SEVİ KALMALI!
Benim işim sevi için.
Yunus Emre
Kalması gerekenlere…
İşte, artakalabilmiş güzellikler de birer ikişer yok ediliyor şu “alçak
düzensizliği”nde.
Şu apaçık:
Çocukların yüzlerinde bile gördüğüm karanlık,
bize eskilerin aymazlığından kaldı.
Şimdi nereye bakarsam orada buluyorum yanlışlığı:
Yağmur hiç yağmıyor öpöz yurdumda
ya da gök kan ağlıyor değme yağmur yağdıkça.
Bundan ötürü, yeryüzü somurttukça somurtan bir öksüz hanidir.
(Ah, gerçekleri gör[ebil]seniz!)
Konaklar yerle bir edilmiş, bütün yollar kapalı;
yolcu hiç olmadığı denli argın, yok yoldaşı moldaşı;
dahası, gönül yolda kalakalmış, en ufak umut ışığı bile görünmüyor
gözeriminde.
Oysa – söylüyorum gene – sevi kalmalı.
Sevi kalmalı yıkılmış anılarımızdan yarına.
Söndürülmüş umutlarımızdan, kırılmış düşlerimizden,
bir-türlü sönmeyen özlem yangınından sevi kalmalı.
“En az dört çocuk yapın.” değil,
yirmi-dört ya da otuz-üç yılın kıyıcılığı değil;
ölüm kusan savaş uçakları ile
kirli mi mirli çıkarlar çıkmazında
ederleri yükseleduran altın, dolar ya da bilmem ne kirletici değil;
dahası, bizi (!?) isteyen Sam Amca,
demek acımasızlık, kıyın ile sömürgenlik değil,
kardeş satkınlığı hiç değil,
“sevi” kalmalı.
Evlerin arka odalarındaki geçkin kızlar boşu boşuna beklediler o
“güzel günler”i.
Ninem bitikçe gecelerde kendi yitikliği için kaç kez ağladıydı, kim
bilir!
Ağaçların dayancı tükenmişti; acı çeker olmuştu Doğa Ana görünce
esirgediklerinin değerbilmezliğini.
Bütün o tiksinçlikler, ürkütücülükler kaladurup çoğalmaktaydı da
bir seviye yer kalmamıştı sözümona.
Günler yok edilmişti; bir karabasan görülür olmuştu gün görüleceğine.
Gönül bozguna uğradıkça karanlık koyulaşıyordu
ya da karanlık koyulaştıkça ölüyordu gönül ölüm ölüm.
Üstelik çok üşüyordu sevi kendi sevilmezliğinde.
Gene de, bil(dir)iyordu bilecen evren, sevi kalmalıydı.
Evren uçsuz bucaksız, sürev sonsuz, a gönül!
(Sen kötücül zırdeliler sürüsünün koşuşturmacasına da, yaygarasına da
kapılma.)
Sevidir yaşam, seni yurt tutmuştur bütün yolların başlangıcında.
O tükenirse, sevilesi hiçbir nen kalmaz geriye.
Bundan ötürü, kalmalıdır sevi.
Bundan dolayı, kimsecik var olup yaşayamaz sev(il)medikçe.
(Sevi kalmazsa, bir tiksinti kalır.
Tiksintiyse yaşamsızlığın öbür adıdır.)
Ben gene haykırıyorum gönül diliyle, demek sessiz mi sessiz.
Gene söyleyeceğim o en yalınç, doğru gerçeği dosdoğru:
Siz siz olun, size dayatılıp belletilmiş olanları hepten unutun.
Salt şunu anımsayın:
Sevi kalmalı yalnızca,
sevi kalmalı sonsuzca,
sevi kalmalı sonsuzluğa;
Yoksa içinde debelendiğimiz karanlığın dibindeki kopkoyu karanlık
değil.
Gökhan Çağlayan
2025 Aralığı
Seyhan


