İnsanda, “benlik yanlılığı” denen bir olgu vardır.
Kendine ait iyi olan olumlu yönlerini abartma, olumsuzlarını ise görmezden gelme gibi
bir eğilim içindedir çoğunlukla.
Oysaki kusurların en büyüğü, insanın kendi kusurlarını görmemesidir…
İnsan zihni dışarıya odaklıdır. Feneri hep başkalarına tutar. Kendi enkazıyla,
yetersizliğiyle, yanlışlarıyla yüzleşmek yerine, başkalarının hayatındaki çatlakları
görmeye yönelir.
Kişi, daha ziyade kendi davranışlarını haklı çıkaracak, eksiklerini örtecek, yanlışlarını
küçültecek bir bakış açısıyla kendine bakar. Fakat kendimize tuttuğumuz bu “ayna”
çoğu zaman net değildir.
İnsanlar, yaşadıkları sorunların sebebini de hep “ötekinde” ararlar. Doğru kendinde,
yanlış ve kusur karşıdadır, başkasındadır. Çünkü kendi eksiklerini, yanlışlarını
kabullenmek egosuna darbe vurur.
Kendine ait eksik, yanlış ve hatayı görmeyip suçu başkasına yüklemek, insanın en eski
ama en tehlikeli yanılgılarından biridir.
Hani bir atasözümüz vardır ya, “Kabahat samur kürk olsa kimse sırtına almak
istemez.” diye… Oysa her insanın sırtında taşıdığı heybesi kusurlarla, yanlışlarla
doludur.
Gel gör ki kınanan, ayıplanan davranışları yapanlar bunu üstüne almıyor, üzerini
örtüyor, kabullenmiyor ya da kabullenemiyorlar. Oysaki kusurunu göze alabilen kişi
olgunlaşmış demektir.
Çünkü olgunluk, hatayı karşıda değil önce kendinde aramakla başlar.
Kişi bu yaklaşımla daha adil bir görüş açısıyla bakar meselelere. Bu anlamda hatasını,
yanlışını kabul etmek dürüstlüktür…
Dolayısıyla da hata, yanlış ve kusur kabul etme erdemi, bunu bilerek reddetme
erdemsizliğinden elbette çok daha kıymetlidir…
Bir halk türküsü şöyle der: “Kendi noksanını bilip arif ol / Kimsenin ayıbını gözetme
gönül…”
İnsanlar, hata benim, kusur benim, suç benim demekten zorlanır ve bunları
üstlenmeyi gurur meselesi haline getirirler. Oysa ki bu tutum, gururdan ziyade
kibirdir.
Herkes için geçerli değil bu davranış elbette. Ancak genel eğilim bu yöndedir.
İnsanlar kendine ait kusurlarını torbaya basar, başkasınınkini ise çerçeveleyip duvara
asar. Kendinde olanları küçük ve önemsiz görürken, başkalarınınki ise hep büyük ve
önemlidir.
Böyle görmeyi bir şekilde beceriyor insan…Beceriyor çünkü, başkalarında kusur
ararken mercek kullanıyor…
Halk arasında buna: “Kendi gözündeki merteği görmez, elin gözündeki çöpü görür”
denir. Kendi hatasını, yanlışını mazur ve makul görürken toleranslıdır; ancak
başkalarınınkine karşı acımasızdır.
Bunu yapmak, kendinde var olan hata ve yanlışı görünmez kılma amacıyladır. Diğer
yandan başkalarının hatalarını öne çıkarmak, kendi kusurunu gölgede bırakma ve
kendini daha değerli, daha üstün hissetme çabasıdır.
Hatasını ve yanlışını başkalarına yüklemek aynı zamanda bir savunma mekanizmasıdır.
Bu tutum güç elde etme, özsaygı yükseltme gayretidir.
Böylece başkalarından daha iyiyim hissine kapılır, rahatlarlar.
Bir de başkalarındaki yanlış, eksik ve kusur için hemen parmak sallanır, araya mesafe
konur ve uzaklaşmaya çalışılır. Bu da haklı çıkma, yanlışı karşıya yükleme niyetidir.
Kendi yanlışlarından, kusurlarından, eksiğinden gözünü kaçırma davranışı insan
benliğinin eksik yanlarından biridir… İnsan başkasının eksiğini görerek değil, kendi
eksiğini görerek büyür, gelişir, olgunlaşır…
Şairin dediği gibi: “Noksanım; çünkü insanım.” Bunu deme olgunluğu, çok değerlidir…



