Ölmeyi istediğim zamanlar oldu,
Biliyorsun.
En istenilmez vakitte,
Baharın gün doğumunda;
Hayat tekrardan belirirken gökkubbeden,
Karanlıkta var olmayacak beyaza adadım kendimi.
Mazur görüyorum onları;
Bin yıllık bekleyişleri son bulmaya yakın.
Çünkü cemre düşecek toprağa,
Topraktan dirilen tomurçuklara, ne de güneşle doğup hayat süreceklere inadım.
Kirlenen benliğe Arş’tan umut yok,
Yeni bir beden, yeni bir ruh bahşedilmeyecek bizim dünyamıza.
Düşündükçe sonu,
İrkilip üşüme alıyor bedenimi.
Anlatamam her şeyi sana, anlatamıyorum da.
Dile gelmeyen, gösterişi kaybolmuş eski bir zaman şehri;
Laneti üzerinde, yaban otu bitmiş bir harabe.
“Anlatamam, yazamam” diyenlerin diyarı…
Görünmeyen, duyulmayan her şey orada saklı.
Evet;
Bir zamanlar öncüsü olduğum yaşama,
Zarafeti ihtişamında saklı ölüme merhaba.



