• Destek
  • Üye Ol
  • Yazar Girişi
  • Abone Ol
0 553 423 00 17 kibelekulturs@gmail.com
Kibele Kültür Sanat Dergisi | Hayatı Doğuran Sanat  |  Hatice DÖKMEN
  • Hakkımızda
  • Künye
  • Dergiler
  • Galeri
  • E-Dergi
  • Yazılar
    • Edebiyat
      • Şiir
      • Roman
      • Öykü
      • Deneme
      • İnceleme
      • Anlatı
      • Araştırma
    • Kitaplar
      • Kitap İncelemeleri
      • Yeni Çıkanlar
    • Tiyatro
    • Sinema
  • Yazarlar
  • İletişim
  • Üye Ol
No Result
View All Result
  • Hakkımızda
  • Künye
  • Dergiler
  • Galeri
  • E-Dergi
  • Yazılar
    • Edebiyat
      • Şiir
      • Roman
      • Öykü
      • Deneme
      • İnceleme
      • Anlatı
      • Araştırma
    • Kitaplar
      • Kitap İncelemeleri
      • Yeni Çıkanlar
    • Tiyatro
    • Sinema
  • Yazarlar
  • İletişim
  • Üye Ol
No Result
View All Result
Kibele Kültür Sanat Dergisi | Hayatı Doğuran Sanat  |  Hatice DÖKMEN
No Result
View All Result
Home Öykü

Ayakkabı Tamircisi / Fırat Kasabalı

Fırat Kasabalı by Fırat Kasabalı
3 Haziran 2026
in Öykü
0
Ayakkabı Tamircisi / Fırat Kasabalı
0
SHARES
4
VIEWS
Share on FacebookShare on Twitter

Daha ortaokuldaydım o zamanlar. Top oynarken ayakkabımın topuğu kırılmıştı. Hani bir tarafı yırtılsa daha iyiydi sanki.! En azından aksamadan yürüyebilecek ve arkadaşlarıma karşı mahçup olmayacaktım. Ah be güzel çocuk… Ne var ki bunda?.. Altı üstü ayakkabının topuğu kırılmış. Yani, bundan daha doğal ne olabilir ki? Ayrıca herkesin başına da gelebilir. Ama öyle değil işte. On üç- on dört yaşındaki bir çocuğun gururunu hiçbir aygıt ölçemez. Öylesine kontrol edilemez ve değer biçilemez bir seviyeye ulaşmıştır. Hani diyor ya bilge insan: “Bir gencin onuru, bütün kutsal yapıların onuruna eş değerdir.” diye!

Kırma, onar, kırma!
Onardıkça eskisinden daha iyi bir seviyeye gelecektir, buna inan.
Bazen bir topuk olur, çoğu zaman bir insan.

Şansım vardı ki, son ders ziliydi. Arkadaşlarım evin yolunu tutarken, ben ayakkabı tamircisi yaşlı amcaya doğru yola koyuldum. Aksayarak yürüyordum. Bir ara ayakkabımı çıkararak tekrar nasıl kırılmış diye kontrol ettim. Topuğun üçte ikisi yerinden fırlamış gibiydi. Mübarek biz de topu nerde görsek düşman gibi saldırırdık. Üstümüzde, başımızda ve ayağımızda ne var diye bakmazdık.
Çocuklara mahsus bir umut ve bir hayal dünyamız vardı. Yarınlara dair hiç kaygı duymazdık. Eksilen ne varsa, bir lütuf gibi tekrar yerine gelirdi.

“Übeyit beyin mekanı cennet olsun…
Az kazma/kürek sallamadı, bize yetişecek diye.”

Neyse ki gideceğim yer uzak değildi.
Okula yaklaşık yüzelli metre mesafedeydi.
Biz öğrenciler, mahalleli ve öğretmenlerimiz dahil hep o yaşlı adama giderdik. Bahçe içinde küçük şirin bir evi vardı. Kendi gibi yaş almış hayat arkadaşından başka da kimse yoktu yanında. Çocukları vardı elbet. Ama hepsini de okutmuş ve devlet kadrosunda iş-güç sahibi yapmıştı.

O gerçek bir sanatçıydı.

Eskiyen gözlük camının ardından bakarak ayakkabının etrafında bir turu tamamladığında, sadece ayakkabıya hayat vermez, kendine ve çocuklarına da onurlu bir yaşam inşa ederdi. Yüzünde hep bir tebessüm vardı. En mutlu veya en komik anlarda bile, iki kahkahadan fazla atmazdı. Şahsiyetli ve erdemli bir duruşu vardı. Kibar ve nazik konuşurdu. Yüce gönüllüydü… Hep bir şeyler ikram etmek isterdi. “İnsanı anlamak, hayatı anlamaktı” İnsanı anlamış ve hayatı çözmüştü bilge insan.

Ustayı ismiyle anmak isterdim ama, adını hatırlayamadım şimdi. Elleri öpülesi koca yürekli adam.

Ustanın ekmek teknesi, kendi evinin duvarına bitişik briketten yapılmış küçük bir kulübeydi.
Evet, işte o sadece ayakkabıları değil, gönülleri de onaran büyük ustanın huzur ve sanat kokan atölyesi burasıydı. Yetmişli yaşlarındaydı. Çalışırken gözlük kullanırdı. Abartısız bıyıkları ve narin bir yüzü vardı. Uzunca önlüğü vardı, diz boyunu örten. Elleri emek vermekten kararmış, yapıştırıcılar yer tutmuştu tırnak bölgelerinde. Piknik tüpünün üstünde daima kaynayan çayı…Misafirlerin oturabilmesi için küçük ahşaptan bir taburesi… Ve ince-yassı şişten yapılmış kısa ama neşterden daha keskin bıçağı. Beni en çok etkileyen enstrümanlardan biri de o bıçaktı. Bir deri parçasını, lastiği veya bir kösele parçasını keserken, adeta tereyağından kıl çeker gibi estetik ve sanatsal bir işlevi vardı. Ben onu hayranlıkla izlerken;
O ara sordu:
“Kaçıncı sınıftasın evlat?
“Son sınıftayım amca…
“Aferin, bitirmişsin artık…
Peki liseye gidecek misin?
“Evet, gideceğim.
“Mutlaka okumalısın…
Okuyan okumayandan çok öndedir. Ben bütün çocuklarımı okuttum. Şimdi rahat ve huzurluyum.
Can kulağıyla dinliyordum amcayı.
Derken; çok zarif, yürekten söylenmiş kadife gibi yumuşak bir sesin kulağıma çalınmasının ardından uzattı ellerini Ayşe teyze…
“Elma sever misin yavrum? diye sordu.
Gülümseyerek teşekkür ettim.
İki avucunu birleştirmişti… Nasıl da şefkat ve bereket barındırıyorlardı duruşlarında.. Öylesine gönülden ve öylesine beklentisiz.
İki elma vardı avucunda, al-al…
İki parmağımın uçlarıyla uzattım ellerimi ve aldım bir tanesini…
Teyze; “Al yavrum, diğerini de al.
“Yok… teşekkür ederim, bir tane yeter.
“Al, al… İkisini de al…
Koştura koştura acıkırsın, sonra yersin.
Bir çocuk utangaçlığında dudaklarımı bükerek aldım diğerini de… Tekrar teşekkür ettim. Afiyet olsun yavrum, dedi ve ağır ağır evin kapısına doğru yürüdü.
Elmaları orada yemeye utandım, cebime koydum, sonra yerim diyerek.
Ve amcaya döndüm.
Elindeki iş bitmek üzereydi.
Son dokunuşları da yaptıktan sonra sordu:
“Senin ayakkabının nesi varmış bakalım?
“Top oynarken topuğu kırıldı, topallayarak geldim buraya kadar.
“Ver bakalım bi bakayım şuna.
Hımmm!!
Bu topuk gitmiş… Yenisini takmak gerekir.
“Tamam… Olsunda nasıl olursa olsun.
“Hı hı tamam !
Tasalanma sen… Ben şimdi hallederim.
Topuk değişecekti. Bir yandan param yeter mi acaba? diye düşünüyorum.. Yetmezse de, kalanını yarın getiririm diye teselli ediyorum kendimi.
Amca aldı ayakkabıyı, sol yanında bulunan çelik örs’e takarak, kırılan topuğu söktü ve yerine yenisini taktı.
Üstüne de lastiği bir güzel yapıştırarak çiviledi. Sonra gözlüğün üstünden bana bakarak; “Diğeri nasıl?
Ben de, “İyi iyi … diğerinde bi şey yok.
“Sen ver bakalım bana, ona ben karar veririm. Çaresiz diğer ayakkabıyı da çıkarıp uzattım ustaya. Gülümsedi o an.
“Evet, topuk sağlam ama, bunun da lastiğini değiştirmek gerek… İyice erimiş bu da!
Ya çok para tutarsa diye tedirginim ama, yine de tamam, dedim.
Diğer ayakkabının da lastiğini değiştirerek;
“Bak ne güzel oldu şimdi… Sapa sağlam..
“Evet çok güzel oldu. Ellerinize sağlık..
Borcum ne kadar?
İçimdeki tedirginliği anlamış gibi:
“Beş lira… Ama paran çıkışmıyorsa sonra da verirsin, önemli değil.
Şöyle ceplerimi bir yokladım, yedi lira param vardı. “Oh dedim içimden. Çok şükür mahçup olmadım.”
“Teşekkür ederim.. Param varmış.. Uzattım beş lirayı…
“Bereket versin, dedi..
Ben de ayakkabılarımı giydim ve vedalaşarak huzurla ayrıldım ordan. Yaşlı adam sadece ayakkabılarımı değil, bir çocuğun endişelerini ve kaygılarını sıfırlamış, mahçubiyetten kurtararak ruh halini de onarmıştı.

Ben de o anki mutluluğu tarif edecek kelimeler yok..

“Onarmak, eskisinden daha iyi hissettirir bazen.”

Büyük ustaya minnet ve saygıyla..
Allah rahmet eylesin,
Mekanı cennet olsun.!

Yazıyı nasıl buldunuz?

Oy için yıldıza tıkla!

Ortalama Oy / 5. Oy Sayısı

Oyu yok

We are sorry that this post was not useful for you!

Let us improve this post!

Tell us how we can improve this post?

Paylaşarak destek olabilirsiniz!
Previous Post

İhrak-ı Münakkaş / Fatih Dondurmacı

Next Post

Kaygı / Ahmet Faruk Herekeli

Fırat Kasabalı

Fırat Kasabalı

Next Post
Kaygı / Ahmet Faruk Herekeli

Kaygı / Ahmet Faruk Herekeli

Bir yanıt yazın Yanıtı iptal et

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

No Result
View All Result

Hakkımızda

Kibele Kültür Sanat Logo

Kibele Kültür Sanat

Merhaba sevgili okur.

Mitolojide Tanrıların anası olarak bilinen Tanrıça Kibele’nin anaç, üretken, hayatın devamını sağlayan özelliklerinin uğruna inandık. Ve onun adını kullanıp Kibele Sanat olarak edebiyatta biz de varız dedik. Edindiğimiz misyonla amacımız; bizden önceki kalem ustalarımızın bayrağını, gelecek kuşaklara ulaştırmak. Çünkü edebiyat dünya tarihini içinde barındıran devasa bir ansiklopedidir… Devamını Oku

Arşivler

  • Haziran 2026
  • Mayıs 2026
  • Nisan 2026
  • Mart 2026
  • Şubat 2026
  • Ocak 2026
  • Aralık 2025
  • Kasım 2025
  • Ekim 2025
  • Eylül 2025
  • Ağustos 2025
  • Temmuz 2025
  • Haziran 2025
  • Mayıs 2025
  • Nisan 2025
  • Mart 2025
  • Şubat 2025
  • Ocak 2025
  • Aralık 2024
  • Kasım 2024
  • Ekim 2024
  • Eylül 2024
  • Ağustos 2024
  • Temmuz 2024
  • Haziran 2024
  • Mayıs 2024
  • Nisan 2024
  • Mart 2024
  • Şubat 2024
  • Aralık 2023
  • Eylül 2023
  • Ağustos 2023
  • Temmuz 2023

Kibele Kültür Sanat Logo

Kategoriler

  • Anlatı
  • Araştırma
  • Deneme
  • Genel
  • Hakkımızda
  • İnceleme
  • Kitap İncelemeleri
  • Masal
  • Öykü
  • Roman
  • Röportaj
  • Şiir
  • Sinema
  • Sizden Gelenler
  • Söyleşi
  • Tiyatro
  • Yeni Çıkanlar

Son Yazılar

  • Masnuatın Marziyatı / Fatih Dondurmacı
  • Pusula
  • Sevginin Evrimi / Tekin Okay
  • Hatıra Defteri / Aşk Yazarı Mustafa Çifci
  • Kolici / Tolga Kahveci

Copyright 2023 - 2025 Haziran K İ B E L E Kültür Sanat Dergisi Limited Şirketi All Right Reserved. Developer by Fedora Bilişim Teknolojileri İnternet Danışmanlık Hizmetleri Basım Yayın Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi. Bu sitede yayınlanan ses, görüntü, yazı içeren bilgi ve belge, hiçbir şekilde kullanılamaz, izinsiz kopyalanamaz. Tüm hakları K İ B E L E Kültür Sanat Dergisi Limited Şirketi'ne aittir.

KİBELE Abone
No Result
View All Result
  • Hakkımızda
  • Künye
  • Dergiler
  • Galeri
  • E-Dergi
  • Yazılar
    • Edebiyat
      • Şiir
      • Roman
      • Öykü
      • Deneme
      • İnceleme
      • Anlatı
      • Araştırma
    • Kitaplar
      • Kitap İncelemeleri
      • Yeni Çıkanlar
    • Tiyatro
    • Sinema
  • Yazarlar
  • İletişim
  • Üye Ol

Copyright 2023 - 2025 Haziran K İ B E L E Kültür Sanat Dergisi Limited Şirketi All Right Reserved. Developer by Fedora Bilişim Teknolojileri İnternet Danışmanlık Hizmetleri Basım Yayın Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi. Bu sitede yayınlanan ses, görüntü, yazı içeren bilgi ve belge, hiçbir şekilde kullanılamaz, izinsiz kopyalanamaz. Tüm hakları K İ B E L E Kültür Sanat Dergisi Limited Şirketi'ne aittir.