Koltukta uyuya kalmış,
Vücudu peltemi pelte.
İşçi Zehra geziniyor kim bilir nerelerde!
Düşlerinde,
Aynı deniz, aynı kasaba.
O komşudan, bu komşuya.
Şıpıdık terlikler de ayağında.
Kocası da muhtar olmuş, vallahi.
Balıklarsa bir oltada, bir tavada.
Buzu da saldı mı bardağa,
Hoop bir yudumda.
Bir kelebek saçlarında,
Şakırdayan bir kuş omzunda.
Ama hep aynı ağırlık sırtında.
Haydi! Kalk, yat yatağına.
Sabah ayazında düşeceksin yollara.
.
Zehra, akşam eve geldiğinde ayaklarını hissedemez haldeydi. Ellerini tezgahın soğuk taşına
dayadı, yüzüne su çarptı. Aynada kendine baktı: Gözlerinin altında kömür gibi halkalar,
çatlamış dudakları, alnında ince ince cizgiler. İç geçirdi. Üzerindeki işçi önlüğünü çıkardı,
elini hızla sallayarak parmaklarına yapışmış siyah tozları silkelemeye çalıştı.
Mutfağa geçti. Kocası Hasan daha gelmemişti. Çayı koydu, masaya iki tabak çıkardı. Ne
pişireceğini düşünmeden ocağı yaktı. Sonra, sandalyeye oturup başını ellerinin arasına aldı.
Yine rüyayı hatırladı.
Her gece aynı rüya.
Deniz vardı orada, köpüklü ve masmavi. Bir sahil kasabasında yaşıyorlardı. Küçük ama denizi
gören bir evleri vardı. Balkonunda sarı saksılarda naneler, fesleğenler duruyordu. Hasan sabah
erkenden balığa çıkıyordu, Zehra da arkasından bakıyordu. Çocukları vardı, küçük bir kız ve
bir oğlan. Gülüşleri dalgaların sesiyle karışıyordu. Akşam olunca sofraya oturuyorlar,
Hasan’ın tuttuğu balıkları pişiriyorlardı. Tabağına limon sıkıyordu Zehra, gözleri ışıl ışıldı.
Ama sabah oluyor, makine sesi, bağıran ustabaşları, ter ve demir kokusu gerçekliği üstüne
çöküyordu.
Hasan kapıyı açıp içeri girdi. Üstü başı kir içindeydi, fabrikadaki duman sinmişti yüzüne.
Yorgunlukla sandalyeye çöktü, elini başının arkasına koydu.
“Çay koymuşsun,” dedi.
Zehra usulca başını salladı. Hasan bir bardak doldurdu, içerken gözlerini kapadı.
“Hasan” dedi Zehra.
“Ne var?”
“Muhtar olsan ya.”
Hasan gözlerini açtı, bardağı hızlıca masaya bıraktı. “Yine mi Zehra?”
“Bak, kasabaya gidelim. Küçük bir evimiz olsun, deniz gören bir ev.”
“Deniz gören ev ucuz mu Zehra?
“Çalışırız, yaparız. Sen muhtar ol, ben de sahilde küçük bir dükkân açarım. Ev yapımı reçeller
satarım. Bizi seven insanlar olsun. Yorulmayalım böyle”
Hasan başını iki yana salladı, derin bir nefes aldı. “Bırak bunları, hayatımız belli. Sen de
biliyorsun.”
Ama Zehra biliyordu ki, rüyaları bırakmazdı. Çünkü gece olduğunda, yine o sahil kasabasına
dönecekti.
Ve her sabah, o düşten uyanacaktı.
Yıllar geçti. Zehra’nın ellerindeki nasırlar sertleşti, saçlarının arasına aklar karıştı. Hasan’ın
sırtı biraz daha kamburlaştı, sesi biraz daha yorgun çıktı. Ama değişmeyen bir şey vardı:
Zehra, her gece aynı rüyayı görmeye devam etti.
O sahil kasabası, denizi gören ev, balık tutan Hasan, gülen çocuklar…
Derken, bir gün fabrikada bir şey oldu.
Zehra ağır bir demiri kaldırırken belinde bir sancı hissetti. Önce önemsemedi, ama sonra
nefesini kesecek kadar büyük bir acı saplandı sırtına. Olduğu yere çöktü. Etrafına işçiler
toplandı, biri bağırarak ustabaşını çağırdı. Onu aceleyle hastaneye götürdüler. Doktor uzun
uzun inceledi, sonra başını iki yana salladı.
“Çok yük kaldırmışsın. Omurların zarar görmüş. Böyle çalışmaya devam edersen bir gün
yerinden kalkamazsın.”
Zehra hastane odasında yatarken Hasan kapıda duruyordu. Ellerini cebine sokmuş, başı önüne
eğikti. Eve döndüklerinde Zehra yatağa uzandı, Hasan mutfakta bir süre durduktan sonra içeri
geldi.
“Bitti Zehra,” dedi. “Fabrika bitti. Çalışamazsın artık.”
Zehra tavana baktı. Boğazı düğümlendi. Peki şimdi ne olacaktı? Hayatları ne olacaktı?
Ama o gece bir şey değişti.
Hasan rüyasında Zehra’nın yıllardır gördüğü sahil kasabasını gördü. Deniz vardı, küçük beyaz
bir ev vardı, balık tutuyordu. Sabah olduğunda ter içinde uyandı, başını ellerinin arasına aldı.
Zehra gözlerini açtı, Hasan’ın yüzündeki ifadeyi gördü.
“Ne oldu?” diye fısıldadı.
Hasan derin bir nefes aldı. “Gidiyoruz, Zehra.”
Ve gerçekten de gittiler. Biriktirdikleri parayla küçük bir sahil kasabasına yerleştiler. Deniz
gören bir evleri olmadı belki ama denize yürüyerek beş dakikada varılabilen bir evleri oldu.
Hasan balık tuttu, Zehra pazarda reçeller sattı. Akşamları balkonlarında oturdular, uzaklarda
dalgaların sesini dinlediler.
Ve bir gün, Zehra elini karnına koyarak Hasan’a baktı.
“Bir çocuğumuz olacak,” dedi.
Hasan gülümsedi.
İşte o gece, Zehra ilk kez o rüyayı görmedi. Çünkü artık, o düşün içindeydi.
Paylaşarak destek olabilirsiniz!