23 Nisan yaklaşıyordu. Bu sene … Bakanının koltuğuna okullarından bir
öğrenci oturacaktı. Koltuğa kimin oturacağı, bakanın karşısına kimin çıkacağı
merak konusuydu. Meraklı bekleyiş devam ediyordu. Bu meraklı bekleyişi,
iliklerine kadar hisseden iki çocuk daha vardı. Rıza ve Metin. İkisi de okulun en
popüler, en bilinen öğrencileri olarak gösterilirdi. Ne zaman şiir okunsa, onlar
çağırılır, ne zaman bir bilgi yarışması olsa, ilk onlara gidilirdi. Kendi aralarında
da inanılmaz bir rekabet, bir yarış vardı. O yüzden, ikisi için de 23 Nisan
etkinliği son derece önem arz ediyordu. Bekleyiş sonunda bitti. Okul Müdürü
Hüsnü Bey, kararını açıkladı. Bakanın koltuğuna Rıza oturacaktı. Metin
yıkılmıştı. Aynı zamanda da öfkeden deliye dönmüştü. Bütün gün hiç
konuşmadı, yemek yemedi. Ailesi endişeliydi onun için. Okul müdürüne gittiler
ama müdür kararından vazgeçecek gibi görünmüyordu. Çaresiz durumu
kabullendiler. Kabullenmeyen birisi vardı, o da Metin idi. Sinsi düşünler aklını
kurcalıyor, Rıza’nın rezil olmasını ve bir daha böylesi bir etkinlikte, adının bile
geçmemesini istiyordu. Sonunda planını yaptı. 23 Nisan sabahı bakanlığa,
okulun öğrencilerinin arasına karışarak gitti. Bir yolunu bulup, gizlice bakanın
odasına girmeyi başardı. Kimsecikler yokken yanında getirdiği güçlü
yapıştırıcıyı bakanın koltuğuna boca etti. Planı şuydu. Rıza koltuğa oturunca,
yapıştırıcının etkisiyle koltuktan kalkamayacaktı. Onun kalkmak için gösterdiği
çaba ise, Rıza’nın rezil olmasını sağlayacaktı. Gizlice, geldiği gibi odadan çıktı.
Bir yarım saat sonra bakan, bakanlığa teşrif etti. Basın mensupları, öğrencilerle
eşliğinde makamına geçti. Makamına girer girmez, büyük bir keyifle koltuğuna
oturdu. O da ne? Böyle olmaması gerekiyordu. Bakanın koltuğuna oturmaması
gerekti. Şimdi ne olacaktı? Metin’i dehşet bir korku sardı. İçinden bildiği bütün
duaları okudu. Olayın sorunsuz çözülmesi, en büyük isteğiydi. Rıza’nın rezil
olması ya da olmaması artık umurunda bile değildi. Bakan basın mensuplarının
yerlerine geçmesinin ardından, hazırladığı metni okumaya koyuldu. Hazırladığı
metin şöyle bitiyordu. “Devlet adamları koltuklarına yapışmamalıdır. Muhakkak
günü geldiğinde, geldikleri gibi kalkmasını da bilmelidirler. Sevgili çocuklar!
Siz, siz olun asla koltuklarına yapışmayın. Yoksa kalkamaz, öyle kalırsınız. Siz
kalkacaksınız ki yerinize başka biri gelsin. Öyle değil mi? Şimdi yeni
bakanımız, Sayın Rıza Kaya Beyi, koltuğuna davet ediyorum. Bize anlatacakları
vardır. Buyurun Sayın bakanım” …
Son sözünü söyledi bakan. Kalkmak için hamle yaptı. Ancak nafile. Öylece
kalmıştı yerinde. Birkaç kez yeniden denedi kalkmayı. Bir türlü olmuyordu.
İnsanlar meraklı gözlerle olanları izliyordu. Kimse ne olduğunu bilmiyordu.
Bakan sahte bir gülümsemeyle, yeniden araya girdi. “Hadi bakalım bakanımız
için kalkıyorum.” Yine hamle yaptı ve yine nafile. Hiçbir yere
kıpırdayamıyordu. Görevliler araya girdi. Bakan yardımcıları, korumalara
devreye girdi. Herkes büyük bir gayretle, bakanı yapıştığı koltuktan kaldıramaya
çalışıyordu. Dakikalar geçti, saatlerce geçti. Hiçbir şey değişmedi. Bakan
koltuğuna yapışmış şekilde öylece kalakalmıştı. Rıza ne olduğunu anlamaya
çalışırken, Metin çaktırmadan oradan uzaklaşmanın yollarını arıyordu.
Güç bela gece yarısına doğru bakan, yapıştığı koltuktan kurtarıldı. Soruşturma
açıldı hemen. Yapıştırıcıyı kimin temin ettiği, bu saygısızlığı kimin yaptığı
titizlikle incelenecekti. Bakanın tavrı netti. Kimin yaptığı en kısa zamanda
bulunacaktı. Önce ana muhalefetten şüphelenildi. Sonra saçma olduğu
anlaşılınca, başka düşmanlar üzerine yoğunlaşıldı. Dış güçler, dış mihraklar her
şey araştırılacaktı. Neyse ki bunlara gerek kalmadan, Metin’in yaptığı kısa
sürede anlaşıldı. Zavallı Metin, arkadaşı Rıza’yı rezil edeceğim derken kendisi
rezil olmuştu.
Bu öykü yazarken hep şunu düşündüm. Acaba Metin; bu kötü şakayı, bugünkü
mevcut tüm bürokratlara da yapmış olabilir mi? Yoksa şimdiye çoktan
kalkmaları gerekiyordu. Öyle değil mi?



