Nedense kafamda Neşet Ertaş’ın “Seher Vakti” türküsünün “Seher vakti çaldım yârin kapısını…”nakaratı dolaşıyordu. Türkünün tamamını bilmiyordum, zaten çoğu türkünün sadece birkaç sözlerine aşinaydım ve onları yineleyip dururdum. Bu belki de çocukluğumdan kalma bir alışkanlıktı. Küçükken de duyduğum kelimelerin sadece birkaçını tekrarlayıp gerisini koyverirmişim. “Tembellikten değil, sıkıldığından yapmıyor hayasız,” derdi annem bir yandan beni savunup bir yandan iğnelerken. Halbuki ben tamamen kelimelerin lüzumsuz olduğuna inandığımdan sadece bir kaçını öğrenmekle yetinirdim.
Birinin hızla üzerime doğru koşmasıyla aklımdaki türkü de eskide kalmış hülyalar da benden uzaklaşıp yerini paniğe devrettiler. Ne oldu ne olmadı anlamadan hantal bir adamın içimden geçtiğine şahit oldum. Fiziken zayıf biri olduğumu da hesaba katarsak eğer bana çarparak geçmediyse olanları yanlış görmüş olmalıydım, çünkü bu imkanı olmayan bir hadiseydi.
Gahı karıştırır kanı yaş ile aman aman aman
Hak bulunmaz hayal ile düş ile aman aman aman
Hayır, türkü sandığım gibi aklımdan değil, şu an karşımda duran hurda haline gelmiş eski model Mersedes’den geliyordu. Belli ki bir yere çarpmıştı. Metalik Kavansit Mavisi olan bu araba bana çok yabancı gelmedi. Bir anlık içime yayılan endişeyle(kaygıdan çok korkuya benzeyen bir duyGuydu bu) aracın plakasına göz attım. 35 PYE 0735.
2005 yılının başıydı. Gökyüzünde nurlu bir hava vardı. Babam ölmeden önce(kanser hastasıydı) bana ilk arabamı alacağına söz verdiğinden beni ikinci el arabaların satıldığı bir galeriye getirmişti. Maddi durumdan dolayı olsa gerek en fazla bu kadarını yapabildiği için kendini mahcup hissediyordu ve bunu sırretmek için epeyce gayret gösteriyordu. Lakin ben ilk arabamın heyecanından böyle şeyleri aklımdan bile geçirmiyordum. Göz altları pörsümüş yavan bakışlı bir adamın babam ile el sıkışmasıyla Metalik Kavansiz Mavisi (sürttüklerinden olsa gerek etrafında birkaç çizik vardı) arabamı almıştım ve elime uzattıkları plakaya hayranlıkla bakmıştım. Sanki üstüne ismimi kazımışlardı. Babamın bunu bilerek yapmadığını bilsem de sanki sürpriz yapmış gibi çocuksu bir neşeyle boynuna atladım. Saçlarımı okşayıp bana aynalı saatini verdi. “Paye’m, güzel kızım. Artık bu saat de araba da senin. Senden tek ricam, çok dikkatli kullan.” Babamın azametli suratı bir anda silikleşip kayboldu.
Gözlerim buğulanmış, boğazım düğümlenmişti. Neler olduğunu anlayamıyordum. Gayriiradi bir biçimde göz yaşlarım suratımda süzülüyordu ancak nedense yere değmemekle birlikte herhangi bir ıslaklık hissi de vermiyordu.
Henüz içimden geçen adam yere çömelmiş şekilde “Ambulansı arayın,” diye haykırdı.
Bu hakırış beni kendime getirmekle birlikte bir anda kaza yaptığımı da aklıma dank ettirdi. Evet kaza yapmıştım ama nasıl? Bir kedi çıkmıştı önüme… Hayır, kedi değildi. Neydi peki? Birine mi çarpmıştım? Ambulansı bu yüzden mi çağırıyorlardı?
Ayaklarım beni ileriye götürmek istemese de olay yerine doğru yaklaştım. Şaşkınlığım o anda gözyaşlarıma pranga vurmuştu. İçimden çığlık atmak istiyor arma ne olduğunu anlayamamanın verdiği hayretle öylece kalakalıyordum. Ambulans çağırdıkları kişi, yerde ölü gibi yatan beden bana aitti. Ama bu imkansızdı. Ben hayattaydım. Buradayım, her şeyi görebiliyorum ve duyabiliyorum.
“Nabzı çok yavaş atıyor,” dedi genç bir çocuk. Altında deri bir pantolon, üzerinde ise sadece yamalı bir yelek vardı. Adaleleri buradayız diye bağırıyordu adeta. Bir dilenci olup olmadığını sorguladım ancak mesele bu değildi. Ben… Ben ölüyordum.
“Biri yardım etsin,” diye bağırdım. İçlerinden sadece biri arkasına dönmüştü, o da ambulansın gelip gelmediğine bakmak için. Beni duymuyorlardı. Alelacele kendime yaklaştım. Yüzüm solmuş vücudum buz kesilmişti. Vücut ısım gittikçe düşmüş olmalı. Ne kadar süredir bu haldeydim? Beni daha yeni mi görmüşlerdi yani?
“Nefes alamıyor,” dedi içlerinden bir kaçı.
Nefes? Astım! Astım ilacım!
“Astım ilacımı almalısınız,” dedim beni duymadıklarını unutarak. Ah, hayır! Hasta olduğumu bilmiyorlar. İlacım arabada kalmış olmalı. Onu oradan almalıydım. Yerden kalkıp hızla hurdaya dönmüş aracıma yaklaştım. Pencereler paramparça olmuş, aracın ön ve arka kısmı bir kağıt gibi katlanmıştı. Bir ağaca toslamıştım. Sanki bir gün öncesinden unuttuğum rüyayı hatırlar gibi silik hatıralar beliriveriyordu gözümün önüne. Telefonda annemle tartışıyordum. Babam öldüğünden beri hiçbir şey iyiye gitmemişti. Bir anda kendiliğinden beliriveren astım hastalığı, depresyon ve stres hayatımı mahvetmişti. Şimdi ise babamın bana emanet ettiği aracı pert hale getirmiştim. Ben bunları hak etmedim. İçimden kendime öfke duydum. Yaşıyordum ve bunun kıymetini bilmektense kendime zarar veren şeyleri tercih etmiştim. Babam öldüğü için kendimde dahil herkesi suçlamıştım ancak bu doğru değildi. O her şeye rağmen hayatta kalabilmem, bir şeylere tutunabilmem için almıştı bu arabayı. Tam bir ahmağım! Ona layık bir hayat sürmeliydim. Anneme tartışmak yerine onu sevdiğimi söyleyip yanında olmalıydım. Her şeyi şu an anlıyorum. Lütfen! Bir şans daha istiyorum, lütfen!
“Ambulans nerede kaldı?”
İşte ilacım orada. Çantamın içindeki birkaç eşyayla birlikte yere saçılmıştı. Ama yine de göz önündeydi. Almaya çalıştım ama imkansız. Elim ilacın içinden kayıp geçiyordu. Bir kere daha, bir kere daha, bir kere daha… Olmuyor. Biri bunu görmeli. Ancak herkes başıma toplanmıştı ve fark edebileceklerini sanmıyordum.
Annem, ablam, çiçeklerim ve kedim… Onlara geri dönmek istiyorum. Her şeyden çok daha istiyorum. Yavaş yavaş elimin kaybolduğunu fark ettim. Ölüyordum. Ne kadar çok her şeyi geriye alabilmek istesem de bu artık mümkün değildi. Üzgünüm baba! Üzgünüm.
Nedense birden gözüme büyük bir ışık geldi. Bunun beni alıp götürecek o ışık olduğunu sandım ancak aynı ışığa bir başkası daha bakıyordu. Kalktı ve ışığın kaynağına gidip eline aldı. Babamın aynalı saati. Astım ilacımın hemen yanındaydı.
“Burada astım ilacı var,” diye bağırdı ve hızla ilacı alıp son nefesini vermek üzere olan dudaklarıma götürdü. Birkaç dakika sonra “Nabzı geri geldi,” diye sevinç çığlıkları atmaya başladılar. Şuurum yerimde değildi ama bu çığlıkların benim için atıldığını hissedebiliyordum. Teşekkür ederim baba. Beni yine kurtardın.
ELİF KAHRİMAN


