Ay sonuna üç gün vardı.
Mutfak masasının üzerinde yüz yetmiş lira, yarım ekmek ve ödenmemiş elektrik faturası duruyordu.
Kadın parayı üç kere saydı.
Değişmedi.
Zaten bazı şeyler ne kadar sayarsan say değişmiyordu. Para çoğalmıyor, kira eksilmiyor, çocukların ihtiyaçları beklemiyordu.
Sabah ev sahibi aramıştı.
“Bu ay da gecikmesin.”
“Gecikmez,” demişti.
Telefonu kapattığında kendi söylediğine kendi inanmamıştı.
Buzdolabını açtı. Birkaç yumurta, biraz peynir, dibinde kalmış salça…
Kapattı.
Çocuklar görmeden tekrar açtı. Sanki ikinci kez bakınca içeride bir şeyler çoğalacakmış gibi.
O akşam çocuklarına makarna yaptı.
“Anne, sen yemeyecek misin?”
“Ben tokum.”
Annelerin en çok söylediği yalanlardan biriydi bu.
Tok değildi.
Sadece tenceredeki yemek üç kişiye yetmiyordu.
Çocukları yerken karşılarına oturdu. Küçük olan tabağındaki son iki lokmayı bıraktı.
“Doydum.”
Kadın hemen anladı.
“Bitir yavrum.”
“Gerçekten doydum anne.”
Çocuk tabağı ona doğru itti.
İkisi de birbirinin yalanını biliyordu.
Kadın o iki lokmayı yerken başını önüne eğdi. Çocuğu gözyaşını görmesin diye uzun uzun tabağa baktı.
Hayat ona ağlamak için bile yalnız kalması gerektiğini öğretmişti.
—
Sabahları çocukları okula gönderiyor, sonra işe yetişiyordu.
Akşam başka işlere bakıyordu.
Temizlik yaptı.
Yemek yaptı.
Bir dönem merdiven sildi.
Eve geldiğinde elleri deterjandan çatlamış olurdu. Çocuklar uyuyunca krem sürecek parası olmadığı için ellerine zeytinyağı sürer, sonra ertesi gün için çantalarını hazırlardı.
Kimse ona “Yoruldun mu?” diye sormuyordu.
Çünkü güçlü görünen insanlara bu soru pek sorulmazdı.
Herkes onun dayanacağını düşünüyordu.
Oysa bazı geceler banyoya girip musluğu açıyor, çocukları duymasın diye sessizce ağlıyordu.
Sonra yüzünü yıkıyordu.
Aynaya bakıyordu.
“Yarın.”
Sadece bunu söylüyordu.
“Yarın yine kalkacağız.”
—
Bir kış günü okuldan telefon geldi.
Büyük çocuğunun ayakkabısının tabanı açılmıştı.
Kadın işten izin alıp okula koştu.
Çocuğu koridorda, ayaklarını sıranın altına saklayarak bekliyordu.
“Niye söylemedin bana?”
Çocuk sustu.
“Kaç gündür böyle?”
“Biraz oldu.”
“Niye söylemedin?”
Çocuk bu kez annesinin yüzüne baktı.
“Sen zaten kirayı düşünüyordun.”
Kadının içinde bir yer kırıldı.
Bir çocuğun annesinin parasızlığını düşünecek yaşa gelmesi kadar ağır çok az şey vardı.
O akşam eve dönerken ayakkabıcıya uğradılar.
Yeni ayakkabı alamadı.
Eskisini diktirdi.
Çocuk dükkândan çıkınca sevinerek ayağını yere vurdu.
“Bak anne, yeni gibi oldu.”
Kadın gülümsedi.
Eve kadar gülümsedi.
Kapıyı kapatınca montunu bile çıkarmadan yere çöktü.
İlk kez kendine şu soruyu sordu:
“Ben ne zaman bu kadar yoruldum?”
Cevabını bulamadı.
Çünkü yorulmak bir günde olmamıştı.
Biriken faturalarla olmuştu.
“Anne, bunu alabilir miyiz?” sorularına verdiği “Sonra” cevaplarıyla olmuştu.
Markette fiyatına bakıp sessizce yerine bıraktığı şeylerle olmuştu.
Çocuklarının yanında korkmamaya çalışarak olmuştu.
Ve en çok da her şey dağıldığında, toparlayacak başka kimse olmadığı için olmuştu.
—
Yıllar geçti.
O evden başka bir kiralık eve taşındılar.
Sonra bir başkasına.
Her taşınmada aynı koli vardı.
Üzerinde siyah kalemle:
MUTFAK
yazıyordu.
Ama içinde mutfak eşyası yoktu.
Çocukların karneleri, ilk çizimleri, hastane kâğıtları, eski fotoğraflar, kırık bir oyuncak araba ve yıllar önce tamir ettirdikleri o küçük ayakkabı vardı.
Kadın hiçbirini atmadı.
Çünkü insan bazen yaşadığı zorlukları değil, o zorluklardan nasıl çıktığını saklamak ister.
—
Bir gün büyük çocuğu ilk maaşını aldı.
Akşam eve gelirken annesini aradı.
“Evde misin?”
“Evdeyim.”
“Bir yere çıkma.”
Bir saat sonra kapı çaldı.
Kadın açtı.
Çocuğunun elinde bir poşet vardı.
“Bu ne?”
“Önce giy.”
Kutuyu açtı.
Bir çift ayakkabı.
Kadın güldü.
“Benim ayakkabım var.”
“Biliyorum.”
“E niye aldın?”
Çocuğu cevap vermedi.
Diz çöktü, annesinin eski terliklerini çıkardı ve yeni ayakkabıları önüne koydu.
Kadın hâlâ anlamıyordu.
Sonra çocuğu başını kaldırdı.
“Benim ayakkabım yırtıldığında sen kendine almamıştın ya…”
Kadının yüzündeki gülümseme bir anda durdu.
Çocuk devam etti:
“Ben unutmadım anne.”
Kadın başını çevirdi.
“Ne var bunda? Anneydim, yaptım.”
“Hayır.”
Çocuğu ayağa kalktı.
“Sen sadece annelik yapmadın.”
Sesi titredi.
“Sen bizi hayatta tuttun.”
Kadın yıllarca ağlamamak için öğrendiği bütün yöntemleri o anda unuttu.
Çocuğu ona sarıldı.
“Sen bize hep ‘Bir gün düzelecek’ derdin.”
Kadın ağlayarak güldü.
“Düzeldi mi?”
Çocuğu annesini biraz daha sıkı tuttu.
“Düzelmedi anne.”
Kadın şaşırarak yüzüne baktı.
Çocuk gözyaşlarını sildi.
“Sen düzelttin.”
O gece kadın yeni ayakkabılarını yatağının kenarına bıraktı.
Uyumadan önce uzun uzun baktı onlara.
Hayatında ilk defa kazandığı bir şeyin fiyatını düşünmedi.
Sonra ışığı kapattı.
Yıllardır ilk kez yarını düşünmeden uyudu.
Çünkü yıllarca çocuklarına bir ev bırakamadığını düşünüp üzülmüştü.
Oysa farkında değildi.
Kirasını güçlükle ödediği bütün o evlerde, çocuklarına çok daha büyük bir miras bırakmıştı:
Ne kadar zor olursa olsun, yeniden ayağa kalkmayı.

