Önce kızıl bir ateş asumanı bürüdü,
Sonra tunç küheylanlar meydanlara yürüdü.
Göğüsleri adeta yakuttan bir damardı,
Hepsi cenk meydanında sanki birer bayraktı.
Bayrak ki candan daha mukaddes mi mukaddes,
Ol Hilkat-i âlemden gelen dipdiri bir ses!
Andırır semalardan boşalan bir ırmağı,
Çağlardır kurdu kuşu doyuran bir kaynağı.
Bir kez içen bin asır tas olur bu kaynakta;
Besmeleyle yoğrulmuş bir ruh var bu bayrakta!
Açıldı kırmızı gül, tekbirler yükselince;
Hilalin şavkı düştü göğsüne tülden ince.
Ekildi tohum gibi, gökyüzü tarla idi;
Nesiller boyu Türk’ün hasadı bayrak idi.
Aktı mübarek kanlar üstüne damla damla,
Bir ölüp bin dirilip, ölmek için bin defa.
Ne lütuf şühedayı son kez nurlu yüzünden,
O nazlı bayrak öper şol cennete girmeden!
Bu vuslatın adına nasıl denilir cefa?
Firdevs’i müjdeleyen bir sır var bu bayrakta!
Yıkıldı küfrün tahtı düştü zulmet perdesi
Çekildi semalara Türk’ün hilal kolyesi
Yurtsuz olan yurt kurdu o penahın kalbine
Ne niyazlar işlendi al bayrağın rengine
Bayrak ki mücahittir bahadırdır gazidir
Koskoca bir ulusu kucaklayan mazidir
Dalgalandıkça gamı söküyor sinelerden
Bir ses gibi akıyor kutlu minarelerden
Hangi aşık şad olur maşuğundan ırakta
İnsanı meftun eden bir hal var bu bayrak
Serildi pay sofrası, nimetler bölüşüldü;
Yezid’e vatansızlık, yiğide bayrak düştü.
Derdi Leyla olanlar erken kalktı sofradan,
Bayrağı yar belleyen hoşnut kaldı bu paydan.
Çağlar boyu bir millet bu aşk ile direndi,
Hürriyete sevdası al bayrakla bilendi.
Rüzgar bile ayrılmaz bir an olsun yanından,
Tanır gibi bu şanı Asya bozkırlarından.
Türk’ün bayrak nöbeti başlamış tâ kundakta;
Kızıl Elma’ya giden bir yol var bu bayrakta!


