• Destek
  • Üye Ol
  • Yazar Girişi
  • Abone Ol
0 553 423 00 17 kibelekulturs@gmail.com
Kibele Kültür Sanat Dergisi | Hayatı Doğuran Sanat  |  Hatice DÖKMEN
  • Hakkımızda
  • Künye
  • Dergiler
  • Galeri
  • E-Dergi
  • Yazılar
    • Edebiyat
      • Şiir
      • Roman
      • Öykü
      • Deneme
      • İnceleme
      • Anlatı
      • Araştırma
    • Kitaplar
      • Kitap İncelemeleri
      • Yeni Çıkanlar
    • Tiyatro
    • Sinema
  • Yazarlar
  • İletişim
  • Üye Ol
No Result
View All Result
  • Hakkımızda
  • Künye
  • Dergiler
  • Galeri
  • E-Dergi
  • Yazılar
    • Edebiyat
      • Şiir
      • Roman
      • Öykü
      • Deneme
      • İnceleme
      • Anlatı
      • Araştırma
    • Kitaplar
      • Kitap İncelemeleri
      • Yeni Çıkanlar
    • Tiyatro
    • Sinema
  • Yazarlar
  • İletişim
  • Üye Ol
No Result
View All Result
Kibele Kültür Sanat Dergisi | Hayatı Doğuran Sanat  |  Hatice DÖKMEN
No Result
View All Result
Home Deneme

BİR ŞEHRİN HAFIZASI: TAŞ, BETON VE HATIRA / Seyit Berker Aydoğan

Seyit Berker Aydoğan by Seyit Berker Aydoğan
8 Aralık 2025
in Deneme
0
BİR ŞEHRİN HAFIZASI: TAŞ, BETON VE HATIRA / Seyit Berker Aydoğan
0
SHARES
14
VIEWS
Share on FacebookShare on Twitter

 

Giriş: Denemenin Eşiği ve Şairin Mirası

Modern kent, birey ve hafıza arasındaki kadim ilişki, yalnızca sosyologların veya mimarların değil, aynı zamanda şairlerin ve denemecilerin de temel meselesi olagelmiştir. Şehir, varoluşumuzun hem sahnesi hem de metnidir; dokunduğumuz taş, yürüdüğümüz beton ve içimizde biriken hatıralardan müteşekkil karmaşık bir örüntü. Bu deneme, İbrahim Tenekeci’nin Son Düzlük gibi eserlerinde gözlenen, güncel toplumsal meselelere dertli, samimi ve düşündürücü üslubu merkeze alarak, metropolün manevi hayatına felsefi bir bakış sunmayı amaçlamaktadır [1, 2].

Denemenin temel argümanı şudur: Modern kent, hafızanın ve kök salmış varoluşun mekânsal ve tinsel ikilemini somutlaştırır. Taşın kadim bilgeliği, betonun dayattığı anlık yüzeylilik ve Georg Simmel’in teşhis ettiği kayıtsızlık (blasé) hali arasında sıkışan bireyin kurtuluşu, Italo Calvino’nun önerdiği gibi, cehennemin ortasında dahi “cehennem olmayan kim ve ne var, onu aramak ve bulduğunda tanımayı bilmek” sanatında yatar [3].

Tenekeci’nin üslubundaki edebi hassasiyet, entelektüel derinliğin çatık kaşlı ciddiyetinden uzak durur, ancak meseleyi kişisel bir dert edinir [2]. Bu yaklaşım, öznel (sübjektif) deneme geleneğinde yerini bulur; bireyin alabildiğine kişisel iç dünyasına ait duygu ve düşünceleri ele alarak, okurun kendi içindeki adlandıramadığı duyguları yakalamasına imkân tanır [4]. Bu samimiyet, metropolün dayattığı duygusal mesafeye (karşılıklı ihtiyat veya reserve) karşı bilinçli bir etik duruştur ve güncel sosyal eleştiriyi lirizmle bütünleştirmenin yolunu açar.

 

  1. Maddenin Sesi: Taşın Derinliği, Betonun Yüzeyliği

Şehir, öncelikle fiziksel malzemesiyle konuşur. Kadim uygarlıkların mirasını taşıyan taş ve modernitenin sembolü olan beton, sadece iki yapı malzemesi değil, iki farklı zaman ve varoluş biçimini temsil eder.

 

Taşın Haptik Kimliği ve Kök Salma İhtiyacı

Taş, yavaşlığın, kalıcılığın ve tarihin maddi yükünü omuzlar. Tarihi, kültürel ve çevresel faktörlerden köklenen mimarinin temelini oluşturur [5]. Fin mimar Juhani Pallasmaa’ya göre, taş gibi malzemelerle kurulan yapılar, görme odaklı (ocular) mimarinin anlık ve mesafeli etkisine karşı, çok duyusal ve dokunmaya dayalı (haptik) bir deneyimi teşvik eder [6]. Haptik mimari, yavaşlığı ve mahremiyeti takdir etmeyi gerektirir; bu ise bireyin zamana yayılan bir tecrübeyle mekâna bağlanmasını sağlar [6]. Mimari, dünya ile insan zihni arasında aracılık eden ve insan varoluşunun tezahürünü ifade eden köklenmiş bir eylemdir [5]. Taş, bu anlamda bir binanın sadece yapısını değil, aynı zamanda mekâna ait kolektif hafızayı da taşır.

Betonun Estetiği ve Kentsel Dönüşümün Körlüğü

Modern kentlerde betonun hâkimiyeti, hızın, ekonomik büyümenin ve küresel entegrasyonun bir sonucudur [7]. Beton, estetik açıdan, Pallasmaa’nın eleştirdiği “göze hitap eden” (ocular) mimarinin simgesidir; hızlı imgelemeyi ve çabuk etkiyi hedefler [6]. Bu, yüzeyin parlaklığına ve büyüklüğüne odaklanan, ancak derinlikten yoksun bir mimari anlayışıdır.

Kentsel dönüşüm süreçleri, genellikle yenileşme vaadiyle, bu haptik bağlantıyı acımasızca kesintiye uğratır. Modernleşme hızı, geleneksel yapıların ve kültürel mirasın taşıdığı anlamı yok sayar [7]. Yeni beton bloklar yükselirken, bireyin mekâna kök salma ve duygusal derinlik kazanma ihtiyacı göz ardı edilir. Bu durumun felsefi karşılığı, modernizmin dayattığı hızın, haptik deneyimin (yavaşlık ve mahremiyet) önündeki en büyük engel olmasıdır [6]. Kök salmanın imkânsızlaşması, bireyin şehirdeki varoluşunu köksüz hale getirir ve Simmelci bıkkınlık (blasé) tutumuna zemin hazırlar. Çünkü bıkkınlık, yeni izlenimlere derinlemesine ve uygun enerjiyle tepki verememek halidir [8].

 

  1. Hafızanın Mimarı: Şimşek Hızıyla Hatıra ve Görünmez Kentler

Şehir, fiziksel malzemeden bağımsız olarak, varoluşsal bir bellek deposudur. Şehrin gerçek derinliğini, yalnızca fiziksel yapısını değil, aynı zamanda tinsel katmanlarını da okuyabilenler keşfeder.

Benjaminci Şimşek ve Modernizmin Gölgesi

Walter Benjamin, hafızanın otantik yaşantıdaki kritik rolünü lirik bir ifadeyle açıklar: “Hayatın gerçek ölçüsü hatırlamadır. Hafıza, geçmişe bakınca hayatın tamamını şimşek hızıyla yeniden hatırlatır” [9]. Bu “şimşek hızıyla hatırlama” anı, metropolün sinir bozucu hızına karşı, bireyin yitirdiği bütünlüğü yeniden kazanma çabasıdır.

Ancak, hafızanın bu parlaklığı, modern kentin kuruluşundaki karanlık etik meseleleri de barındırır. Jean-Luc Nancy’den gelen bir atıf, sanatın ve şehrin “tuhaf hafızasını” tanımlar: Bu, yaşantılanmamış, depolanmamış ama yine de “hakikatin parlaklığını” taşıyan bellektir [10]. Hakikatin bu parlaklığı, aynı zamanda modernleşmenin siyasal kırımlarla ve felaketlerle nasıl eşlik ettiğini gizler. Örneğin, 19. yüzyıl Avrupa’sında kendi şehir idealini dayatan yöneticilerin (II. Leopold’ün Brüksel’i meydanlarla örerken, Kongo’daki sömürge faaliyetlerinde milyonlarca insanı katletmesi gibi), kentin estetiğini tarihsel bir zulmün üzerine inşa ettiğini gösterir. Modern kentin görsel ihtişamı, bir nevi ahlaki örtü işlevi görür [10].

Calvino’nun Gözüyle Estetik Uyanış

Italo Calvino, Görünmez Kentler eserinde, bir şehrin sadece taşlardan ve binalardan ibaret olmadığını, asıl olarak ortak anılar ve ortak bellek olduğunu savunur [11, 12]. Calvino’nun eseri, sadece bir roman değil, aynı zamanda kentleşme, kültürel hafıza ve insanlık üzerine derin felsefi bir metindir [11].

Calvino, görme eylemine dair felsefi bir uyarıda bulunur: “Göz, şeyleri görmez, başka şeylerin anlamını yüklenmiş şeylere ait şekiller görür” [3]. Modern şehir, betonun dayattığı görsel yüzeylilik nedeniyle, bireyi sadece şekilleri algılamaya iter. Bu durum, Cemil Meriç geleneğindeki “görmek ve bakmak arasındaki farkı” estetik ve etik bir zorunluluk olarak ortaya koyar [4]. Taş, sadece bir yapı malzemesi değil, anlam yüklenmiş bir hatıra biçimidir. Denemecinin görevi, fiziksel malzemeler (taşlar) yıkılsa bile [7, 11], sürekli “geride kalan”ı görme eğilimiyle bu anlamı korumaktır [3]. Yıkım ve siyasal kırımlar, kentsel dönüşümün kültürel mirasa verdiği zararın tarihsel bir süreklilik taşıdığını ortaya koyar [10].

 

III. Metropolün Manevi Hayatı: Bıkkınlık, Rezerv ve Yalnızlık Paradoksu

Modern kentteki varoluşsal sorgulama, Georg Simmel’in metropol analizi olmadan tamamlanamaz. Simmel, büyük şehrin bireyin manevi hayatı üzerindeki psikolojik ve sosyolojik etkilerini titizlikle ortaya koymuştur.

Simmel’in Sinirsel Toplumbilimi ve Bıkkınlık Hali

Metropol, bireye sürekli bir uyaran bombardımanı uygular. Simmel, bu hızlı ve çelişkili izlenimlerin sinirleri brutal bir şekilde yıprattığını ve bireyin güç rezervlerini tükettiğini belirtir [8]. Bu sinirsel yıpranmanın sonucu, yeni duyumlara uygun enerjiyle tepki verme yeteneğinin kaybolmasıdır. Bu durum, modern hayatın zorunlu ruh hali olan blasé (bıkkınlık) tutumunu yaratır [8]. Bıkkınlık, Pallasmaa’nın çok duyusal mimari talebi karşısında bireyin pasifize olması, yani haptik deneyimi hissedememesidir [6].

Bu yorgunluk karşısında birey, kendini korumak için bir kalkan geliştirir: Karşılıklı İhtiyat (Reserve). Kalabalık içinde zihinsel bir mesafe yaratılır. Fiziksel yakınlık (kalabalık) arttıkça, zihinsel uzaklık daha da görünür hale gelir [8]. Bu ihtiyat, günümüzdeki toplumsal kutuplaşmanın zeminini hazırlar; cemaat kültürleri birbirlerinin yanında yaşayabilir, ancak nadiren konuşurlar, bu da sosyal kutuplaşma riskini artırır [7, 13]. Bireyin duygusal mesafeyi koruma hakkına el koyması, kentsel amnezinin psikolojik nedenidir [13].

Özgürlük Paradoksu ve Anlama Yükümlülüğü

Metropol, paradoksal bir özgürlük alanı sunar. Bireyin kendi doğasının yasalarını takip etmesi (freedom), en yoğun kalabalıkta bile mümkün olabilir, çünkü kentin anonimliği, küçük kasabalarda mevcut olan baskıcı gözetimi ortadan kaldırır [8]. Ancak bu özgürlüğün bedeli vardır. Simmel’e göre, birey hiçbir yerde büyük şehir kalabalığındaki kadar yalnız ve kaybolmuş hissetmez [8]. Özgürlük, duygusal rahatlık getirmez.

Bu karmaşık tarihsel ve toplumsal güçler karşısında denemecinin entelektüel görevi, Simmel’in uyarısıyla pekişir: Görevimiz, şikâyet etmek veya onaylamak değil, yalnızca anlamaktır [14]. Güncel toplumsal meselelere (kentsel dönüşümün kültürel mirasa etkisi, bireysel yabancılaşma) bu entelektüel derinlikle yaklaşım, yargılamaktan kaçınarak sistematik bir analiz sunmayı gerektirir.

Kavramsal Eksen Taş/Hafıza (Gelenek) Beton/Modernite (Hız) Felsefi/Edebi Karşılığı
Mekân Algısı Haptik, Çok Duyusal, Köklenmiş Ocular (Göz Odaklı), Yüzey Juhani Pallasmaa, Duyusal Mimari [6].
Zaman Algısı Geçmişin Şimşek Hızıyla Hatırlanması Yaşantılanmamış An, Sinirsel Yıpranma Walter Benjamin, Georg Simmel [8, 9].
Bireysel Tepki Samimiyet, Aktif Dikkat Kayıtsızlık (Blasé), Karşılıklı İhtiyat (Reserve) İbrahim Tenekeci, Georg Simmel, Italo Calvino [2, 3, 8].
Şehrin Özü Ortak Anılar, Hikâyeler, Görünmez Kentler Fiziksel Yapı, Siyasal/Tinsel Yıkım Italo Calvino, Jean-Luc Nancy [10, 11].

 

  1. Kırıntıların Edebi Bağlamı ve Deneme Olarak Eleştiri Sanatı

Bu deneme, lirik ve düşündürücü yapısıyla, kentin birey üzerindeki etkisini sadece analiz etmekle kalmaz, aynı zamanda bu etkiye karşı bir direniş biçimi olarak edebiyatı kullanır. Deneme, sanatsal bir bakış açısıyla, Simmelci mesafeyi aşmayı hedefler [4].

Deneme ve Samimiyetin Değeri

İbrahim Tenekeci’nin üslubundaki samimiyet, coşku ve muziplik, kuru bir eleştirinin ötesine geçerek okurla duygusal bir bağ kurar [2]. Bu samimi ton, metropolün zorunlu kıldığı reserve kalkanını aşmak için bilinçli bir edebi araçtır. Deneme türü, yazarın kendi üzerine etki bırakan herhangi bir nesneyi (bir mekânı, bir objeyi) ele alıp işlerken, dolaylı olarak okuyucuda da bir görme ve bakma biçimi geliştirmeyi amaçlar [4].

Şairin ses tonunun nesrinde de hissedilmesi, felsefi argümanların yalnızca mantıksal değil, aynı zamanda duygusal bir ağırlık taşımasını sağlar [2]. Bu öznel ve betimleyici yaklaşım, modern hayattaki karmaşık meseleleri, popüler kültürün yan etkilerinden varoluşsal kaygılara kadar geniş bir yelpazede, sade ve anlaşılır bir dille ele alır [1].

Flâneur’ün Evrimi ve Aktif Katılım

Literatürdeki yerini vurgulamak gerekirse, şehir ve birey teması üzerine yazan denemeci, Baudelaire ve Edgar Allan Poe’nun klasik flâneur figürünün modern bir versiyonudur. Klasik flâneur, kalabalığı gözlemlerken her zaman güvenli bir mesafeyi korur [15]. Bu, Simmelci reserve halinin entelektüel karşılığıdır: Gözlemci, nesnesiyle duygusal bağ kurmaktan kaçınır.

Ancak, günümüzün bireyi bu mesafeden feragat etme eğilimindedir. Postmodern kent deneyimleyicisi, kaleidoskopik kentsel sahnede aktif bir rol oynamayı arzu eder [15]. Tenekeci’nin samimi, kişisel yorumu içeren üslubu, bu yeni flâneur tipinin edebi yansımasıdır [2]. Bireyin özgürlüğünü (kendi doğasını takip etme) kanıtlamak için, Simmelci kayıtsızlık alanından çıkıp, Calvino’nun sürekli dikkat gerektiren alanına geçmesi gerekir.

  1. Varoluşsal Düğüm: Cehennemde Cehennem Olmayanı Aramak

Modern kent, sürekli bir mücadelenin alanıdır. Bireyin en büyük varoluşsal mücadelesi, algı mücadelesidir: Yüzeyi görmemek, derinliği bakmak. Taş ve beton arasındaki ikilem, nihayetinde görünür olan ile görünmez olan arasındaki varoluşsal mücadeledir.

Cehennemin Ortasında Sürekli Dikkat

Betonun hızı ve yıkımın sistematikliği (kentsel dönüşümün kültürel mirası yok etmesi [7]) kentsel bir cehennem tablosu çizse de, Calvino’nun Marco Polo aracılığıyla dile getirdiği öğüt, tek çıkış yolunu gösterir: “İkinci yol riskli: sürekli bir dikkat ve eğitim istiyor; cehennemin ortasında cehennem olmayan kim ve ne var, onu aramak ve bulduğunda tanımayı bilmek, onu yaşatmak, ona fırsat vermek” [3].

Bu sürekli dikkat ve eğitim, Simmelci bıkkınlığa ve kayıtsızlığa karşı tek panzehirdir [8, 13]. Bireyin, pasifçe tüketilen görsel imgelerden (ocular mimari) sıyrılıp, şehrin anlam yüklenmiş şekillerine odaklanması, kültürel ve varoluşsal bir direniş eylemidir [3]. Şehri kurtarmak, fiziksel mirası (taşı) korumakla başlar, ancak esas olarak o mirasa yüklenen görünmez anlamı korumakla devam eder [11].

Sonuç: Hatıranın Sürekli Yolculuğu

Şehir ve insan teması, bitimsiz bir sorgulamadır. Taşın sesi, betonun gürültüsüne karşı her zaman bir fısıltı olarak kalacaktır. Bu fısıltıyı duyabilmek için, bireyin duygusal mesafesini (ihtiyatını) Tenekeci’nin önerdiği samimiyetle kırarak, Calvino’nun talep ettiği aktif dikkat düzeyine yükselmesi gerekir.

Hafıza, yalnızca geçmişin yükünü hafifletmek için bunca uzaklara gelmek anlamına gelmez; aynı zamanda geleceğin ihtimallerini taşıyan bir potansiyeldir [3]. Benjamin’in “şimşek hızıyla hatırlama” anları [9], bize, modernliğin tinsel yıkımı karşısında hakikatin parlaklığını arama cesaretini verir [10].

Modern varoluşun en cesur eylemi, Simmel’in çağrısına uyarak, bu büyük tarihsel güçlerin etkisini yargılamadan, sadece anlamaya çalışmaktır [14]. Şehri yalnızca fiziksel bir mekân olarak görmekten vazgeçip, ona anlam yüklenmiş bir hatıra olarak bakmak, bireyin modern kentteki yalnızlık paradoksundan kurtulma ve kök salma çabasının zirvesidir. Denemeci, bu entelektüel ve lirik çabasıyla, hem kişisel bir dertleşmeyi sunar hem de okuyucuyu kentsel varoluşun derinliklerine inmeye davet eder.

 

Yazıyı nasıl buldunuz?

Oy için yıldıza tıkla!

Ortalama Oy / 5. Oy Sayısı

Oyu yok

We are sorry that this post was not useful for you!

Let us improve this post!

Tell us how we can improve this post?

Paylaşarak destek olabilirsiniz!
Previous Post

Ruh Hırsızı / Meltem Akıncı

Next Post

Hâlâ / Sophia Jamali

Seyit Berker Aydoğan

Seyit Berker Aydoğan

Next Post
Hâlâ / Sophia Jamali

Hâlâ / Sophia Jamali

Bir yanıt yazın Yanıtı iptal et

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

No Result
View All Result

Hakkımızda

Kibele Kültür Sanat Logo

Kibele Kültür Sanat

Merhaba sevgili okur.

Mitolojide Tanrıların anası olarak bilinen Tanrıça Kibele’nin anaç, üretken, hayatın devamını sağlayan özelliklerinin uğruna inandık. Ve onun adını kullanıp Kibele Sanat olarak edebiyatta biz de varız dedik. Edindiğimiz misyonla amacımız; bizden önceki kalem ustalarımızın bayrağını, gelecek kuşaklara ulaştırmak. Çünkü edebiyat dünya tarihini içinde barındıran devasa bir ansiklopedidir… Devamını Oku

Arşivler

  • Ocak 2026
  • Aralık 2025
  • Kasım 2025
  • Ekim 2025
  • Eylül 2025
  • Ağustos 2025
  • Temmuz 2025
  • Haziran 2025
  • Mayıs 2025
  • Nisan 2025
  • Mart 2025
  • Şubat 2025
  • Ocak 2025
  • Aralık 2024
  • Kasım 2024
  • Ekim 2024
  • Eylül 2024
  • Ağustos 2024
  • Temmuz 2024
  • Haziran 2024
  • Mayıs 2024
  • Nisan 2024
  • Mart 2024
  • Şubat 2024
  • Aralık 2023
  • Eylül 2023
  • Ağustos 2023
  • Temmuz 2023

Kibele Kültür Sanat Logo

Kategoriler

  • Anlatı
  • Araştırma
  • Deneme
  • Genel
  • Hakkımızda
  • İnceleme
  • Kitap İncelemeleri
  • Masal
  • Öykü
  • Roman
  • Röportaj
  • Şiir
  • Sinema
  • Sizden Gelenler
  • Söyleşi
  • Tiyatro
  • Yeni Çıkanlar

Son Yazılar

  • HIRSIN YALNIZ GELECEĞİ
  • Orkestra
  • HEDİYE/LEYLA GÜR
  • Adaletin Sessiz Kaldığı O Yer / Derya UYGUN CAN
  • Sükûnet : Gölgelerden Yükselen Sessizlik

Copyright 2023 - 2025 Haziran K İ B E L E Kültür Sanat Dergisi Limited Şirketi All Right Reserved. Developer by Fedora Bilişim Teknolojileri İnternet Danışmanlık Hizmetleri Basım Yayın Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi. Bu sitede yayınlanan ses, görüntü, yazı içeren bilgi ve belge, hiçbir şekilde kullanılamaz, izinsiz kopyalanamaz. Tüm hakları K İ B E L E Kültür Sanat Dergisi Limited Şirketi'ne aittir.

KİBELE Abone
No Result
View All Result
  • Hakkımızda
  • Künye
  • Dergiler
  • Galeri
  • E-Dergi
  • Yazılar
    • Edebiyat
      • Şiir
      • Roman
      • Öykü
      • Deneme
      • İnceleme
      • Anlatı
      • Araştırma
    • Kitaplar
      • Kitap İncelemeleri
      • Yeni Çıkanlar
    • Tiyatro
    • Sinema
  • Yazarlar
  • İletişim
  • Üye Ol

Copyright 2023 - 2025 Haziran K İ B E L E Kültür Sanat Dergisi Limited Şirketi All Right Reserved. Developer by Fedora Bilişim Teknolojileri İnternet Danışmanlık Hizmetleri Basım Yayın Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi. Bu sitede yayınlanan ses, görüntü, yazı içeren bilgi ve belge, hiçbir şekilde kullanılamaz, izinsiz kopyalanamaz. Tüm hakları K İ B E L E Kültür Sanat Dergisi Limited Şirketi'ne aittir.