Kafka yalnız, sevilmeyen, zayıf, kara kuru biri olmasaydı eğer bu kadar iyi kitapları yazar
mıydı ki, dönüşür müydü gecenin karanlığında o kabuklu böceğe, ağlar mıydı ailesine
çaresizce?
Jack London denizlere, kış ayları ormanın derinliklerine kurtlarla yol almasaydı, yalnızlık
senfonisini dinlemeseydi zifiri okyanusta, değer görseydi aşağılık Ruth tarafından, yazabilir
miydi onca şeyi, o kadından fırsat bulup da?
Dostoyevski odasının kapısını kapatıp günlerce bekler miydi bir başına, baltası elinde, yoksul
arkadaşları dışarıda, kaygılarını, anksiyetesini derinlere gömerek?
Steinbeck tarlayı, ırgatlığı ve işçi dostlarını yalnız bırakıp da gitseydi, umursamasaydı, çıkar
mıydı bu kavgalar, direnir miydi işçiler bu kara düzene, Monterey’in sesi yükselir miydi bu
kadar?
Mark Twain karısı ve çocukları öldükten sonra, matbaası batınca, tüm halk tarafından alaya
alınınca bıraksaydı yazmayı, kalır mıydı etrafta Sawyer ya da Huckleberry?
Eski kulağı kesiklerden Vincent yapar mıydı onca güzel tabloyu, boyar mıydı turuncuya çalan
sarı pastele dünyayı, patatesleri, yıldızlı karanlıkları, Amsterdam’ı?
Hepsi yalnızlıktan ya
Yalnızlığı hor görmeyesin aman ha.
O bir yükseliş biçimidir
Derinliklerden hızlanarak yukarı doğru yükselmenin anahtarıdır ki o
Eğer yalnız olmayıp, sevilen biri olsalardı ya
Tüm bu değerli, kıymetli insanlar
Hiçbiri bugünleri göremezdi emin olun
O zaman da ne olurdu biliyor musun sevgili dostum
Ne kitabın tozu kalırdı,
Ne de hikâyenin başlangıcı



