Mahallenin köşesindeki gri, metal konteyner, gelip geçen hemen herkes için bir an önce yanından uzaklaşılması gereken bir yerdi. Sıcak yaz akşamüstlerinde dışarı taşan çürümüş meyve, ekşimiş yemek kokuları insanları tiksintiyle burnunu tıkamaya, adımlarını hızlandırmaya zorlardı. İnsanlar için o köşe; kirliliğin, fazlalığın ve atıkların unutulmak istendiği karanlık bir noktadan ibaretti.
Oysa o konteynerin gölgesi, başkaları için bambaşka bir anlam taşıyordu.
Gün batıp sokaklar sakinleştiğinde, mahallenin dört patili sakinleri için hayat yeni başlıyordu. Turuncu alacalı tüyleri birbirine karışmış minik bir kedi, büyük bir sessizlikle konteynerin kenarına tırmandı. Arka ayaklarının üzerinde dengede durup içeriye merakla baktı. İnsanların “kirli” deyip yanından geçtiği o derinlik, onun için lezzetli bir akşam yemeği demekti. Az önce atılmış bir tavuk kemiği ya da jelatinine biraz kıyılmış et bulaşmış bir paket, onun günü tamamlamasını sağlayacak tek hazineydi.
Çok geçmeden, sokağın başından hafif aksayarak siyah-beyaz bir köpek yaklaştı. Kulakları düşük, gözleri yorgundu ama koku alma duyusu tam kapasite çalışıyordu. Kediyi görünce durdu, kuyruğunu hafifçe sallayarak bekledi. Mahallenin bu iki sessiz sakini arasında yazısız bir anlaşma vardı: Sırayla bakılacak, paylaşılan rızka saygı duyulacaktı.
Kedi, hafif bir hamleyle konteynerin içine daldı. Plastik poşetlerin hışırtısı arasında aradığını bulması uzun sürmedi; henüz taze sayılacak bir peynir parçasını kaptığı gibi dışarı atladı. Köpek ise ön patilerini konteynerin kenarına dayayıp burnunu içeri uzattı, büyük bir dikkatle dipte kalan bir sosis parçasını çekip çıkardı.
İnsanların gözünde sadece kokudan ve kirden ibaret olan o konteyner, o iki can dostu için bir yaşam pınarıydı. Onlar, şehir hayatının acımasızlığı içinde karınlarını doyurabilmiş olmanın masum sevinciyle, bir ağacın altına çekilip yan yana oturdular. Biri patisini temizlerken diğeri başını patilerinin arasına koydu.
Sokak lambasının sarı ışığı altındaki bu tablo, kirliliğin ortasında yeşeren saf bir yaşama tutunma mücadelesinden başka bir şey değildi.

