Günlükler - Geleceğin Hafızası
İnsan, günlük tutarken geleceği düşünmez. O gün içinde yaşadığı olumlu ya da olumsuz olayları değerlendirir. Bazen içe, bazen de dışa dönerek yazar. Sanki anı kurtarmaya çalışıyordur. Oysa her günlük geleceğe ışık tutan bir tanıklıktır.
Gelecek geçmişte saklıdır, çünkü geleceğin tohumları oradan filizlenir. İnsan geçmişe dönüp bakmazsa, başına gelenleri kader olarak değerlendirip çaresizliğe kapılabilir. Geçmişi anlayamazsak bugün içinde bulunduğumuz hayatı anlamlandıramayız. Günlükler bu manada hangi yolların bizi bugüne getirdiğini gösterir. Eğer halimizden memnunsak aynı yoldan devam ederiz. Değilsek nelerin değişmesi gerektiğini görürüz.
Günlük denince akla öncelikle André Gide ve Kafka’nın günlükleri gelir. André Gide’nin 1889-1949 yıllarını kapsayan günlükleri edebiyat tarihinin en kapsamlı günlükleri sayılır. Onları okuduğumuzda sadece bir yazarı değil, aynı zamanda Fransız edebiyatının yarım yüzyılını da izleriz.
Kafka’nın 1909-1923 yıllarını kapsayan günlükleri ise yaklaşık on dört yıllık bir dönemi içerir. Onun günlüklerinde, roman taslakları, yazma sancıları ve kendisiyle yaptığı mücadele iç içe geçer. Ünlü metinlerinin ilk kıvılcımlarını da günlüklerinde görmek mümkündür.
Gide ve Kafka bireysel yazma sancılarını kayda geçirirken, Ernaux gündeliğin toplumsal hafızasını görünür kılar. Annie Ernaux’un günlük formunda yayımlanmış dört kitabı var. Üçü dış dünyaya yönelir. Onun “kişisel olanı toplumsal olanla birleştiren yönü” en açık biçimde bu eserlerinde görülür. Bunlar: Journal du dehors[1], La Vie extérieure[2] ve Işıklara Bak Canım. Karanlık Atölye[3] ise farklı; 1982–2007 arasında tuttuğu çalışma notları ve yazma günlüklerinden oluşuyor. Karanlık Atölye, bir bakıma Yıllar‘ın (The Years) nasıl ortaya çıktığını gösteren defterler gibidir. Bu yüzden yazarlıkla ilgilenenler için yol gösterici bir kitaptır.
Işıklara Bak Canım’da Ernaux, Gide ve Kafka’dan ayrılır. Kasım 2012 – Ekim 2013 arasında bir yıl boyunca süpermarkette gördüklerini yazar. İnsanları, gündelik hayatı… İlginç yanı şu: Günlüğü “Ben ne hissediyorum?” sorusundan çıkarıp “Bugün insanlar nasıl yaşıyor?” sorusuna yaklaştırır. Yazarın burada yaptığı tarih kitaplarının anlatmadığı hayatları kayda almaktır. Market koridorlarında sınıf farklarını, tüketim kültürünü, göçmenleri, yalnız insanları, aileleri, arzuyu ve yoksulluğu gözlemler. Toplumun aynası olur.
Neden özellikle bir hipermarket seçtiği sorusu akla gelebilir. Ernaux, yaş, gelir, kültür, coğrafya ve etnik köken, görünüş bakımından birbirinden çok farklı bunca insanın yolunun kesiştiği, etkileşimde bulunduğu başka bir kamusal alan olmadığı için bu yolu seçtiğini söyler. “Orada akıp giden hayattan bir şeyler yakalayabilmek için gözlemlerimi ve hislerimi serbestçe kâğıda döktüğüm bir günlük.” olarak tanımlar. (s. 17)
Ernaux, burada gördüklerimizin bizi nasıl biçimlendirdiğini inceler. Hafızanın ve toplumun dünyayı nasıl şekillendirdiğini araştırır. Yazarın günlüğüne yansıyanlara göz atalım:
“Orada tanımadığım insanların arasına karışmak, ‘dünyayı görmek’ kelimenin tam anlamıyla dünyayı görmek rahatlatıyordu.” (s.14)
“Çoğu zaman tiksinti yüklü ve benim gözlemlerimle hiç uyuşmayan klişelerden uzak, gerçek deneyimleri aktarma fırsatı olarak gördüm bunu.” (s.14)
“Müşterilerin büyük çoğunluğu orta ve alt sınıftandır.” (s.16)
“Okura sunulan seçenekler üç, beş istisna dışında, tek bir kritere göre belirlenmiş: BestSeller’lar.” (8. Kasım Perşembe)
“Bunun ağırlığı ne kadar? Görünmüyor, muhtemelen küçücük harflerle bir yerde yazılıdır.” (16 Kasım Cuma)
“Bir gün orada, reçel rafının altında sevimli bir fareyi koşarak kaçarken görmüştüm.” (16 Kasım Cuma)
“Orada ilk Carrefour’u kuran Fournier ailesinin altın tabaklarda yemek yediği söylentisi dolaşırdı.” (20 Kasım Salı)
“Bangladeş’te, bir tekstil fabrikasında çıkan yangında 112 kişi hayatını kaybetti. (…)… Ölenlerin çoğu 29,5 euro aylıkla çalışan kadınlardı.” (28.Kasım Çarşamba)
“Zenginliğin hafifliği şununla ölçülebilir: Gıda Ürünleri reyonunda fiyatına bakmadan alışveriş yapmak.” (29 Kasım Perşembe)
“Her şey çok pahalı, demek ki ben değersizim.” (29 Kasım Perşembe)
“Süper marketler kadınların sorumluluğunda kabul edilen ev düzeninin uzantısıdır…” (22 Ocak Salı)
“Hipermarketin koridorlarında sağımızdan solumuzdan geçen insanlar belli belirsiz gördüğümüz birtakım varlıklardır.” (7 Şubat Perşembe)
“Tüm reyonlar arasında başkalarıyla konuşma isteğinin en çok duyulduğu yer hayvan reyonu.” (13 Şubat Çarşamba)
“Yeni bir başörtüsü türünün ortaya çıktığını fark ettim, boncukla süslü, saçları örtüyor ama boynu ve enseyi açıkta bırakıyor.” (11 Temmuz Perşembe)
Ernaux, hipermarketi yalnızca tüketimin değil, sınıfsal deneyimin de sahnesi olarak görür. Şüphesiz insanları seyretme ve gördüklerini kaydetme üzerine kurulu metinler Ernaux’un Nobel’e giden yolunda önemli bir yer tutar.
Kitap, kimi okurlara ve eleştirmenlere Perec’in meydan gözlemlerini hatırlatır. Perec, üç gün boyunca bir meydanda oturup sadece gelip geçen araçları, hayvanları ve insanları kaydeder, yorum yapmaz. Annie Ernaux’nun da dili benzer biçimde yalın ve gözleme dayanır.
Annie Ernaux’un anlatılarına baktığımızda, öz yaşamından başlayarak bir kuşağın ve sonra da bir toplumun hafızasına ulaşmaya çalıştığını görebiliriz. Eserleri kronolojik olarak değerlendirildiğinde, önce sınıf kökenini ve ailesini, sonra bedenini ve aşkını, ardından hafızayı, en sonunda da gündelik hayatı ve yazma sürecini kaleme aldığını söyleyebiliriz. Babamın Yeri’nde (1983) Ernaux, babasını anlatırken aynı zamanda işçi sınıfının dönüşümünü de anlatır. Bir Kadın’da (1987) annesini anlatırken kadınların yirminci yüzyıldaki konumuna ışık tutar. Yıllar’da ise bir kişinin yaşamını anlatırken aynı zamanda savaş sonrası Fransa’nın toplumsal tarihine dönüşür. Olay’da (2000) kendi kürtaj deneyimini yazarken yalnızca bireysel bir anıyı değil, kadınların bedenleri üzerindeki toplumsal baskıları da görünür kılar. Kendi yaşamından yola çıkarak bir kuşağın ve bir toplumun hikâyesini yazan Ernaux’un edebiyatı, 2022 yılında Nobel Ödülü ile taçlandırılmıştır. Akademi, ödül alma gerekçesini şu cümleyle açıklamıştı:
“Kişisel hafızanın köklerini, yabancılaşmalarını ve kolektif sınırlarını ortaya koyan cesareti ve klinik keskinliği için.”
John Berger, Görme Biçimleri[4]’nde, bakmanın masum bir eylem olmadığını, gördüklerimizin geçmişimiz, inançlarımız ve kültürümüz tarafından şekillendirildiğini söyler. Annie Ernaux’un günlükleri de bir anlamda bu düşüncenin edebiyattaki karşılığıdır. Ernaux, çoğu insanın fark etmeden geçtiği süpermarketleri, tren istasyonlarını ve kalabalıkları gözlemleyerek gündelik hayatın görünmez ayrıntılarını görünür kılar.
Işıklara Bak Canım’da hafıza ve zaman üzerine düşünenlerin, bir dönemin gündelik hayatını merak edenlerin ilgiyle okuyabileceği bir kitap. Ernaux’un günlükleri bugün sıradan görünen ayrıntıların yarının tarihine dönüşeceğini hatırlatıyor. Belki de günlüklerin değeri tam burada yatıyor: Geleceğin geçmişini bugünden kayda geçirmek.
Kaynakça:
Annie Ernaux, Işıklara Bak Canım, Can Yayınları, İstanbul, çev. Siren İdemen, 2026.
[1] Journal du Dehors: 1993’te Gallimard’dan çıktı. 1985–1992 arasında toplu taşıma, alışveriş merkezleri, kamusal alanlarda yaptığı gözlemleri içeriyor.
[2] La Vie Extérieure: 2000’de yayımlandı. Bir bakıma devam kitabı; 1993–1999 arasındaki gözlemleri topluyor.
[3] Annie Ernaux, Karanlık Atölye, Can Yayınları, İstanbul, çev. Siren İdemen, 2025.
[4] John Berger, Görme Biçimleri, Metis Yayınları, İstanbul, çev. Yurdanur Salman, 2025.
Yazıyı nasıl buldunuz?
Oy için yıldıza tıkla!
Ortalama Oy / 5. Oy Sayısı
Oyu yok
We are sorry that this post was not useful for you!
Let us improve this post!
Tell us how we can improve this post?

