Çekirdek
Burçin Kıtır
“Rezil!” diyordu kadın kızının kolunu ters kıvırıp saçlarını eline dolarken. “Rezil kahpe! Ben seni böyle mi yetiştirdim? Ak kundaklara sardım ki benzer ak gelinlikle namusunla çık bu evden diyeydi tüm uğraşım. Sen şimdi hem beni hem de kendini rezil ettin. Değdi mi? Söylesene kahpe değdi mi?”
Birden ipi kopan kukla misali çöktü kaldı olduğu yere kadın. Yediği dayağa rağmen hâlâ sesi çıkmıyordu kızının. Annesi utançtan diye düşündü bir an. Sonra gözünün önüne kızını kömürlükte yöneticinin oğlu ile gördüğü hâl gelince bir tokat daha atma isteğiyle fırladı ayağa. “Erkeğin elinin kiri. Ya sen? Ya senin alnına sürülen bu kara nasıl çıkacak düşündün mü? Olan sana, bana, bize oldu. Baban önce beni sonra seni kesecek duyduğunda. Ne diyeceğiz ona? Söyle ne diyeceğiz?”
“Yeter!” diye tısladı kız yarılmış dudaklarının arasından. “Yeter, anlıyor musun yeter. Ne yapmışım? Söylesene ne gördün de koptu kıyamet? Alt tarafı öpüyordu beni. Öyle filmlerdeki gibi de değildi. Masum bir öpücüktü. Seni duyan bir kilo çekirdek yemiş de dudakları tuzdan kavrulan birinin çeşmeye ağzını yapıştırması gibi öpüyordu sanır. Ne var öptüyse? Dünya mı durdu? Cehennem kapısında zebaniler beni mi bekler oldu?” diye kendini müdafaa etti kız annesine karşı arsızca.
Anne hâlâ çöktüğü yerde duruyordu. Fazla tepki vermiş olabilir miyim? diye kendini sorguladı bir an. Gençtiler. Bir öpücüktü gördüğü. Kendi de evlenmeden muhtarın oğluyla bağda öpüşmüştü bir keresinde. Kimse bilmezse olay unutulurdu. “Bir daha görmeyeyim.” diye tersledi kızı kadın son dermanı ile ayağa kalkarken.
“Söz anne, bir daha olmaz.” dedi kız. İki taraf da sakinleşmişti. Usulca çıktılar kömürlükten. Olayı konuşmamak üzerine sessizce kavilleştiler.
Kız gece acıyan yanağının üzerine yatarken düşündü. Annem bir öpücüğe beni bu kadar dövdü, ya karnımdaki incir çekirdeğini öğrenince ne yapacağız?


