Rezalet ki ne rezalet. Hayatımda bu kadar utandığımı hatırlamıyorum. Keşke yer yarılaydı da içine gireydim. Daha bir kaç ay olmuştu yeni işime gireli, yeni arkadaşlar edineli. Bu hiç ama hiç olmadı. Şimdi ilk mesai günü ben bu insanların yüzüne nasıl bakarım. Aman yarabbi hele komşular. Taşınsam da bu rezaletten kurtulamam ki. Ya kameraya kayıt yaptılarsa? Eyvah! eyvah… İnternete düşmesek bari.
Durun, en iyisi ben her şeyi en baştan anlatayım. Ya da hatırladıklarımı yazayım. Efendim, ülkenin saygın şirketlerinin birinde, yazılım geliştirme departmanında çalışıyorum. Bu akşam İş çıkışı, herkes tam evine gidecekti, bırak gitsinler demi? Gün boyu süslü cümlelerle yan masadaki Sevcan’a tarafımca bir güzel kur yapıldı. Kur da karşılık buldu. Sosyalden takipleşmeye başlandı, işaret ve orta parmak kaldırılıp, dudaklar büzülüp, bir sürü selfiler de çekildi. Derken iş çıkışı daha ilk günden, kızı eve davet etmek pek münasip kaçmayacağından mütevellit, diğer arkadaşları da konu mankeni olarak evime davet ettim. Onların da geleceği tuttu. Aynı departmanda çalıştığımız taze nişanlı bir çift, Sevcan ile ben, karşı masada oturan yılışık Murat, ki arabadayken eşini de eve davet etti. Konum atıldı, o da geldi. Buraya kadar gayet iyi.
Cumartesi sabahına uyanılacağı için olsa gerek, sinema partisi yapıldı, entellektüel bakış açılarıyla film değerlendirildi. Sanırsın Tarantino’yum, ama olsun her şey Sevcan içindi. Oyunlar oynandı, şehirler kuruldu, kelimeler türetildi derken, Murat bir şeyler içelim deyip karşı markete gitti. Aman Allah’ım, iki koca poşet ağzına kadar içki dolu. İç bakalım, hadi bakalım, oturmaya mı geldik derken. Bende film koptu, gerisi yok.
Sabah bir uyandım, balkondayım pantolon ayağımda yok. Fayansların üzerine, yatmış öylesine boylu boyunca uzanmışım. Kafamı Arizona kertenkelesi gibi kaldırdım bir de ne göreyim, karşı komşular kahvaltı yapıyorlar, aramız on metre var yok. Göz göze geldik, adamın bana bir bakışı vardı anlatamam. Sanırsın Kurmay Albay üzerimde içtima alıyor. Ayağa kalkıp esas duruşa geçmek istedim, altta kırmızı kalpli boxer, ayağa kalkmak ne mümkün. Kesin bir şey oldu da ben hatırlamıyorum. Eşi, kafasını sağa sola sallayıp cık…cık…cık… çekti. Allah’ım delireceğim. Tam doğruldum kalkacağım, balkon giderine gözüm takıldı. Sanırım midemde ne varsa… Karşı komşular onu görmüş olacaklar herhalde. Sürünerek yan odaya geçecektim ki bir de ne göreyim, lavabo giderini pisuar niyetine kullanmışım. Yoksa bu komşular ona da mı? Eyvah ki ne eyvah! İyi de ya misafirler nerede?
İçeriden gülüşme seslerini duydum. Altıma bir şeyler geçirip salona girdim, Geçen yıl ben ofisteyken eve hırsız girip ne var ne yoksa götürdüğünden, tüm odalara kamera taktırmış, ofisteyken bile evi her daim kontrol edebiliyordum. Akşamcıların her biri masaya toplanmış, masa üzerinde duran güvenlik kameralarının bağlı olduğu bilgisayarı inceliyorlardı. Murat şarjı bitmiş cep telefonunu bir de cüzdanını en son koyduğu yeri arıyordu, tek rezil olan ben değildim yani. O da ne? Sevcan masada yok. İyi bari kıza rezil olmadık. Kamerayı geri sarınca yerin yarılması için dua ettim ama o da kabul olmadı. Sen o son kadehte, tam kalkarken, midemin bulanmasıyla, yediğim tüm menüyü, Sevcan’ın üzerine baştan aşağı boca et. Üzerimi temizleyeceğim diye pantolonu lavaboda çıkar, sonra giymeyi unut. Sonra o halde herkesin gözü önünde hava alayım bahanesiyle balkona çık. Gerisi malum.
Neyse, başlamadan biten bir ilişki, kısa süren bir iş hayatı ve yeni bir kiralık ev, bunlar kısa sürede çözmem gereken problemler. Dedim ya, hayatımda bu kadar utandığımı hatırlamıyorum diye. Aslında bu iki etti, ne zaman böyle içsem, ertesi gün kameradan kendime bakıyor ve kendimden bir kez daha utanıyordum. Ama artık bitti, bu sondu. Kesin çözümü buldum, olması gereken de zaten buydu, geç bile kalmıştım. Soruna kökten çözüm buldum. Evet, kesinlikle doğru tahmin ettiniz. Kameraları söktüm.


