kederden beslenen şairlerin kaleminden dökülmüş bir aşk
en tutkulu duyguların hüküm sürdüğü bir krallık
yarını düşünmeden atılan kahkahalar ve dünün yasını tutan göz yaşları
yıldızın doğumu
ciğerlerimi yakan her bir soluk beni zorla yaşama bağlamaya çalışıyor, nafile bir çaba
yorgunluğum odalara sığamıyor ki dermanım yatak olsun
güneşin kolları sürekli ıskalıyor beni, aydınlığım karanlıkla lekelenmiş durumda
yıldızları da saymıyorum, küsüm onlara uzunca bir zamandır
gerçekleşmesi için yalvardığım her bir dileğimi kucaklayıp sonsuzluğa gidiyorlar
bense yine buradayım, balkonumda
uyku uzun süredir uğramıyor, gecenin yerini sabah alacak birazdan
diktiğim papatyalar sigaramın külleriyle kirleniyor
sade bir balkon, kendimden bir şeyler katmadım
ben de bilmiyorum ki ”kendim’’ ne sever
işe gitmeme kısa bir süre, intiharı arzuladığım uzun bir süre
geçtiğim sokaklara değmiyor gözlerim
etrafta dolaşan suretler bende sadece iğrenme oluşturuyor
travmatik bir sebebi yok; insanları sevmiyorum sadece, kendim de dahil
rutini bozan hiçbir şey yok neyseki, stres seviyesi düşük bir gün
her sabah işe giderken karşılaştığım aynı insanlar
otobüs gelmeden sigarasını bitirmeye çalışan suratsız adam
yine okula geç kalacak iki kardeş
kedileri besleyen teyze…
onlara hayatımın figüranları demek haksızlıklık olur ben bile daha baş rolü kapamamışken
kulağıma gelen o melodi asla benim sabahıma ait bir ses değil
hatta benim olduğum hiçbir zaman dilimine ait olamayacak kadar güzel
bir yabancı ve beraberinde getirdiği notaları
nefret ederim bilinmezlikten
koşarak kaçmak isterim de sanki yürümeyi öğrenememişimdir
yakıcı bir cazibesi vardır inkar edemem
kırmızıya boyanmış siyah güllerle kandırmaya çalışır ruhumu
siyah güller cehennemde yetişmiş derler, ateşin büyüttüğü tomucuklardan doğarlarmış
ölümün her tonunu taşırlarmış yapraklarında
öyle bir haz verirlermiş ki insana, kahkahalar göz yaşlarını ağırlar derler sonunda
ışıktan kaçan yıldız
sinirim bozuluyor, duymak istemiyorum
söylediği şarkılar evime kadar kovalıyor beni sanki
sabaha onunla başlamak kadar kötüsü yok
bir de söylerken bana sabitlediği gözleri…
yüzmeyi bilmediğim halde okyanusun ortasına çekiyor beni
kaçırdığım bakışlarım bana ihanet edip onun kollarına koşuyor sanki
tüm gün zihnimde yankılanan sesi en sonunda dudaklarımda özgürlüğe kavuşuyor
ben de aynı şarkıyı mırıldanırken buluyorum kendimi
kendimce bir savaşta olduğumuzu düşünüyorum
kaçmak aciz hissettiriyor artık
o kaçırsın gözlerini, gitsin istiyorum
öyle bir gitsin ki kuzey yıldızı bile bulamasın izini
öyle bir gitsin ki kalbim koşamasın peşinden
öyle bir gitsin ki bir daha hiçbir cihanda buluşmasın gözlerimiz
istiyorum. evet bunu istiyorum.
ama bazen ,yine balkonumda, sigara içerken içimden bir şeyler geçiriyorum
zihnime fısıldıyorum ki kalbim duymasın
beraber gidelim, yerimizi kimseler bilmesin
kalbimi duysun, onun şarkılarına dökülsün tüm duygularım
kalabalıklar içinde buluşsun gözlerimiz, boğulmaya bile razıyım bu denizlerde
bakmaya korktuğum yıldızlar balkonuma düşüyor
en parlak olan kovalıyor beni sanki
kucağında tuttuğu bir dilek var
ışığı öyle güçlü ki gözlerim acıyor
baktığım her yerde onu görüyorum
saklandığım her geceyi sabaha döndürürken kaçacak bir yerim de kalmıyor…
denize yansıyor yıldızın ışığı
evime ne kadar da yakışıyor
beni kovalayan şarkıları şimdi duvarlarıma çarpıyor
bana bakıyor, gülüyor ve dokunuyor
yaşamın soluğu onu sevmem için üflenmiş ruhuma sanki
dokunduğun her bir noktam yanıyor
acı içinde kıvranıyorum
bedenimi terk etmek isteyen çığlıklar zihnime tırnaklarını geçiriyor
benim güzel aşkım,
nasıl da nefret edercesine seviyorum seni
benden bana bir şey kalmadı
en güzel duygularım da sana en can yakıcı olanlar da
acım da sana mutluluğum da
bu dünyadaki aldığım ilk nefes bile sanaymış meğerse
sonuncu da dudaklarında hayata göz yumacak
bize yazdığın şarkı öyle bir mutluluk veriyor ki bana ölmek istiyorum
ölümün başında bekleyen meleklere yazılmış bir ninni sanki
aldığın kırmızı güller öyle güzel ki
aşkımızın akıttığı kanla parlıyorlar sanki
yapraklarını okşamak istiyorum ama ateşe değercesine kaçırıyorum parmaklarımı
sonra bir daha dokunuyorum, alışıyorum bu sefer
parmaklarım alevler arasında hayali bir piyanoyu çalıyor
her bir nota senin şarkılarında hayat buluyor
bana sarılıyorsun, yetmiyor
aramızda kalan o azıcık boşluk bile öyle bir acı veriyor ki bana…
yüzüme çarpan dalgalar canımı yakıyor
ben hala yüzme bilmiyorum ki ama
yıldızlar yüzünü dönmüş denize, bana bakıyorlar
ışığa yüzüyorum gittikçe dibe çekildiğimi fark etmeden…
yıldız kaydı, gökyüzü karanlık artık
fırlattığım bardak duvarda binbir parçaya ayrılıyor
kaçıncı bilmiyorum, sanırım bardağım kalmadı
yer cam kırıklarıyla dolu
birini alıp boğazıma dayamak istiyorum
sonra vazgeçiyorum ama, kapına gelip kalbine saplamak daha cazip geliyor
özür dilerim sevgilim, bu acı zevk vermiyor
güllerimin kırmızısı akıp göz yaşlarıma karışıyor sanki
boğuluyorum ama dalgaların arasında çırpınmıyorum bu sefer
kalbimin etrafını alevler sarmış
sana dair her bir anının külleri havada süzülüyor
kahkaha atıyorum yüksek bir sesle
o kadar yüksek ki sokaktan geçen insanların bile dikkatini çekiyorum
kahkahalarımın ardına saklanan çığlıklar dudaklarımın arasından kaçıyor
bir tür cinnet mi geçiriyorum? neyseki çok tanıdık
seni sevmek de aynı böyle hissettiriyor sevgilim
göğsümü yırtan bu hissin tam ortasına koydum seni
ruhumu yiyip bitiren tüm şeytanları serbest bıraktın sanki
gözlerim yine takılıyor güllere, benim güzel güllerim…
ne de güze baktım size
şimdi yaprakların kökünden kopup da süzülüyor havada
solan her bir yaprak ölümden bile siyah bir renge bürünmüş
daha çok gülüyorum ama göz yaşlarım tenimi yakıyor
bi hışımla kalkıyorum, inanılmaz bir coşku var içimde
montumu almayı bile akıl edemiyorum, masadaki çakmağa takılıyor gözüm
gül buketini avuçladığım gibi kapıyı çekip çıkıyorum
önüme çıkan her sokağa sapıyorum
bilinçsiz bir şekilde bildiğim yolu takip ediyorum
güneş bulutların arkasına saklanmış
etraf sessiz
var olan her şey attığım adımlarla arkamda sürüklediğim kıyametten kaçıyor
alevle dans eden yıldız
ellerimi ateşin etrafında gezdiriyorum
renkleri ne kadar da etkileyici
kırmızı, sonra sarı ve sonra mavi
senin gözlerinin mavisi daha güzeldi ama
ne komiktir ki senin mavilerin tüm benliğimi küle çeviren, bu ateş değil
bugün bizim için harika bir gün
her şeyin sonunda bizim için yeni bir dünya yaratıyorum
bana korku ve dehetle bakıyorsun
ne kadar da komik, kahkaha atmaya başlıyorum
sense ağlıyorsun… neden anlayamıyorum
daha fazla dayanamıyorum
çakmakla güllerin yapraklarını ateşe veriyorum
iyice büküyor boynunu her biri
kırmızı yapraklardan kara, zift gibi bir şey damlıyor
her bir damla ateşi daha da harlıyor
etraftan gelen çığlıkları duyuyorum
aldığım zevkle derin bir nefes çekiyorum
sense acı çekiyorsun,
yavaş yavaş yok oluyorsun gözlerim önünden
aşkın en ıstıraplı halini tadıyoruz birlikte
işte şimdi seviyorsun beni sevgilim
bana vadettiğin cennete kıyameti getirdim
cehennem burada, tam da ellerim arasında
kırmızının en güzel tonuymuş meğerse ölüm
benim kahkahalarım senin göz yaşlarına karışıyor
son kez öpüyorum seni, ruhuna sonumuzu üflüyorum
güllerim, benim güzel kırmızı güllerim…
Paylaşarak destek olabilirsiniz!