Saydamdı benim yaşadığım yalnızlık. Tuttuğum el, yanımda olan soluk en büyük yalnızlığımdı. Yalnızlığı onun eşiydi. Bense onun ise kalabalığının iz düşümüydüm! Sevgimin, her şeyi iyileştirip ve düzelteceğini sanmamla süregeldi. Bir gün kapıda beliren simayla ile düşeyazdım; Ruhumdan, kalbimden ve aklımdan…
Bazı zamanlar yalnızlığına düşkün olduğu sebebiyle yalnız başına “Alpay’ın Ayrılık RüzgarıRüzgârı” şarkısını dinlerdi. Tabii bu arada kapısını kapatır. Gölgem düşüp onu rahatsız etmesin diye odadan çıkarmaya yakın mutfağa geçerdim. Evli idim. Lakin hayallerimle hem de hiç gerçekleşmeyecek hayallerimle…
Bazen onu sevmek öyle yük bazen onu sevmek o kadar utanç ki! Yeryüzünün beni kabul etmeyip, asfaltta kustuğunu hissediyorum. Evliliğimi sadece sevgi ve güven en önemlisi ona sadık olmaya adayarak kurdum. Onunla evlendiğimi onunla yuvam olduğunu sandığım şey ise sadece benim yalnızlığımmış imiş!
Onu denizanasına benzetirdim. En sevdiğim su canlısıdır. Elinize alırsınız kayar, acıtır ve yakar. Şimdi içimde öyle lavlar, öyle volkanlar akıyor ki dünya kavruluyor. Ben ayaklarımı mıhlarcasına dik yürüyorum. Yorgunum… Hâlen daha “yapmacık sevmek” diye atfedilen benim halen ise böylesine sevmemin sevdiğimden horlanması burkuyor ruhumu. Bilsem ki isteği, kalbimi söküp, ayaklarının altına pas pas yapmaktıysa, bunu bile sevgi ve gurur ile doya doya yapardım. Hak etmedim! Köreltilmeyi, kazık çakılıp kalbimin yakılmasını!..!
Aslında hiç de ortak olmadığım evden ah ederek yollandım. Çaresizce kovul verilen ben hiç olmayan müşterek konuttan sadece ahla çıkıverdim. Çekiştirilerek, amiyane tabirlerle ayrıca yalvaralım boşanalım nidalarıyla. Şimdi ise içi boş bir fanusta su olmayan o cam şişede boğuluyorum.?
Hatam, yalnızlık hatam onun gölgesini ruhuma işlemem miydi?
Karanlık yağmur olur mu en siyahından? Gözlerimden kanlar akarak birleşiyor; bu karanlık yağmur damlalarıyla, sonrasında ise zift gibi beni boğuveriyorlar.
Dilenciydim bu evlilikte. Sadece sevgi bekleyen, sevilmek için can atan sadece yalnızlığını bırakıp az da olsa oraya yüreğine beni yerleştirmesiydi umudum. Şimdi elimde kalan bir çorabı ve ten kokusu sinmiş bir çorabı başucumda saklamak mıydı?
Öyle bir yerden kurşunlara dizdi ki beni hayal kırıklığımın geri dönüşü asla ileriye ondan sonra beriye ve tekraren geriye ve asla ileriye yönelik en iyi hal izi mümkün olmayacak.
Sordum sorularımı, ilmek ilmek ördüğüm bütün anılarım bütün emeklerim bir anda, “Ben onu hiç eşim olarak görmedim,” sesiyle beynime balyozla vuruldu!
Sormalıyım kendime vicdanım her anlamda rahatken sevgimin ahı, sevgimin bedelini, sevgimin savaşını kim kanırtarak çıkaracak?.
Öyle bir hale gelindi ki birbirimizi görünce korkup kaçıyoruz!
Unutma kaybolan kargaları
Gagalandığın günleri
Kinler akıtılır ve bir kargadan geliverir ansızın seni bulur!
İnan yalanlara sığınan, inan ki sevmeyen sendin. İlk günden son güne kadar kurduğun cümle: “ BEN’İ SEVİYORUM.”
Şimdi bana iki sevgi kaldı. Biri sen biri de senin seni seven benin deyimi! Al bu mektubu sakla en kuytu köşende! BENİM VİCDANIM RAHAT!
Katran gece gagasına işledi bir karga
******
Tut ki ellerine kargalar
Gagalarıyla tırnaklara işlerken
Bir kıvılcım alevinden fışkıran gözyaşları
Ahu mahur bestekâr çalar
Bir keman gıcırtısı gibi hayatı inleten, ah dedirten yalnızlığım
Öyle emekle
Sessiz, öyle sükût öyle sükût çabaladım
Ve yüzü üstü düşü verdim,
Bedenimden ruhum çekilip
Çekilip alınırcasına.
Ve tekrar zımparalanıyor toprağa!
Ah katran geceler!
Tutuveren ne sağ el
Ne de his barındıran ayak…



