• Destek
  • Üye Ol
  • Yazar Girişi
  • Abone Ol
0 553 423 00 17 kibelekulturs@gmail.com
Kibele Kültür Sanat Dergisi | Hayatı Doğuran Sanat  |  Hatice DÖKMEN
  • Hakkımızda
  • Künye
  • Dergiler
  • Galeri
  • E-Dergi
  • Yazılar
    • Edebiyat
      • Şiir
      • Roman
      • Öykü
      • Deneme
      • İnceleme
      • Anlatı
      • Araştırma
    • Kitaplar
      • Kitap İncelemeleri
      • Yeni Çıkanlar
    • Tiyatro
    • Sinema
  • Yazarlar
  • İletişim
  • Üye Ol
No Result
View All Result
  • Hakkımızda
  • Künye
  • Dergiler
  • Galeri
  • E-Dergi
  • Yazılar
    • Edebiyat
      • Şiir
      • Roman
      • Öykü
      • Deneme
      • İnceleme
      • Anlatı
      • Araştırma
    • Kitaplar
      • Kitap İncelemeleri
      • Yeni Çıkanlar
    • Tiyatro
    • Sinema
  • Yazarlar
  • İletişim
  • Üye Ol
No Result
View All Result
Kibele Kültür Sanat Dergisi | Hayatı Doğuran Sanat  |  Hatice DÖKMEN
No Result
View All Result
Home Genel

Gölgenin Sözü.

Gizem Yenikler . Gizem Yenikler
27 Ekim 2026
. Genel
0
0
SHARES
1
VIEWS
Share on FacebookShare on Twitter

Kasabanın kıyısındaki eski saat kulesinin hemen yanındaki iki katlı ev, zamanın unuttuğu bir sığınak gibiydi. Ahşap panjurları yağmurdan ve rüzgârdan çatlamış, girintili çıkıntılı duvarlarına tırmanan sarmaşıklar neredeyse pencere pervazlarını yutacak raddeye gelmişti. İçeride ise eşyalar kadar sessizlik de toz tutmuştu.

Emin, altmışlı yaşlarının ortasında, hayatı zihnindeki geniş ve labirenti andıran koridorlarda geçiren bir adamdı. Her sabah aynı saatte uyanır, demliğin tıkırtısını dinler ve pencerenin kenarındaki o eski koltuğa otururdu. Ancak onun için bu rutin, huzur dolu bir alışkanlık değil; zihnindeki çatlaklardan sızan belirsizliklere karşı inşa ettiği kalın, beton bir duvardı.

İnsan psikolojisi, dışarıdan bakıldığında dingin görünen bir denizin diplerindeki fırtınalara benzerdi. Emin’in denizinde ise fırtına hiç dinmiyordu; sadece suyun yüzeyi yapay bir pürüzsüzlükle kaplanmıştı. Yıllar önce aldığı ağır bir kaybın —eşi Leyla’nın beklenmedik gidişinin— ardından, zihni kendini korumak adına savunma mekanizmalarının en katı olanını devreye sokmuştu: Bastırma ve Yansıtma.

O gün de her zamanki gibi kasaba pazarı için dışarı çıktı. Taş döşeli dar sokaklarda yürürken, yanından geçen insanların bakışlarını kendi üzerinde hissediyordu. Manav Rıza hıyar ve domatesleri poşete koyarken gülümseyip “Nasılsın Emin Abi?” dediğinde, Emin’in zihnindeki o karanlık aygıt hemen çalışmaya başladı. Rıza’nın o içten tebessümü, Emin’in algısında “Bana acıyor, arkamdan halime gülüyor” fikrine dönüştü. İnsan zihni, kendi içinde kabullenemediği değersizlik ve suçluluk duygularını dış dünyaya yansıtmakta uzmandı. Emin, kendi içindeki öz-nefreti, çevresindeki herkesin ona düşman olduğu algısıyla ikame ediyordu.

“İyiyim,” dedi buz gibi bir sesle ve para üstünü alıp hızla uzaklaştı.

Eve döndüğünde göğsündeki o daralma yine başladı. Kalbi, kaburgalarını zorlayan bir kuş gibi çırpınıyordu. Soluklanmak için salondaki büyük boy aynasının karşısına geçti. Aynadaki adam; derin göz altı halkalarına, çizgilerle taranmış bir alına ve omuzlarına çökmüş ağır bir keder yüküne sahipti. Ama Emin aynadaki adama bakarken aslında bir insanı değil, kaçtığı tüm geçmişi görüyordu.

“Sen yüzünden,” diye fısıldadı kendi yansımasına. “Eğer o gün daha dikkatli olsaydın, Leyla burada olacaktı.”

Emin’in en büyük trajedisi,   “Bilişsel Çarpıtma” ağlarına yakalanmış olmasıydı. Zihni ona sürekli felaket senaryoları yazıyor, geçmişteki tek bir anı alıp hayatının tamamını o anın suçluluğuyla yargılıyordu. Oysa rasyonel akıl, kazanın onun kontrolü dışında gerçekleştiğini biliyordu. Fakat duygusal zihin, bir kontrol illüzyonu yaratmak için suçluluğu üstlenmeyi tercih ediyordu. Çünkü “Bu benim suçumdu” demek, “Dünya tamamen rastgele, kaotik ve güvensiz bir yerdir” gerçeğiyle yüzleşmekten daha az korkutucuydu.Suçluluk, belirsizliğin getirdiği varoluşsal dehşete karşı tutunulan acı bir tutamaktı.

Güneş batmaya yakın, evde koyu bir alacakaralık belirdi. Emin çalışma masasına oturdu. Masanın üzerinde yıllardır dokunmadığı, Leyla’nın ona hediye ettiği bir dolma kalem duruyordu. Kalemin pirinç gövdesi, odaya sızan son ışık hüzmesiyle hafifçe parıldadı. Emin elini uzattı, parmak uçları soğuk metale değdiğinde içine bir titreme yayıldı.

O an, zihnindeki o yüksek duvarlardan bir taş koptu.

Gözlerini kapattı.. Kaçmak, evi kilitlemek, kendini işlevsiz rutinlerine gömmek istiyordu. r. Ancak bu kez, psikanalizin o eski ve sarsılmaz kuralı devreye girdi: Yüzleşilmeyen her duygu, bir gölge gibi büyür ve eninde sonunda beden üzerinden konuşmaya başlar.  Emin’in nefes darlığı, titreyen elleri ve bitmeyen yorgunluğu, zihninin bedene attığı bir çığlıktı.

“Artık yoruldum,” dedi yüksek sesle. Odadaki sessizlik bu cümleyi yuttu.

Aynanın karşısına tekrar geçti. Bu kez yansımasına öfkeyle değil, merak ve şefkatle baktı. Aynadaki adama yaklaşarak gözlerinin içine odaklandı. O gözlerdeki adam, kusursuz bir suçlu değil; yas tutmasına izin verilmemiş, kederi donup kalmış yaralı bir çocuktu. Emin, eşinin kaybından sonra hiç ağlamadığını o an fark etti. Kendini güçlü tutma, ayakta kalma adına duygularını dondurmuş, yas sürecini (inkâr, öfke, pazarlık, depresyon) yarıda kesmişti. Kabul aşamasına hiç geçememişti.

Göz pınarlarından sıcak bir damla süzüldü. Ardından bir diğeri…

Ağlamak, zihnindeki o ketlenmiş baraj kapaklarını açtı. Gözyaşları akarken, göğsündeki o döküm demirden ağırlığın yavaşça hafiflediğini hissetti. Suçluluk hissi tamamen yok olmadı, fakat şekil değiştirdi; yerini kabullenişe bıraktı. Leyla’nın gidişi onun suçu değildi; o sadece hayatın kaçınılmaz trajedilerinden birinin tanığı ve mağduruydu.

Gece yarısına doğru oda tamamen karardığında, Emin pencereyi açtı. İçeriye sonbaharın serin, toprak ve kurumuş yaprak kokan taze havası doldu. Sokak lambasının sarı ışığı altında rüzgârla savrulan yaprakları izledi.

İlk defa, Rıza’nın sabahki gülümsemesinin arkasında bir acıma değil, sadece insani bir nezaket olduğunu idrak etti. Zihnindeki o karanlık projektör kapanmış, dünya nihayet olduğu gibi, gerçek renkleriyle görünmeye başlamıştı.

Emin derin bir nefes aldı. Zihnin labirentleri hâlâ oradaydı, ancak artık o labirentin içinde kaybolmuş bir kurban değil, elinde feneriyle kendi gölgesiyle barışmış bir yolcuydu.

Zihnin kendini korumak için ördüğü duvarlar, gün gelir insanı kendi içinde hapseden bir hapishaneye dönüşür. Ve o hapishanenin tek anahtarı, kaçtığımız acının tam ortasından geçmeyi göze almaktır.

Yazıyı nasıl buldunuz?

Oy için yıldıza tıkla!

Ortalama Oy / 5. Oy Sayısı

Oyu yok

We are sorry that this post was not useful for you!

Let us improve this post!

Tell us how we can improve this post?

Paylaşarak destek olabilirsiniz!
Önceki Yazı

Gerçekler

Gizem Yenikler

Gizem Yenikler

26 Aralık 1990 tarihinde İzmir’de doğdum. İlköğrenimini Fatih Koleji’nde, lise eğitimini ise İnönü Lisesi’nde tamamladım. Ardından İzmir Ekonomi Üniversitesi Medya ve İletişim Bölümü Habercilik alanından 12 Haziran 2015 tarihinde mezun oldum. Çok iyi derecede İngilizce ve başlangıç düzeyinde İspanyolca biliyorum. Eğitim hayatımın ardından uluslararası geçerliliğe sahip TESOL ve Teaching Practice sertifikalarını alarak profesyonel olarak İngilizce öğretmenliği yapmaya başladım. Roman, şiir, Öykü, yazmayı seviyorum.

Bir yanıt yazın Yanıtı iptal et

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

No Result
View All Result

Hakkımızda

Kibele Kültür Sanat Logo

Kibele Kültür Sanat

Merhaba sevgili okur.

Mitolojide Tanrıların anası olarak bilinen Tanrıça Kibele’nin anaç, üretken, hayatın devamını sağlayan özelliklerinin uğruna inandık. Ve onun adını kullanıp Kibele Sanat olarak edebiyatta biz de varız dedik. Edindiğimiz misyonla amacımız; bizden önceki kalem ustalarımızın bayrağını, gelecek kuşaklara ulaştırmak. Çünkü edebiyat dünya tarihini içinde barındıran devasa bir ansiklopedidir… Devamını Oku

Arşivler

  • Ekim 2026
  • Eylül 2026
  • Ağustos 2026
  • Temmuz 2026
  • Haziran 2026
  • Mayıs 2026
  • Nisan 2026
  • Mart 2026
  • Şubat 2026
  • Ocak 2026
  • Aralık 2025
  • Kasım 2025
  • Ekim 2025
  • Eylül 2025
  • Ağustos 2025
  • Temmuz 2025
  • Haziran 2025
  • Mayıs 2025
  • Nisan 2025
  • Mart 2025
  • Şubat 2025
  • Ocak 2025
  • Aralık 2024
  • Kasım 2024
  • Ekim 2024
  • Eylül 2024
  • Ağustos 2024
  • Temmuz 2024
  • Haziran 2024
  • Mayıs 2024
  • Nisan 2024
  • Mart 2024
  • Şubat 2024
  • Aralık 2023
  • Eylül 2023
  • Ağustos 2023
  • Temmuz 2023

Kibele Kültür Sanat Logo

Kategoriler

  • Anlatı
  • Araştırma
  • Deneme
  • Genel
  • Hakkımızda
  • İnceleme
  • Kitap İncelemeleri
  • Masal
  • Öykü
  • Roman
  • Röportaj
  • Şiir
  • Sinema
  • Sizden Gelenler
  • Söyleşi
  • Tiyatro
  • Yeni Çıkanlar

Son Yazılar

  • Gölgenin Sözü.
  • Gerçekler
  • Mavi Gökyüzü
  • Yazar Betül Soylu Fırat Kimdir? | Ruhumdaki Sisler Kitabı, Yazarlık Yolculuğu ve Özel Röportaj
  • Şehrin Görünmezleri.

Copyright 2023 - 2025 Haziran K İ B E L E Kültür Sanat Dergisi Limited Şirketi All Right Reserved. Developer by Fedora Bilişim Teknolojileri İnternet Danışmanlık Hizmetleri Basım Yayın Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi. Bu sitede yayınlanan ses, görüntü, yazı içeren bilgi ve belge, hiçbir şekilde kullanılamaz, izinsiz kopyalanamaz. Tüm hakları K İ B E L E Kültür Sanat Dergisi Limited Şirketi'ne aittir.

imunify-bot-check
KİBELE Abone
No Result
View All Result
  • Hakkımızda
  • Künye
  • Dergiler
  • Galeri
  • E-Dergi
  • Yazılar
    • Edebiyat
      • Şiir
      • Roman
      • Öykü
      • Deneme
      • İnceleme
      • Anlatı
      • Araştırma
    • Kitaplar
      • Kitap İncelemeleri
      • Yeni Çıkanlar
    • Tiyatro
    • Sinema
  • Yazarlar
  • İletişim
  • Üye Ol

Copyright 2023 - 2025 Haziran K İ B E L E Kültür Sanat Dergisi Limited Şirketi All Right Reserved. Developer by Fedora Bilişim Teknolojileri İnternet Danışmanlık Hizmetleri Basım Yayın Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi. Bu sitede yayınlanan ses, görüntü, yazı içeren bilgi ve belge, hiçbir şekilde kullanılamaz, izinsiz kopyalanamaz. Tüm hakları K İ B E L E Kültür Sanat Dergisi Limited Şirketi'ne aittir.