Sabah kahvaltı yaparken ilkokul arkadaşım Şevket aradı, saat ikide hurdalığa gideceğiz tamam
mı dedi. Beni dinlemeden telefonu kapattı. Şevket’in tutumluluğu cimrilik boyutunu aştığını bildiğim
için bu sefer ne alacak hurdalıkta diye düşünmeye başlamıştım… Saat tam ikide zil çaldı, beklemeyi ve
bekletmeyi sevmediğim içi hemen aşağıya indim. Ben hurdalıkta ne işimiz var derken kısaca bekle
görürsün deyip park içindeki bir kahvehaneye girdik. Müşterileri atmış ve yukarı yaşta olduklarını
görünce buranın daha önce hiç gitmediğim belediyenin emekliler kahvehanelerinden biri olduğunu
anladım. İçerisi kapı ardına kadar doluydu. Arka masalardan bizim yaşıtımız biz görünce ayağa kalkıp
el sallayıp bizi oraya çağırdı.
-Tanıştırayım bu Fuat. Benim ilkokuldan arkadaşım, yıllar sonra gurbetten dönünce buluştuk. Mali
Müşavirlikten emekli. Oturanlardan birisi yanındaki sandalye üzerindeki Pazar çantasını alarak
oturmam için el işaretiyle otur dedi. İOturmadan hepsiyle birer birer selamlaşıp tokalaştım. Önce
karşımdaki yaşıtım kişi konuşmaya başladı, onu diğerleri ara vermeden konuşmaya başladı.
– Dün gece yine uykum kevgire döndü. Tuvaletle yatak arasında kaç sefer saat dolmadan kaç kez gidip
geldim. Çoğu kez yolda altıma kaçırdım. Vallahi bıktım bu meretten, prostattan iki yıl önce ameliyat
oldum güya hiç fark etmedi.
-Contalar eskidi motor yağ kaçırıyor. Burada o dertten mustarip olmayan mı var.
-Benimde basur belası yine azdı. Yahu tuvalete gitmek azap oldu. Yıllardır acı yemeye hasret kaldın.
Kabız olunca cehennem azabı hazır.
– Bende çok çektim bu beladan. Ameliyat olacaktım bir arkadaş acı badem çekirdeği yememi tavsiye
etti şıp diye kurtuldum.
-Desene be birader bizde kurtulsak.
-Sonradan öğrendim ki bu çekirdek siyanürmüş, fazla yiyince adamı öldürürmüş. Aradan yıllar geçti
günde kaç tane yediğimi unuttum.
-Benim derdim boğazımı tıkayan balgamla ilgili alacaklı esnaf gibi boğazıma sarılıyor. Üstelik sol
burun kemiğim epey eğrilmiş tüm gece tek burun deliğiyle nefes almaya çalışıyorum. Allahtan sigara
içmem…
Masada tek konu hastalıklardı. Evden çıkarken iki kez mesanemi tam boşalttığımdan emin
olmama karşın içimi karartan sohbetlerden kaçmak için tuvalete gitmek için masadan kalktım. İki tane
tuvalet kabini önünde yaklaşık on kişi idrarını kaçırmamak için cehennem azabı çekiyorlardı elleri
önlerini tutup sağa sola kıvranarak. Yahu buranın müdavimleri işemek için buraya geliyorlar, bir tane
tuvalet kabini yapıp üç tane pisuvar yapsanız günaha mı girersiniz diye yüksek sesle söylendim.
Herkes emekliyi düşünen mi var diye beni onayladı. Arkamda bekleyen iki kişiye sıramı verip hayır
dualarını aldım. İçerde iki üç dakika çişimi yapmak için bekledim, üç damla zor düştü. Tekrar masaya
döndüm, konuşma olanca iştahıyla sürüyordu.
-Hacı Bekir vardı şu bizim ayzaymır hastası. Geçen gün beşyüz metre evine dönmek için taaa şehrin
dışına çıkmış. Yağmurda tiril tiril titrerken trafik polisleri boynundaki telefondan oğlunu aramışlar.
Garibim on gün yataktan kalkamadı.
-Allah kimseye öyle bir dert vermesin.
Masadakiler kulaklarını çektikten sonra masaya iki kez vurarak koro halinde amin dediler. Hava
yavaş yavaş kararmaya başlamıştı sohbetlerin arkası kesilesi yoktu. Şevketin kulağına eğilip
seslendim.
-Şevket biz ne zaman gideceğiz hurdalığa.
Şevket eksik sarı dişlerini sonuna kadar göstererek gülmeye başladı. Gülmesi bitince sırtıma
sert bir yumruk atarak konuştu.
-Hurdalık burası be oğlum. Burada hurdaya çıkmış emeklilerden başka kimse var mı.



