![]()
Büyük İnsan Destanı
Kadim Anadolu, karanlığın eşiğindeydi;
Toprakları işgal altında, köyleri yanmış,
Devleti yönetenler korkmuş, sinmiş, pusmuş,
Umutlu yürekler zincire vurulmuştu.
O anda, bir gemi çıktı İstanbul’dan,
Hırçın Karadeniz’in dalgalarında.
Samsun’a yanaşan o gemi,
Bir milletin yeniden doğuşuydu aslında.
Gemiden bir adam indi;
Gözleri masmavi şimşek gibi çakıyordu.
Yüreğinde yorgun bir milletin çığlığı vardı.
O, halkın sesi oldu:
“Ülkenin bağımsızlığını, milletin azim ve kararı kurtaracaktır.”
O ses, Anadolu’da kıvılcım;
Askerin yüreğinde bir ateş,
Çocukların gözlerinde ışık oldu.
Dağlar bile duydu bu sesi,
Irmaklar her köşeye taşıdı.
Telgrafın telindeki kuşlar bile,
Her yere ulaştırdı bu sözleri.
Anadolu bir titredi,
Üstündeki ölü toprağını silkeledi.
Bin yıldır olduğu gibi
Bir kez daha ayağa kalktı.
Samsun’dan doğan kıvılcım,
Alev alev yayıldı.
Ama yol uzun, tehlike büyüktü;
Millet yolunu kendisi bulmalıydı.
Erzurum’da toplandı umutlar,
Sivas’ta cesaret büyüdü.
Koca bir milletin kaderini,
Bir avuç vatansever düşündü.
O, kürsüye çıktı,
Ve yüreğindeki tüm hakikati haykırdı:
“Manda ve himaye kabul olunamaz.”
Bir an sessizlik oldu,
Sonra bir milletin sesi yükseldi:
“Özgürlük ve bağımsızlık benim karakterimdir.”
İşte bu karakter,
Artık milyonların ortak kaderiydi.
Bir ulus, çorak toprakta filizlendi;
Bir başak tanesi gibi.
Karnı aç, ayağı çıplak,
Ama gözlerinde umut,
Yüreğinde özgürlük…
Sonra yemin verildi:
“Ya İstiklâl, ya ölüm!”
Toprak yanıyor, gök kararıyor,
Bir milletin kaderi
Sakarya’nın suyuna kan veriyordu.
Ordu yorgun, cephane azdı,
Ama bilekler çelik gibiydi.
O, sarsılmaz iradesiyle konuştu:
“Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır;
O satıh bütün vatandır.”
Mehmetçik biliyordu;
Geri adım atmak yoktu.
Çünkü vatanın her karış toprağı,
Kanla alınmış, ancak kanla verilirdi.
Günler geçti, soğuk geceler kavurdu.
Her süngü, her nefes, her mermi
Yeniden dirilişe adandı.
Mehmetçik,
Kök salmış koca çınar gibi,
Geri düşmemek için direndi.
Gecelere sessizlik ve soğuk hâkimdi…
Ay, kara bulutların arasından usulca bakıyor,
Bir milletin kaderine tanık oluyordu.
Dağlar susuyor,
Mehmetçik, ovada sessizce bekliyordu.
Sabaha ya zafere kavuşacak,
Ya sonsuzluğa karışacaktı.
Gece bitti, şafak söktü,
Afyon ovasına kızıl bir güneş doğdu.
O’nun sesi bir kez daha yankılandı,
Dağlardan denize doğru kükredi:
“Ordular, ilk hedefiniz Akdeniz’dir, ileri!”
Bir millet esaret zincirini kırdı.
Afyonun donduran ayazında,
Ağustosun sonunda,
Kuru ekmek, üzüm hoşafı,
Ayağındaki çarıkla,
Dağları aştı, ovalara taştı Mehmetçik.
Ve sonunda,
İşgalcilerin kirli gölgesi,
Anadolu’dan tamamen silindi.
Toprak, yeniden özgürce nefes aldı.
Dumlupınar’da sadece toprak değil,
Gökyüzü bile ağladı.
Yere düşen her can, toprağa akan her kan
Vatanın bayrağındaki ay ile yıldız oldu.
O, masmavi gözlerini ufka çevirdi;
“Bu millet hür yaşamış ve hür yaşayacaktır.
İstiklaline kastedenleri yine millet kahredecektir.”
Türk milleti yalnızca bir savaş değil,
Kendi geleceğini kazandı.
Büyük Zaferin ardından,
Silahlar sustu, sömürgeciler şaşkındı.
Yıkıntılar arasından,
Yeni bir çağın sesi yükseldi.
Bağımsızlığın türküsü duyuluyor,
O, bir güneş gibi parlıyordu.
Milletin kürsüsünden haykırdı;
“Egemenlik, kayıtsız şartsız milletindir.”
Artık tahtlar yıkıldı,
Saltanat zinciri kırıldı.
Millet kendi efendisi oldu.
Meclisin her sandalyesinde
Özgür bir milletin sesi yankılandı.
Çünkü artık cumhuriyet vardı.
O dedi ki:
“Türk milletinin karakterine en uygun idare, Cumhuriyet idaresidir.”
O’nun kim olduğunu bildiniz mi?
Bir çift mavi göz, sarışın bir kurt,
Asker, öğretmen, devrimci,
Çağlar üstü öngörü, büyük önder.
Ezilen uluslara ilham veren,
Vatanını sağlığından üstün gören,
Hayata bakışımıza yön veren,
Daima kalbimizde yaşayan,
Minnetle, şükranla, sonsuza dek:
Büyük insan…
Büyük destan…
10.11.193∞


