Akşamüzeri üniversitenin geniş avlusunda dolaşırken aniden bastıran sağanak yağmurun sevgisine maruz kalmıştım. Dışarıda sigara molası vermiş öğrenciler bu sevgiden mahrum kalmak için yatakhanelerin bulunduğu kısma doğru koştular. Yağmur bir saat sonra dindiğinde ben hala ilk buluşma noktasındaydım. Islaktım. O gece uyuyamamıştım.
Gece yarısı yatakhanenin sıcaklığına sığınmış serçenin gürültüsü ile uykum iyice kaybolmuştu. Serçe, medeniyetin kudretli betonuna iliştirilmiş ağzı kapalı pencereye tüm gücü ile saldırıyordu. Her saldırıda ağır yaralar alıp yere düşüyordu. Biliyordu ki bahçedeki sokak lambasının aydınlığı onu çağırıyordu. Bir ikiyi iki üçü izledi, ben de serçeyi izledim.
Üst ranzamda yatan bir öğrenci koca gövdesini bir çırpıda yataktan atıp, kıvrak bir hareketle kuşu havada yakaladı. Ancak kuş çoktan can vermişti. Bunu anlayan öğrenci ranzaya geri döndü. Üzgündü. Bana baktı. Gözlerinde biriken yaş can doluydu. Daha sonra adının Mehmet olduğunu öğreneceğim bu öğrenci dopdolu geçmişini gizlercesine buğulu bakıyordu.
Kuşun cansız bedeni koynuna sokuşturup hızlı adımlarla dışarı çıktı. Mehmet’in genç yaşına rağmen yüzündeki kırışıklıklar zor bir hayat geçirdiğinin kanıtıydı zaten. Gözlerindeki korku da bir şeylerden kaçtığını kanıtlıyordu. Yataktan uzaklaşıp pencereye yürüdüm. Cılız sokak lambasından dışarısı net gözükmüyordu. Birkaç dakika sonra Mehmet’in binaya geri döndüğünü gördüm.
Yastığımın altından günlüğümü çıkarmıştım ki Mehmet yatakhaneye girdi. Hemen günlüğü yatağın altına attım. Geri döndüğünde gergindi. Yatağın başına doğru yürüdü. Ben bağdaş kurmuş oturuyordum “Sende gördün. Onu ben öldürmedim” dedi. Öylece baktım.
Yatağa tırmanıp uzandığında, başımı yandan uzatıp, birazda onu rahatlamak için “Nereye gömdün?” diye sordum. Ranzada hareket edip yorgan altından “Çardağın tam karşısında bulunan kavak ağacının toprağına gömdüm.” dedi. Mehmet’in uyumak istediğini biliyordum ama yaptığından emin olduğumu bir şeyi soramadan edemedim. Yatağıma uzandım, “Adını ne koydun?” Diye sordum. Yatağın kenarından kafasını uzattı “Ona bir isim vereceğimi nereden bildin?” Diyerek sordu. Cevabım bir çırpıda çıkı verdi ağzından “Hissetim desem”.
Mehmet gözlerini tavana dikmiş kuşu hayal ederken şunları söylüyordu. “Kuşu avucuma aldığımda hala sıcaktı. Pencereye yaklaştığımda ise bedeni soğudu. Anlayacağın o canını benim avucumda verdi. Bu yüzden ona borcumu Can ismini vererek ödedim.”
Sonra tekrar başını ranzadan aşağıya uzatarak “Bunları da defterine yazacak mısın?” dedi.
Biraz kızgın bir tonla “Sen beni mi izliyorsun?” diye sordum.
Daha sözüm bitmeden alaycı sesiyle, “Hissettim desem” dedi.
Aynı anda pencerenin camına bir şey çarptı. Cam yüksek bir ses ile kırılmıştı. Herkes uyandı. Işığa yakın bir öğrenci yatakhanenin lambalarını açtığında az önceki serçeyi yerde hareketsiz yatarken gördüm. Şaşkınlıkla üst ranzada yatan Mehmet’e yöneldim. İrkildim. Çünkü yatak boştu. Daha doğrusu hiç kullanılmamıştı.
BİTTİ

