vuslat nergisi çiseliyor
sengistanların serencamıyla uludur kış
dağılıyor mahzenin içinde közlenen iz
tohumuna hudut belletiyor
bu sırrın melteminde nereye düş/tüm ben
filizlendi bakışlarım
sürgün aynalarda sızım
resmedilmiş tabloyla uyuşmuyor bu silüet
o, vadilerin dingini
uzak emellerin dumanına yansıyor esamesi
sezgilerde gözleri kıyımsız
süveyda ruhlar saçılıyor bedenlerden
hezeyanlarda yaşamış ayrıksı maya
savurun girdabı köklenişin kıyısına
fırtınada nazar dağıtanlar
kurutmuş aydınlığın tülünü
ekiyorlar menfur fidanı
gözyaşının nemli sokağına
o, vadilerin dingini
serpiyor nefesini sararmışlığın yatağına
suskunlukta kanıyor şimdi karanlık ihtiras
bir kap suda çürütün toprağını
sıcak acılarınızla
bir nehirde ışıltılarla yıkanıyor gümüşten melekler
dağıtıyorlar pınarında bakışların
pullarından saflığın yaşı akıyor
dile gelmez varışların/varamayışların
rüzgar irkiliyor düşlemine kadar
direniyor aylaklığımın buzdan hevesi
ey sengistan vadisinin dingini
nerede erdemin soğuk gömütü
nerede yıldızlı gecelerin anahtarsız kafesi
şafağın kıvancında kalıyor suyun ezgiden sesi



