Kasabada herkesin tanıdığı bir çocuk vardı: Asya. On iki yaşındaydı ve çok soru sorardı. Annesi bazen yemek yaparken o yanına gelir, “Anne, hiç konuşan bir ağaç gördün mü?” diye sorar, annesi de gülerek “Görmedim kızım,” derdi. Ama Asya hemen eklerdi: “Sen görmedin diye yok olmuş değildir, değil mi?” İşte böyleydi; aklına gelen her şeyi sormaktan çekinmezdi.
Bir gün okuldan dönerken mahallenin eski bakkalı Cemil Amca’nın dükkânının önünde küçük bir tahta kutu gördü. Kapağında renkli kalemlerle “Tohum Kutusu – Hikâyeni ek!” yazıyordu. Merakla açtı. İçinde küçük kâğıtlar vardı. Her birinde kısa cümleler yazılıydı: “Bir gün uçmayı öğrenmek istiyorum.”, “Yağmurun kokusu bana dedemi hatırlatıyor.”, “En çok da gülün dikenini seviyorum.”
Asya şaşkınlıkla hepsini okudu. Sonra eve gidip defterinden bir sayfa kopardı ve yazdı: “Benim adım Asya. Çok soru soruyorum. Belki bir gün bütün sorularımın cevabını bir çiçek verecek.” Ertesi gün bu kâğıdı kutuya bıraktı.
Günler geçtikçe kutunun içindeki kâğıtların çoğaldığını gördü. Demek ki başkaları da kendi küçük cümlelerini yazıp bırakıyordu. İnsanların gizli düşünceleri, basit ama içten dilekleri orada birikiyordu.
Bir sabah Cemil Amca dükkânın önüne büyük bir tahta saksı koydu. Yanına da “Hikâye Bahçesi” yazılı bir tabela dikti. Kutudaki bütün kâğıtları aldı, saksıya gömdü. Mahalleli şaşkındı. “Kâğıt gömülür mü hiç?” diye soranlara Cemil Amca sadece gülümsedi: “Gözüyle gören inanmaz, kalbiyle bekleyen görür,” dedi.
Asya her gün o saksıyı kontrol etti. Önce küçük filizler çıktı, sonra renk renk çiçekler açtı. Her çiçek sanki farklı bir insanın cümlesinden doğmuş gibiydi. Kırmızı, mor, beyaz, benekli… Bir süre sonra koca saksı rengârenk bir bahçeye dönüştü.
Cemil Amca çiçekleri göstererek, “Her cümle bir tohumdu kızım. İnsan kalbinden çıkan sözler toprağa düşerse çiçek olur. Bak, işte senin ‘soru soran çiçeğin’ de şu kıvırcık yapraklı olan,” dedi.
Asya kahkaha attı. O günden sonra mahallede herkes kutuya yazı bırakmaya başladı. Çocuklar, gençler, büyükler… Kimi dileğini, kimi korkusunu, kimi de içinden geçen basit bir sözü yazıp kutuya attı. Çiçekler çoğaldıkça mahalle de güzelleşti.
Bir gün Asya saksının önünde durup düşündü: “Demek ki insanın içinden çıkan kelimeler de bir tohummuş. Doğru yere bırakılınca büyüyüp çiçek açıyormuş.” Sonra defterine yazdı:
“Benim hikâyem bir çiçek oldu. Peki ya seninki?”


