Gri göğün altında, puslu bir sabahı eşiğinde,
Sokakların dilsiz hikâyesinde yeni bir form ararım.
Kıyılara vuran o metalik ses,
Gözlerim taşa, ruhun toplumsal gerçeğe vuruşudur aslında.
Kendi bedenim; parmak uçlarımda yavaşça sertleşen bir kütle,
Zamanın içinde duran, sessiz bir anlatıyım.
Geçmişin yüküyle eğilen omuzların sancısı,
Kimi zaman bir fırça darbesiyle dağılır pusu.
Kimi zaman sessiz bir çığlık olur meydanlarda,
Dokunur tarihin en nasırlı, en kadim yarasına.
Bu yolların hem tanığı hem dert ortağıyım,
Eski bir plaktan yayılan o puslu, yaralı tınıdayım.
Şimdi ellerimde biriken bu zamanın iziyle,
İnsanlığın sustuğu yerden yeni bir anlam biriktiriyorum.



