Bazen soruyorum kendime. “Veysel miydi görmeyen yoksa biz mi?” Ne yazık ki yanıt ikincisi. Aşık Veysel her şeyi görüyordu. Üstelik başka bir gözle, bambaşka bir bakış açısıyla… O yüzden ortaya çıkıyordu, böylesi muhteşem dizeler. Bizler ise; gördüğünü sananların oluşturduğu kalabalıktan başka bir şey değiliz. Körler çarşısında ayna satmaktan öteye gitmiyor düşüncelerimiz. Çoban kulübesinde padişah hayalleri kurarak ile geçiyor ömrümüz. Oysa “özelden” geldik biz. Şimdi ise genele doğru, koşar adım gidiyoruz. Hepimiz; istisnasız hepimiz kâinatın birer parçasıyız. Ancak tamamımız var olduğunda oluşabiliyor sonsuzluk. Neden bunu farkına varamıyoruz asırlardan beri? Ne durduruyor bizi? Gerçeği görmek için sunulmuş bunca imkân, neden yetmiyor görmemize? Ne olması gerekiyor görebilmek için? Soru sormayı hafife almayın sakın. Her şey, hatta zaman bile bir soruyla başladı. Zaman göreceli bile olsa, inanın bana yaşadıklarımız, yaşattıklarımız ve yaşayacaklarımız gerçek. Hatta yaşayamayacaklarımız bile…
İlkay Akkaya’nın “Ne fayda” diye olağanüstü bir şarkısı vardır. O şarkıda geçen bir söz, benim tüm hayatımı değiştirdi. Henüz 17 – 18 yaşlarındaydım. Şarkıda şöyle diyordu. “Bana Veysel’in aşkı gerek, gün görmüşüm şu dünyada ne fayda.”
Bütün mesele buydu işte. Anlamak için, değerlendirmek için, hatta gerçeği görüp anlayabilmek için sevmek gerekiyor. Bu da sevilmeyi doğuruyordu pürüzsüz bir ışıktan. Zaten sevilmek dediğini şey, iki ruhun birbirini salt sevmesiyle oluşuyor. Paylaşılmayan şey yalnızlıktır. Sevgi sevgiyle çoğalır. Öyle diyor İlhan İrem. Ve şöyle devam ediyor. “Uyanmaksa bütün amaç, bitkiler de uyanıyor. Gece gündüz uyuklayan nice insan yaşlanıyor.”
Hepimiz öleceğiz. Bunun çaresi ötesi berisi yok. Ruh bedenden ayrılıp sonsuzluğa karışacak. Geriye sadece beden kalacak. Toprağa gömecekler bizi. Yani başladığımız yere. Orada tüm böcekler etimizi yiyecek ve bedenimiz tüm zerresine kadar toprağa karışacak. İşte tek gerçek bu. O zaman madem öleceğiz ve madem bunun hiçbir çaresi yok. O halde neden yaşamayalım son ana kadar. Neden hakkını vermeyelim yaşamanın? Neden sevmeyelim bir çiçeği, bir kediyi, bir kuşu, bir ağacı…
Neden sevmeyelim kendimizi?


