Dünyanın neresinde olursa olsun, büyük değişimlerin ve kahramanlık hikayelerinin merkezinde hep tek bir duygu yatar; Cesaret. Cesaret sadece korkusuz olmak mıdır? Mustafa Kemal Atatürk’ü tanımayan biri için, belki de öyledir. Fakat Atatürk’ü fikrinde, kalbinde yaşatan her Türk çocuğu bilir ki cesaret, arkanda sana güvenen bir gücün olduğunu bilmektir.
“Küçük hanımlar, küçük beyler! Sizler hepiniz geleceğin bir gülü, yıldızı ve ikbal ışığısınız. Memleketi asıl ışığa boğacak olan sizsiniz. Kendinizin ne kadar önemli, değerli olduğunuzu düşünerek ona göre çalışınız. Sizlerden çok şey bekliyoruz.” diyen bir sesin yankısıdır. Dünyada çocuklara bayram armağan eden tek liderin mirasıyla büyümektir, cesaret.
Bu yüzden olsa gerek, Türkiye’de çocukların ve gençlerin ruhuna işlemiş o sarsılmaz özgüvenin ve cesaretin izini sürdüğümüzde, yolumuz kaçınılmaz olarak 23 Nisan 1920’ye uğrar. O gün Ankara’nın tozlu yollarında açılan Meclis ile beraber, Atatürk, egemenliği saraydan alıp millete verirken, egemenliğin en saf halini temsil eden çocuklara da bir emanet, bir güç bırakmıştır; İrade.
Çökmüş bir düzenin yerine yeni bir millet iradesi inşa etmek, “Fikri hür, irfanı hür, vicdanı hür” olma sorumluluğunu hatırlatmak, yapılabilecek en büyük devrim değildir de nedir? Sınırları çizilmiş bir coğrafyada değil, sınırları kaldırılmış bir zihinde başlamaz mı asıl devrim?
Ve o zihin, korkularından arınmış, sorgulamayı bilen, gerektiğinde tek başına durabilen bireylerle inşa edilir. İşte cesaret tam da burada anlam kazanır. Kalabalıkların içinde kaybolmamak, doğru bildiğini savunabilmek ve en önemlisi, geleceği şekillendirecek gücün kendi ellerinde olduğunu unutmamak.
Bugün bir çocuğun gözlerinde parlayan umut, sadece bireysel bir hayalin değil, bir milletin yarınlara olan inancının yansımasıdır. Bugün Türkiye’de bir çocuk, imkansızlıklar içinde bile olsa “Ben yapabilirim” diyorsa, bir kız çocuğu astronot ya da bilim insanı olma hayali kuruyorsa ya da bir genç haksızlığa karşı sesini yükseltiyorsa, bunun temelinde Atatürk’ün bize tanıdığı “Var olma hakkı” yatar. Atatürk sadece bir bayram değil, her Türk çocuğuna bir kimlik bırakmıştır. Her yıl, 23 Nisan’da dalgalanan bayraklar, söylenen şarkılar ve doldurulan meydanlar aslında tek bir gerçeği haykırır. Egemenlik, sadece bir yönetim biçimi değil, bir bilinçtir.
Ve bu bilinç, emanet edildiği ellerde büyür. O eller ki kalem tutarken de cesurdur, konuşurken de… Bizler, dünyada çocuklara bir bayram verilerek onurlandırılmış ilk ve tek milletin çocuklarıyız. Bu, bize sadece bir sevinç değil, beraberinde dik durma sorumluluğu da yüklüyor.
Bu sene biraz daha buruk olsa da, Mustafa Kemal Atatürk’ün açtığı o büyük yolda, onun bize verdiği cesaretle herkese ve yaşanan her şeye rağmen, en zor anlarımızda dahi tekrar ayağa kalkacak gücü bulabiliyorsak, bu, bir asır önce bir liderin bize inanmış olmasındandır. “Korkma” diye başlayan bir İstiklal Marşı’nın ve “Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur!” sözlerinin hâlâ bizlere yol göstermesindendir.
23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramımız kutlu olsun!



