyonun sesi odanın içinde akıp gidiyordu. Adam bir şey daha söylemek için ağzını açtı, vazgeçti. Bir süre sessiz kaldı. Sonra “Se-ver-din” diye fısıldadı. Nalan yine duymadı.

