Telif Hakkı © [Ayşen Deniz Karaoğlu], [2026].
Gölgelerden süzülen kelimeler, yazara aittir. İzinsiz çoğaltılamaz veya yayımlanamaz.

Sabahın ışıkları ona ulaştıkça korkuları uykuya yatıyordu. Dün, huzursuz bir gecenin içinde inleyip durmuştu. Eski lanetler karabasan olup göğsünde bekleşmişlerdi. Karanlığın içinde, kısa bir an, çok eski bir sesi duymuştu. O an, ruhu sükûnete ermişti. Elinde kalan, geçmişten sızan birkaç saatti. Bugüne kadar onu ayakta tutan da buydu.
- Peh, aptal… diye mırıldandı
Gözleri çadırın orta direğinde sallanan boş sadağa ve kırık yaya döndü. Aniden sol kolunu tuttu. Kederli bir kahkaha attı. Sol kolu dirsekten itibaren yoktu. Şimdi olmayan kolu fena halde sızlıyordu.
- Lanetli it! diye haykırdı
Alelade biriydi. Sırf eğlenmek ve kandaşı olanlara ibret olsun diye onu sağ bırakmışlardı. Oysa bir zamanlar adı anıldığında ordular susardı. Derince içini çekti. Bu gece ne yapıp edip buradan kaçmalıydı.
Uzun zamandır yaşadığı aşağılanma ve kölelik ruhunu bükmüştü. Eski hali olsa…Sağ eli istemsizce yanağına gitti. Çakal pençesi… canını en çok yakan bu damgaydı. Çadırının içine sığamıyordu.
- Et getir köle diye seslendiler.
En çok bundan nefret ediyordu. Bedeni öfkeyle titriyordu. Ağır adımlarla dışarı çıktı. Sesini çıkarmadan başını önüne eğdi. Yürürken boynundaki zincirin şıkırtısı yüreğini parçalıyordu.
Gecenin ilk saatlerinde çadırına döndü. Acz içinde kıvranıyordu. Sonra, aniden diz çöktü. Aşina bir his bedenini sarardı. Kulağına fısıldanan sözler arzuladığı özgürlüğün yeşerdiğini söylüyordu.
- Düş bu…düş bu…düş bu… diye mırıldandı. Sesinde hem özlem hem de korku vardı.
Geceler boyu peşinden gittiği düşler sabah hayal kırıklığına dönüyordu. Lakin o duyduğu ses gerçek olduğunu söylüyordu.
O an çadıra biri girse ihtiyar delirmiş derdi. Gözlerini kapatmış, ritmik bir şekilde ileri geri sallanıyordu. Trans halindeydi. İşte o an olan oldu. Lacivert gözlerinde belli belirsiz bir ışık parıldadı. Ayağa kalktı ve :
- Yol, uzun… diye mırıldandı.
Çadırından başka türlü çıktı. Bir asırdan fazla tutulduğu zincirlerden, aşağılanmanın getirdiği utançtan arınmıştı. Yoluna çıkanlar onu gördükçe korkuyla kenara çekildi. Adımını attıkça ardında kalanlara intikamın tatlı sesiyle öleceklerini söylüyordu. Rüzgâr, kulaklarına mazinin onu çağıran sesini taşıyordu.
- Hey köle…
Mızrak Alayı Komutanı sözünü tamamlayamadı. Yaşlı köle sol elindeki hâlâ atmakta olan kalbe baktı ve yere tükürdü. Ona yardıma gelen her asker aynı akıbete uğradı. Bir iki saat yürüdükten sonra ayın ışıklarının vurduğu şatoyu gördü. Nefretle yumruklarını sıktı. Emin adımlarla yürüdü ve girişteki muhafızları öldürdü.
Kimse ölümün nereden geldiğini anlayamadı. Kimi nefesini duydu, kimi bir çift lacivert gözün içinde parıldayan gri halkaları gördü, kimi de…
Bir zamanlar ona ve halkına eziyet eden zalimin yanına gidiyordu. Korkusunun kokusunu, yüreğinin çığlığını hissediyordu. Etrafı dinledi. Dudakları, ufak bir ses kırıntısıyla kıvrıldı. Mahzene inen merdivenlerden yavaşça indi. Sağında ve solundaki odalara kısacık bir an acıyla baktı. Nefesini derinden verdi.
- Seni yakaladım, köpek… diye fısıldadı.
Orta boylu adam boğazına yapışmış ele korkuyla baktı. Ağzı açıp kapandı. Sözler döküldüyse bile duyulmadı. Boş bir çuval gibi yere düşen adama son kez bakıp geri döndü.
Mahzenden çıkıp odalara doğru ilerledi. Şatonun arka bahçeye bakan odasının önüne gelince durdu. Bir an tereddütle bekledi. Ruhu ve yüreği acıyla titredi. Sessizce içeri girdi. Pencere kenarına sinmiş olan ikizler başlarını kaldırdı. Adamı görünce sevinçle gülümsediler. Kollarını adama uzattılar. Adam gözlerini kapadı. Sonra derin ve acı bir sessizlik etrafa yayıldı.
Unutulmuş isimler hafızanın derinliklerinden yükselirken keskin tiz bir çığlık duyuldu
- Yapmadığını söyle baba diye haykırdı kadın
Yaşlı adam ona doğru koşan kızına baktı.
- Uygun şekilde gömülecekler dedi sesi duygusuz ve otoriter çıkmıştı.
Kız sağ eliyle göğsünü tuttu. Gözleri babasını buldu. Dudakları aralandı ancak tek bir söz bile çıkmadı. Ardıç Ağacının gölgesine üç cansız bedeni sonsuz uykuya yatırdı. Ruhlarının Hayat Ağacına ulaşması için dua etti.
Başını göğe çevirdi. İşaretleri takip ederek ilerlemeye başladı. Dolunay gecenin karanlığını aydınlatmak istercesine yükseliyordu.
Mühürlenmiş söylenmesi yasaklanmış isimler açığa çıkmak için zamanlarını bekliyordu.
- ‘’Yeyt…ya da öyle bir şeydi’’ diye mırıldandı önündeki dağın kuzeydoğu yamacının eteklerindeki ormanda bir süre beklemeye karar verdi.
Kehanetin adımları sessizce ilerlerken varlıklarıyla ilk kez yüzleşen gençler ipuçlarını takip ederek yaşlı adamın yanına gelmeye başladılar. Ormanın kalbinde parçalanmış yıkıntıların arasında toplandılar. Kendilerine yabancı olan bu hisle nasıl başa çıkacaklarını bilemiyorlardı. Çoğu korkuyordu. Pek azı kabullenmiş bir kısmı da umursamazdı.


