Kasvetli bir güne uyandı Selim. Saat sekiz olmasına rağmen sanki altı bile değilmiş gibiydi. Öylesine boğuk, öylesine karanlık… Bugün işten ayrılışının daha doğrusu istifasının kırk yedinci günüydü. Stokladığı erzak kutularının dibi görünmüş, hesabındaki para da neredeyse bitmişti. Kalktı pencereyi açtı. Karla karışık yağmur yağmaya başlamıştı o an. Ellerini uzatıp parmaklarının ıslanmasını izledi bir süre. “Bir gören olsa aklımı kaybettiğimi düşünürler” deyip gülümsedi. “Düşünsünler, belki de kaybettim…”
Üşenmedi, çarşaflarını değiştirdi. Epeydir aklındaydı ve erteliyordu bu işi. Yatak odası havalanırken etrafı toparladı. Çok düzenli biri olmamıştı hiçbir zaman ama ortalıkta unuttuğu eşyaları görünce kendine kızdı. Evet, ne olmuştu yani. Dünyada istifa eden bir tek kendisi miydi?
Filtre kahve demledi hemen. Mis gibi kokusu sararken etrafı, hala birkaç içimlik kahvesi olduğuna sevindi. Birden kedisi Tarçın’ı hatırlayıp oturma odasına gitti. Yatağı boştu. Tabii ya, birkaç gün önce yakın arkadaşı Yağmur’a bırakmıştı onu. Geçici süreliğine demişti ama belki de almazdı artık yanına. Bu çökmüş haline şahit olmuştu Tarçın. Onu daha fazla perişan etmek istemiyordu. “Bazen sevmek, sevdiğinden vazgeçmektir” dedi kendi kendine. Gülümsedi. Hala yapabiliyordu.
Ocağın on biriydi. İç Anadolu’da kar yağıyordu. Ya tek başına iniyordu ya da yağmurla karışıyordu. Yaz insanıydı Selim. Üç hafta sonra doğum günüydü ama o hiçbir zaman sevememişti kışı. Sıcak memleketlerde yaşamak isterdi. Bir çadır ve birkaç parça eşyayla. Sahi, olabilir miydi bu?
Sehpaya yığılı eski gazete ve dergileri topladı. İş ilanları, başvurular, olumsuz cevaplar, biz sizi ararız’lar… Hepsi boştu. Kim bir iş ilanıyla gerçek anlamda bir iş bulmuştu ki. Bulduysa bile mutlu olmuş muydu…
Vakit öğleye yaklaşırken buzdolabında kalan iki yumurtadan birini kırıp bayat ekmekle karıştırdı. Haline acısa mı, yoksa her gün söylenerek gittiği ve üç kuruş kazandığı işinden kurtulduğu için sevinse miydi; bilemiyordu.
Bugün pazardı, Yağmur’a gidecekti Tarçın’ı görmeye. İçini bir umut kapladı istemsizce. Yıllardır ev arkadaşlığından öte can yoldaşı olmuştu Tarçın ona. Küsmüş müydü acaba? Belki de inmeyecekti kucağından. Bunun hayaliyle kalktı televizyonu açtı. Kanalları boş boş gezinirken bir programa denk gelmişti. Bir Türk gezgin Güney Amerika maceralarını anlatıyordu konuk olduğu programda. Ona yöneltilen soruları içtenlikle cevaplıyordu. İşinden istifa edip tüm eşyalarını sattığını, elindeki parayla yola çıktığını, bileklik sattığını, çadırlarda kaldığını, yeterince parası olduğunda bir otelde kalabildiğini… anlatıyor da anlatıyordu. Ve her şeyden öte o kadar mutlu görünüyordu ki…
Selim okuduğu okulları düşündü, girdiği sınavları, yaşadığı stresleri… Her şey kendini bir ay geçindirmeyen maaş için miydi? Üstelik işinde sürekli aşağılanıyordu ve iyi niyetle yaptıkları hep kötüye yoruluyordu işvereni tarafından.
“Ben de yapabilirim” dedi. Hem kırk yedi gündür kendine uygun bir iş de bulamamıştı. Birilerinden borç almaktansa aç kalmayı tercih ederdi.
Program bittiğinde gezgini araştırdı. Keşke ulaşabileceği bir telefon numarası ya da e-posta adresi olsaydı gencin. Bir paylaşımının altına uzunca bir yorum yazdı. Sonra bir defter aldı ve gezginin anlattıklarından yola çıkarak kendine bir plan çizdi.
Kasımda taşındığında ev kirasını sekiz aylık peşin verdiği için haziran ayına kadar kira sorunu yoktu. Hesabındaki para sıfıra yaklaştığından elinde olan kullanmadığı eşyaları satışa çıkaracaktı. Belki birkaç arkadaşından yardım isterdi bunun için. Pasaportu vardı. Vize işlemleri için de yakın zamanda yurt dışına giden bir arkadaşına danışmaya karar verdi. Gideceği yer kesinlikle sıcak bir yer olacaktı.
Dışarı çıkmak için hazırlandı. Yağmur ve Tarçın’a planlarını anlatmak için sabırsızlanıyordu.
Kendini o kadar iyi hazırlamıştı ki neredeyse tüm işleri rast gitmiş, planı tıkır tıkır işlemişti. Düşünüyordu da en kötü ne olabilirdi ki. Beceremezse eğer geri dönecekti. Yola çıkacak ve deneyecekti. Bu kadar basitti.
Ve o gün gelip çattı. Sırt çantasını kaptı, kapısını kilitledi. Evinin önündeki taksiye binmeden önce dönüp perdeleri kapalı pencerelerine baktı. Bugün doğum günüydü ve bu kez gülümsemesi endişesizdi…


