
Cemre Düştü
Burçin Kıtır
Titreşen telefonla açtı gözünü gecenin bir yarısı. Aslında çok da geç sayılmazdı. Daha bir saat önce pencereden yarı beline dek sarkıp gözyaşına katık ettiği sigarasını içiyordu gizli gizli. Ne ara yaşlarını kuruladı ne ara yatağa geçip uyuyakaldı hatırlamıyordu oysa.
Hayırdır diyerek bastı telefonun yeşil tuşuna. “Seviyorum seni.” dedi karşısındaki adam. Adamın ağzından yayılan anason kokusu mesafelere rağmen telefondan yüzüne vuruyor gibiydi. Sesin kokusu olur mu? Olur. İyi biliyor kız bunu. Kokan sesle yirmi yıl geçirmişti çünkü. Ondan iyi kim bilir? Seviyorum, diye yineledi karşı taraf kızdan ses çıkmayınca. “Evlensek ya biz.”
Bugüne dek sevgilisi olmayan, tüm erkeklerin onu sevgilileri konusunda Güzin abla misali kullandığı kız bu teklifsiz teklife erimesi gerekirken tepkisi, “Oldu canım, olur tabi ki. Sabah kalk hemen evlenelim.” deyip telefonu adamın yüzüne kapatmak oldu. Bu tarz sarhoş konuşmalarını yirmi yıl dinlemişti. Tam artık hayatımdan babam da çıktığına göre başka sarhoş görmeye duymaya tahammülüm yok derken bu adam da nereden çıkmıştı? Ne güzel akşamları internetten rap müzik üzerine sohbet edip günün nasıl geçtiği hakkında iki mesajlaşıyorlardı. Nasıl o sohbetler bu raddeye geldi? Tamam, kız adamdan hoşlanıyordu zaten, ama o kendisine insan gibi yaklaşan her adama içi gittiği için alışıktı platonik takılmaya. Şimdi ona aşk mı ilan edilmişti? Yok canım daha neler. Madem bu denli rahatça sadece bir sarhoş konuşması deyip geçebiliyordu, neydi o hâlde yüzünde aptal bir gülüşle tavanı seyretmeler? Kalktı bir sigara daha yaktı camdan sarkarak. Bu sefer eşlik eden gözyaşları yoktu gözünde, mutluluk tomurcukları vardı.
Sabah işe giderken geldi adamdan mesaj. Gece söylediklerimde ciddiydim. Sen de kabul ettiğine göre evleniyoruz haberin olsun yazıyordu iki kontörlük mesajda.
Yedi aydır işe giderken hep o kasvetli yolu kullanan kız birden çiçek fırtınası sonrası hâlâ dallarında kalmaya direten beyazlı pembeli çiçekleri fark etti. Bahar mı gelmişti memlekete? Yoksa içine yıllardır beklediği bahar havası mı çöküyordu? Sanki demin yanından geçtiği erik ağacında bir sürgün patladı beyaz yapraklarını savura savura. Hayırlısı dedi yüzündeki aptal gülümsemeyi durdurmaya çalışırken.
İki kontörlük mesajlar yerini telefonda saatlerce konuşmaya, haftada bir gelip giden mektuplar yerini ayda bir görüşmeye, bahar havası bulunca el ele Meriç kıyısında yürüyüşlere bıraktı. İstanbul Edirne arası durmaksızın gidip gelen otobüsler bile uzun yol aracı geldi bazen. Esenler otogarının kasvetli havası elleri her kavuştuğunda yeniden bahar havasına kesti. Etraf şenlendi dallar tomurcuklandı sanki. Sekiz bahar geçti kızın elinde bir bahar buketiyle adamın nikâhlısı olmak için. Nice tozkoparan fırtınası atlattılar nice çiçek fırtınası. Onlar hep el ele o fırtınalara direnen sürgünlerden oldular. Hep ayakta kaldılar.
Çiçek fırtınaları peş peşe geldi geçti. Tam tamına dokuz çiçek fırtınasını atlatan kadın bir sabah içinde ikinci bir bahar hissetti. Sağında ilk baharını yaşatan adam horuldarken ikinci baharının geç ama güzel izleri vücuduna yayılıyordu. Memlekete de kadına da adama da bahar gelmişti. Ağaçlar gibi kadında da beyazlı pembeli sürgünler baş verip tomurcuklanmalar gerçekleşiyordu. Vakti geldi, dedi adamı dürterken. “Cemre düştü, bahar geliyor kalk!”



İnsan, en çok korktuğu yerden bile yeniden çiçek açabiliyor…
ve bazen en güzel bahar, en çok üşüdüğün yerden geliyor…kaleminize sağlık👏👏🌸🌸🌸