Ben ormanda plastik bir çiçek,
Burası benim mabedim.
Arılara bir düş kırıklığıyım.
Hepsi aşağılayıcı bir teselliyle ahenkli öpücükler konduruyor yanağıma.
Benim yüzüme açmıyor güneş,
Safi israfım onun aklınca.
“Peki ben ışınla, umudu nasıl değiştireyim?”
Ölümsüzlüğü sahtelikten alan yaprağımla
Kendime haykırsam
Aradığım her şeyin de beni aradığına dair yeminim,
Tutuklanıp gidecek yavaşça.
Bir tek yeminim aksır gider benim.
Ben ormanda plastik bir çiçeğim.
Çevremde devlerce ağaç,
Arşın gölgeli köklerini benimle paylaşmaya hevesli.
“Siz benim annem misiniz?”
Sormuştum, aklımı kazandığımda.
Aşağılayıcı bir teselli onlarınkisi.
Bir bir melek kesildiler kemiksiz başıma.
Dedim, kutsallık arasaydım eğer
Gider güneşe doğru eğilirdim arsızca.
“Ben beslenmek istemez miyim?”
“Kibir benim neyime?” demez miyim?
Bu haykırışlar arasında anne güneş
Vergi aldı ölümsüzlüğümden oyun boyunca.
Kaç tohum istediyse de vermedim
“Ben bir anne değilim!” dedim.
O ki,
Parlak ve kendince zevkleri
“Ben canlı hissetmeyeni sevmem!” dedi
Bir anda tepeme çöktü dorukça,
Bir ufuk kalmıştı bana küfretmeyen,
Bir tek onun ışığıydı -peygamberim- bana yol gösteren.
Soldu alış ve veriş ve güneş konuştu:
“O zaman ben de seni akşamlı günlere hapsedeyim!”


