İnsan hayatı boyunca birçok şey söyler. Bazılarını yüksek sesle, bazılarını yalnızca içinde. Fakat insanın en uzun süre taşıdığı cümleler genellikle hiç söyleyemedikleridir. Zamanında dilenmeyen bir özür, geri dönüp hiç kurulmamış bir cümle, aramak için fazla beklenmiş bir telefon… Bazen hayatımızdaki en ağır yükler yaptığımız şeylerden değil, yapabilecekken yapmadığımız şeylerden oluşur.
İnsanın içinde garip bir inanç vardır. Her zaman vaktimiz olduğunu düşünürüz. Bir gün konuşuruz, bir gün gideriz, bir gün düzeltiriz, bir gün özür dileriz. Sanki hayat, ertelediğimiz her şey için bize yeni bir gün verecekmiş gibi yaşarız. Oysa bazı günler hiç gelmez. Ve insan bazen bir şeyi kaybettiğinde değil, onu kaybetmeden önce ne kadar kolay kurtarabileceğini fark ettiğinde kırılır.
Bir özür yalnızca birkaç kelimeden ibaret değildir. Bazen bir insanın yıllarca beklediği bir kabul ediliştir. “Evet, seni kırdım”, “Evet, yanlış yaptım”, “Evet, o gün seni anlamalıydım”. Belki de özür dilemenin en zor tarafı hatayı kabul etmek değil, kendimizle ilgili kurduğumuz hikâyeyi bozmak zorunda kalmaktır. Çünkü herkes kendi hayatının kahramanı olmak ister. Kendimize anlattığımız hikâyelerde çoğunlukla haklı taraf bizizdir. Bizi buna mecbur bırakan sebepler vardır. Söylediklerimizin bir nedeni, yaptıklarımızın bir açıklaması vardır. Fakat bazen bütün açıklamalar bittiğinde geriye yalnızca bir gerçek kalır: Birini incittik ve bunu değiştiremeyiz.
Sonra “keşke” gelir. Belki de insanın en yorucu kelimesidir keşke. Geçmişin kapısını açar ama içeri girmemize izin vermez. Sadece eşiğinde bekletir. Keşke öyle söylemeseydim. Keşke biraz daha dinleseydim. Keşke gitmeden önce sarılsaydım. Keşkeler geçmişi değiştirmez, yalnızca insanın geçmişe bakma biçimini değiştirir. Olanı geri getirmez, söylenmemiş olanı söylemez, gideni kapıdan yeniden içeri sokmaz. Yine de onlardan vazgeçemeyiz. Belki de çünkü bazı keşkeler, hâlâ içimizde yaşayan duyguların kanıtıdır.
Bir insanın ardından duyduğumuz pişmanlık, onu hâlâ önemsediğimizi gösterir. Kaybettiğimiz bir şey için üzülmemiz, onun bizim için gerçekten değerli olduğunu anlatır. İnsan çoğu zaman değer verdiği şeyleri kaybettikten sonra değil, kaybetme ihtimali ortadan kalktıktan sonra daha iyi anlar. Bazı insanlar hayatımızdan geçerken, farkında olmadan bize kendimizden bir parça bırakırlar. Sabırsızlığımızı, bencilliğimizi, korkularımızı… Sevgimizi göstermeyi ne kadar ertelediğimizi. Bazen birinden özür dilemek isteriz ama artık o insan yoktur. Bazen söylemek istediğimiz cümleler, karşımızdaki kişinin duyamayacağı kadar geç kalmıştır. Hayatın en acı taraflarından biri de budur: Bazı hataların telafisi vardır, bazılarının ise yalnızca farkına varışı.
İnsan büyüdükçe geçmişte yaptığı hataları daha iyi görür. Fakat büyümenin tuhaf tarafı şudur: Bazı şeyleri anladığımızda onları düzeltmek için çok geç olabilir. Bugün doğru olduğunu bildiğimiz bir şeyi, yıllar önce nasıl olup da göremediğimize şaşırırız. Oysa geçmişteki kişi, bugünkü kişi değildi. O da bilmediği şeylerle, taşıdığı korkularla ve henüz tanımadığı kendisiyle hareket ediyordu. Belki daha iyisini bilmiyordu, belki bazı şeyleri ancak kaybettikten sonra anlayabilecekti. Bunu bilmek geçmişi değiştirmez. Söylenmemiş bir cümleyi söylemez, kırılmış bir kalbi onarmaz. Ama insanın geçmişteki kendisine bakarken duyduğu öfkeyi biraz olsun azaltır. Çünkü insan bazen başkalarını kırdığı kadar kendisini de yaralar; daha iyi bilemediği zamanlar, daha cesur olamadığı anlar ve sevdiğini göstermeyi ertelediği günler için.
Belki insanın kendisine edeceği en büyük iyilik, geçmişteki hâlini sonsuza kadar cezalandırmaktan vazgeçmektir. Fakat kendimizi affetmek, yaptıklarımızı haklı çıkarmak değildir. Bazı şeylerin telafisi yoktur. Bazı insanların yerine yenisi gelmez. Bazı cümleler söylense bile artık aynı anlama gelmez. Ve bazı kapılar, bir kez kapandıktan sonra hiçbir şekilde açılmaz. Bu yüzden hayatın bize öğrettiği şeylerden biri, belki de en basit olanıdır: Her şeyi yarına bırakmamak. Birini seviyorsak bunu söylemek, kırdıysak özür dilemek, özlediysek aramak, sarılmak istiyorsak sarılmak. Çünkü hayatın bize ne kadar zaman vereceğini bilmiyoruz. Bunu bildiğimizi sanarak yaşıyoruz yalnızca. Sonra bir gün, söylemek istediğimiz bir cümle içimizde kalıyor, bir telefon numarası artık aranmıyor, bir kapı artık açılmıyor. Ve insan, hayatının geri kalanında tek bir cümleyi taşıyor: Keşke.
Belki insanın en büyük pişmanlığı yaptığı şeyler değildir. Bazen asıl pişmanlık, yapabileceği hâlde yapmadığı şeylerdir. Çünkü bazı şeyler için gerçekten geç kalırız. Ve bazı günler hiç gelmez.



