Yola çıkmak, kararlı ve cesur olmayı beraberinde getirir. Kararsız ve cesaretini yitirmiş
kişiler, yola ya çıkmazlar ya da yolu karıştırıp çıkmaz sokaklara girebilirler. Yol
hakkında bilgimizin olması ise yolu güvenli hale getirebilir fakat bazen
navigasyondan çıkmak gerekir. Navigasyondan çıkmak, cesur olmanın bir
göstergesidir. Bu cesareti gösterenlerin, yolda küçük ya da büyük sürprizlerle
karşılaşması kaçınılmaz olacaktır.
Yola çıkarken yanımıza eşya ve gereçler almamız önemlidir. Ancak unutulan bir
husus var; Sevgi. Somut değil, değil mi? Bir eşya da değil… Ancak seyahatimiz için
hazırladığımız çantamızda taşımamız gereken soyut bir kavram. Yüreğimizi
yanımızda taşımamız gerekiyor ve çantamızdan gerekli olduğunda çıkarıp
kullanmamız oldukça mühim… Seyahat ettiğimiz yerlerde karanlık noktalarda
sevginin farıyla yolumuzu aydınlatmalı; kaybolduğumuz yollarda içimizden gelen o
sesle yönümüzü tekrar bulmaya çalışmalıyız. Bunu yaparken birey, ilk önce kendini
sevmeli ve iç sesine güvenmelidir. Kendini sevmeyen bireyin yolu çekilmez olup yanlış
yöne sapması kaçınılmazdır. Kişi kendini sevdi mi, işte o zaman yol aydınlık ve doğru
olacaktır. Sadece kendini sevmek , yola çıkma da yeterli bir durum değildir.Bu
hususta, kişinin etrafını da sevmesi ve aydınlatması önemlidir.Yola çıkan kişi yüreğini
bütünüyle kullanırsa yol onun için bir öğretmen ve bir dost olacaktır.Ve kişi, aynı
zamanda yoldan keyif almış da olacaktır. Seyahat çantasından yüreğini çıkarıp
ortaya koyan kişi, nereye giderse gitsin, o yerde çiçekler açtıran, ortamı yeşillendiren
bir gönül ormanı oluşturacaktır. Bu gönül ormanı, yolda en güzel manzaranın
oluşmasına sebebiyet verecektir. Bu manzara ile yoldan çıkmak istemeyeceksiniz…
Yol sizi büyüleyecek ve hava karanlık olsa bile içinizde güneş doğacaktır.
Yola yüreğinizi koyun ve öyle yola çıkın. O muazzam gönül ormanını yolda mutlaka
göreceksiniz…



