söz söz önce kendime,gelmek için unutkan adımlara, yıldızlarca bu rüyaya ağıp giden şaşkın gözlerime,haziran kadar sıcak ,güzün çocuk günleri kadar telaşlı terli ellerime, günün ipi incelmişsede atmak şafağın alnına alnımdan Öz’ün saklı güzelliklerini ,yine öyle aydınlık bir sabaha öykünüp koşmak her yandan bağlı olup özgürüm diyene, çözüp ellerini umuttan keskin eylem kılıcıyla çıkmak onurun şeffaf dağına, yıkarak sinsi ve zorba çivilerle çatılmış bütün köhnemiş tahtları, halkları yani o yaşamadan ölen öldürülen ışıktan o canların üzerinde basıp karanlık ayaklarıyla alçakça yükselen , tozlarını da yele vererek fildişi kulelerini, çağırıyorum önce kendime, gelerek önce, kapısına bazı ürkekçe aralayıp, bazı kırıp hoyratça yürek odalarına giriyorum, açılmamış korkularla örtülü, oturulmamış zirvelerinden merakla bakılan gönül ovalarına, gelmesi ne güç oldu ki zati ömür derler çoğunluk o takvim rampalarına ,yaprak yaprak salıp giden, rüzgarı kendinden menkul ve arsız ve kimsesiz günler sağanağı yok olurken, seziyordu her körelmiş kulak çocuk sesleriyle yıkanarak, sesi kaçmış şehirler boşalıyor, boşalıyor doluyum zannıyla toklar, açlar şerha şerha ve çiçek çiçek bahara , önce kendi mevsimime çağlıyorum kırarak çöl zamanları ,canına susamış bir nehir döküldüğünde yükseklerden,çığırarak en bed sesimle daha duyulmamış bi türküyü,dur diyorlar delimisin sen, aklını bezirgan çadırında unutanlar ,unutanları unutmayanları çağırıyorum,utanmayanları değil, çokça benzerken birbirine çoğumuz, açlığımız hani, ölümlerimiz bazen ,kimsesizliğimiz gül gül şu gülistan içinde, gömüldüğümüz kara toprak sonra açtığımız ellerimiz gök mavisi,sustuğumuz kederli sırlarımız ve hıçkırığımızla ,umutsuz umudumuz , yırtık ceplerimizle,korkarak baktığımız pencerelerimiz ,kimi hiç açılmamış yoklanmamış rutubetli pencerelerimiz, aynı değilsek de ayrı da değiliz,kibrimiz ve ayrılık celladına duyduğumuz garip hayranlığımız olmasa ,hariciz içimize kölesiyiz dıştakinin, sormayız niye diye, öyle diye önce bildiğimiz, önü arkası kesilmiş cevapları çağırıyorum, geliyor geliyor çağlar şaşkını , soruları sararmış kırıp mısraların satırını, önce göğe yazılmış, yürek taşkını şiirle çığırıyorum /Hüseyin Özdemir

