Bilen bilir. Bilmek için hem altmış yaşını geçmiş olmak hem de çocukluğunda teneke arabalarla haşır neşir olmak gerekir. Oyuncak arabaları kast ediyorum. Bu arabaların yan tarafında bir delik, içinde de yaylı ve çarklı bir düzenek olurdu. Tekerlerin hareketi için çarkların dönmesi, çarkların dönmesi için de zembereğin kurulması gerekir. Bunun için delikten iki kulaklı bir anahtar sokulur, saat kurar gibi çevrilir. Eski çalar saatleri bilen bunu da bilir. Anahtar bırakılınca zemberek aniden boşalır, araba ok gibi fırlar. Kontrolü mümkün değildir. Ön tekerlek nereye giderse araba da onu izler. Duvara toslasa bile vazgeçmez, eğilip bükülse de fark etmez. Her türlü travmaya dayanıklıdır. Tamiri kolaydır. Anahtarı çevirirsin, tekrar çalışır, hiçbir şey olmamış gibi yürür gider. Gider de nereye gider, kimse bilmez! Çocukluğumuzun teneke arabaları ortadan yok oldu.Bizim demokrasimiz de bu teneke arabalara benziyor. Ön tekerlek hedefe kilitlenmiş, kör topal, kıra döke gidiyor. Biz düz yola bırakıyoruz, o bildiği yere gidiyor. İçinden tramvay geçen hayatımız kâbusa döndü. Bu tanım halkın tamamını kapsamıyor. Gerçekçi olmak gerekirse; kapsama alanı dışında kalan halk için bu durum gayet doğaldır. Sonuçta bal tutan parmağını yalıyordur. Milletin sorunu tramvayın nereye gittiği değil, kendisinin neden binemediğidir. Bazı medya mensupları ve iş bitirici iş adamları ise bu tramvayın olmazsa olmaz yolcularıdır. Çünkü ülkede fırsat eşitliği vardır ve fırsatlardan faydalanma sırası onlardadır. Bu zatlara gaipten bir ses “banka al, AVM yap, onu yapamıyorsan köprü yap,” demiştir. Maden işi de fena değildir. Rabbim herkesin gönlüne göre vermektedir. Gerisi lafügüzaftır. Tramvaydı, tenekeydi derken ruhum karardı. Bu kâbusu sona erdirecek bir hayale, ruhumun morluklarına iyi gelecek bir merheme ihtiyacım var. Bütün haksızlıkları, duyarsızlıkları unutturacak, ahlâk ve adalet var dedirtecek bir şeye… Küçük bir mutluluk, safça bir umut! Bir bilenin dediği gibi; travmalar arası küçük mutluluklardır bu topraklarda yaşam.



