• Destek
  • Üye Ol
  • Yazar Girişi
  • Abone Ol
0 553 423 00 17 kibelekulturs@gmail.com
Kibele Kültür Sanat Dergisi | Hayatı Doğuran Sanat  |  Hatice DÖKMEN
  • Hakkımızda
  • Künye
  • Dergiler
  • Galeri
  • E-Dergi
  • Yazılar
    • Edebiyat
      • Şiir
      • Roman
      • Öykü
      • Deneme
      • İnceleme
      • Anlatı
      • Araştırma
    • Kitaplar
      • Kitap İncelemeleri
      • Yeni Çıkanlar
    • Tiyatro
    • Sinema
  • Yazarlar
  • İletişim
  • Üye Ol
No Result
View All Result
  • Hakkımızda
  • Künye
  • Dergiler
  • Galeri
  • E-Dergi
  • Yazılar
    • Edebiyat
      • Şiir
      • Roman
      • Öykü
      • Deneme
      • İnceleme
      • Anlatı
      • Araştırma
    • Kitaplar
      • Kitap İncelemeleri
      • Yeni Çıkanlar
    • Tiyatro
    • Sinema
  • Yazarlar
  • İletişim
  • Üye Ol
No Result
View All Result
Kibele Kültür Sanat Dergisi | Hayatı Doğuran Sanat  |  Hatice DÖKMEN
No Result
View All Result
Home Öykü

BİR PAZAR GÜNÜ

Küçürek Öykü: Görünmeyen Emeğin Hikayesi 

Derya Tanrıverdi by Derya Tanrıverdi
19 Nisan 2026
in Öykü
0
BİR PAZAR GÜNÜ
0
SHARES
41
VIEWS
Share on FacebookShare on Twitter

 

‘Pazar günlerinde ne var biliyor musun? Alışılmış bir hayatın süregelen günlerine isyan! Düzenin karışıklığı gibi. Sanki bir bilinmezlik bir başıboşluk veriyor hayata birden. Aniden bir şeylerin olabileceği hissi. Sürpriz de sevmiyorum belki biraz da ondan. Tuhaf bir sessizliği var. Her yer kapalı aynı zamanda her yer kalabalık. Bir şeylerin birikmişliği… Neyse işte, düzen bozan şeyleri sevmediğimden Pazar’a yükleniyorum belki de’ dedi Lale, mutfakta yemek yapmakla uğraşırken. Soner, elindeki gazete sayfasından gözlerini çekip ona doğru baktı. Yemek masası üzerinde kahvaltılıklar dağınık bir şekilde duruyordu hâlâ. Öğleni geçmişti. Soner saatlerdir o masada bazen gazete okuyor, bazen telefonuyla ilgileniyordu. Hiçbir şey söylemedi, gözlerini yeniden gazeteye çevirdi. Lale, sabah kahvaltıyı hazırlamış, kirli çamaşırları makineye doldurup çalıştırmış, uyanan bebeğini doyurup yeniden uyutmuştu. Bebeğin bir gün öncesinde yıkanan çamaşırlarını bile ütülemişti. Şimdi sıra günün geri kalanı için yemek hazırlamaktaydı. Pazar günüydü. Soner, bütün hafta çalıştığı için evinde keyfince takılmayı hakkettiğini düşünüyordu. Biraz gazete okur, bir şeyler izler, öğleden sonra kestirir, arkadaşları ile görüşür, belki maça bile giderdi. Lale’nin aksine çok severdi pazar günlerini. Derin bir iç çekti Lale, ‘çocukluğumdan beri sevmem aslında’ dedi kısık bir sesle. ‘Neyi?’ diye sordu Soner, duymuştu ama hiçbir şey anlamamıştı. ‘Dedim ya, pazar günlerini!’ ‘Pazar günü sevilmez mi ya! Birincisi iş yok bütün saatler senin, ikincisi geç uyandığım tek gün, ne güzel şey’ diyerek yeniden okuduğu sayfaya odaklandı. ‘Keşke bütün saatler benim de olsa’ dedi Lale, imalı çıkmıştı sesi. Kısa bir sessizlikten sonra; ‘öyle zaten, üstelik bütün günler senin, her gün evdesin ne yapıyorsun ki?’ dedi Soner. Bunları öylesine değil bir inanmışlıkla söylemişti. Sabah erkenden kalkıp iş için yollara düşen kendisiydi, üç kişilik hayatında bütün masrafları ödemek için kendinden vasıfsız insanların ağız kokusunu çeken de. Elindeki sebzeleri doğramayı bırakan Lale, ‘gerçekten böyle mi düşünüyorsun?’ diye sordu. Sesindeki şaşkınlık fark edilmeyecek gibi değildi. ‘Tabii ki’ dedi Soner. İtiraz etti Lale. ‘Geceleri kaç defa uyanıyorum senin haberin var mı, üstelik sen rahatsız olma diye nasıl çırpındığımın…’ ‘Bu yedi aylık bir durum hem geçici, yakında uykusu düzene girer merak etme’ dedi Soner. ‘Peki her gün hazır bulduğun yemekler, eksikler için yapılan alışveriş, evin her köşesinin temizliği, yıkanmış ütülenmiş çamaşırların…’ ‘Sen bunlara iş mi diyorsun Lale, en azından canın istediğinde yaparsın, istediğinde mola verirsin, patron sensin!’ Küçümsüyordu Soner, sesinde sezmişti bunu Lale. ‘Mesela ben senin yaptığın gibi haftanın bir günü bile bugün geç kalkayım, kendimle ilgileneyim, arkadaşlarımı göreyim diyemiyorum ama sen yine de yaptığım onca şeyi görmezden geliyorsun.’ ‘Yani Lale, bir pazar günü şurada keyifle kahvaltı yaptırmadın ya pes!’ Çıkmıştı mutfaktan Soner. Emeklerinin görünmediğine üzüldü Lale. Yaptıkları kocasının gözünde bu kadar değersizdi demek ki! Ev içindeki düzenin kusursuz olması için çırpınması, her şeye yetişmeye çalışması boşunaydı. Şimdiye kadar bunları yaparken hiç şikayet etmemişti oysa. İsteyerek yapıyordu ama bazen bir yorgunluk çöküyordu, fiziksel yorgunluk değildi bu, birkaç saat dinlenince o geçerdi. Ruhsal yorgunluktu, yalnızlığın yorgunluğu… Soner, bir şirkette yeterince mesai yapıyor diye geri kalan her şeyin sorumlusu gibi hissediyordu kendini. Zaman zaman omuzlarındaki yükün ağırlığını hissediyordu. Bu sabah da aklına geçmiş bir pazar günü gelmişti ve öylesine konuşmuştu. Soner’in gözünde hiçbir işe yaramadığını öğrenmek açıkçası onu sarsmıştı.

Lale, daha küçük bir çocukken eski bir mahallede oturuyorlardı. O zamanlar apartmanlar şehrin her yerinde yükselmemişti. Tek katlı evler, gece kondu yapılar, asfaltsız yollarıyla semtlerde bir başıboşluk havası vardı. Dört kardeşin en küçüğüydü Lale. İki odalı gece kondu evlerinde dört kardeş yer yatağında yan yana uyurlardı. Hafta sonu gelince annesinin bitmeyen telaşı başlardı. Okul yok, babasının işi yok, evde bir curcuna, bir dağınıklık. Yemeği erkenden yapıp diğer işlere geçmeyi planlayan annesinin yorgun ve sinirli halini yıllarca içinde taşıdı Lale. Ev ahalisinin bütün hafta biriken kirli çamaşırları için sular kaynatır sonra koca bir leğenin kenarına otururdu annesi. Her birini eline aldığı bir kalıp beyaz sabunla çitilerdi. Bazen su toplardı elleri. Bu iş saatler sürerdi. Arada babasının istekleri bitmezdi, çay yapılır, meyve götürülür, gazetesi alınırdı. Akşam pazarına çıkardı daha sonra annesi, ucuzdan almaya çalışırdı ihtiyaçları. Kocasının erzak için diye verdiği parayı bir ay yettirmek zorundaydı. Diğer çocuklar gibi değildi Lale, farkındaydı, yanlış bir şeyler vardı yaşanan bu hayatın içinde. Üzülürdü annesinin haline bazen. Bir de nefret ederdi pazar günlerinden. Hafta içi de bitmezdi ya iş! Okuldan gelince her şeyi hazır bulurlardı. Soba yanıyor, yemekler hazır, temizlik yapılmış, ütü bitmiş… Ezandan sonra evin babası da gelirdi. Yemekten sonra annesi hemen bulaşıklara girişir, babası kahvesini yudumlarken haber bülteni izler, çocuklar da ödev yapardı. Bu düzeni severdi Lale. Ama bu düzen için harcanan emeğin kimse farkında değildi. Kendisi de yalnızca hafta sonu görürdü. Ve ne yazık ki bir tek Lale görürdü…

Yemeği ocağa koydu, masayı topladı. Ağlayan bebeğinin sesini duyup yanına gitti. Yine ateşlenmişti bebek, diş çıkarıyordu. Kaç gündür sürekli bir mızmızlık. Kucağında sallayarak salona geldi bir süre sonra. Soner uyuya kalmıştı, sesi duyunca gözlerini araladı. ‘Lale, allah aşkına sustursana şunu.’ ‘Şu dediğin senin oğlun Soner, diş çıkarıyor çocuk, canı acıyor ağlamasın mı?’ ‘Ağlasın da çok bağırmasın’ diyerek uzandığı koltuktan toparlandı ‘neyse, ben biraz bizim çocukların yanına gideyim, birkaç saate gelirim’ dedi. Karşıdan bir yanıt gelmesini beklememişti bile. Bir ihtiyacın var mı diye merak bile etmemişti! Bebeğiyle birlikte oturup ağlayacaktı neredeyse Lale. Hayır! İlk kez olmuyordu bütün bunlar ama ilk kez bu kadar doluydu içi. Artık tahammülü yoktu. Evlilik böyle bir şey olmamalıydı. Yeterince zor olan hayatı, birbirine karşı kolaylaştırmadıktan sonra ne gerek vardı başka bir insanla aynı evde yaşamaya. İçindeki bu tükenmişlik hissi sevgisini de tüketecekti yakında, biliyordu. Kapıdan çıkarken seslendi Soner ‘yemek kaçta hazır olur?’ ‘Ah!’ diyerek kucağında çocukla mutfağa doğru koştu Lale…

Yazıyı nasıl buldunuz?

Oy için yıldıza tıkla!

Ortalama Oy / 5. Oy Sayısı

Oyu yok

We are sorry that this post was not useful for you!

Let us improve this post!

Tell us how we can improve this post?

Paylaşarak destek olabilirsiniz!
Previous Post

Ev

Next Post

Kara Tren: Kaybolan 47 Askerin Anadolu Gotigi Hikayesi

Derya Tanrıverdi

Derya Tanrıverdi

'Söz Uçar'

Next Post
Kara Tren Anadolu Gotiği Tefrikası Kapak Görseli: Kırmızı farlarıyla sisler içinden çıkan hayalet bir tren ve rayların üzerinde bir Osmanlı asker künyesi.

Kara Tren: Kaybolan 47 Askerin Anadolu Gotigi Hikayesi

Bir yanıt yazın Yanıtı iptal et

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

No Result
View All Result

Hakkımızda

Kibele Kültür Sanat Logo

Kibele Kültür Sanat

Merhaba sevgili okur.

Mitolojide Tanrıların anası olarak bilinen Tanrıça Kibele’nin anaç, üretken, hayatın devamını sağlayan özelliklerinin uğruna inandık. Ve onun adını kullanıp Kibele Sanat olarak edebiyatta biz de varız dedik. Edindiğimiz misyonla amacımız; bizden önceki kalem ustalarımızın bayrağını, gelecek kuşaklara ulaştırmak. Çünkü edebiyat dünya tarihini içinde barındıran devasa bir ansiklopedidir… Devamını Oku

Arşivler

  • Nisan 2026
  • Mart 2026
  • Şubat 2026
  • Ocak 2026
  • Aralık 2025
  • Kasım 2025
  • Ekim 2025
  • Eylül 2025
  • Ağustos 2025
  • Temmuz 2025
  • Haziran 2025
  • Mayıs 2025
  • Nisan 2025
  • Mart 2025
  • Şubat 2025
  • Ocak 2025
  • Aralık 2024
  • Kasım 2024
  • Ekim 2024
  • Eylül 2024
  • Ağustos 2024
  • Temmuz 2024
  • Haziran 2024
  • Mayıs 2024
  • Nisan 2024
  • Mart 2024
  • Şubat 2024
  • Aralık 2023
  • Eylül 2023
  • Ağustos 2023
  • Temmuz 2023

Kibele Kültür Sanat Logo

Kategoriler

  • Anlatı
  • Araştırma
  • Deneme
  • Genel
  • Hakkımızda
  • İnceleme
  • Kitap İncelemeleri
  • Masal
  • Öykü
  • Roman
  • Röportaj
  • Şiir
  • Sinema
  • Sizden Gelenler
  • Söyleşi
  • Tiyatro
  • Yeni Çıkanlar

Son Yazılar

  • Yazarın Farkı Nedir? / Aşk Yazarı Mustafa Çifci
  • Ferrarisini Sokağa Park Eden Adam / Funda Kılıç
  • Bir İntiharın Gölgesi / Hasan Turunç
  • Dost / Tuana Seymen
  • Meyus / Yunus Tuna

Copyright 2023 - 2025 Haziran K İ B E L E Kültür Sanat Dergisi Limited Şirketi All Right Reserved. Developer by Fedora Bilişim Teknolojileri İnternet Danışmanlık Hizmetleri Basım Yayın Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi. Bu sitede yayınlanan ses, görüntü, yazı içeren bilgi ve belge, hiçbir şekilde kullanılamaz, izinsiz kopyalanamaz. Tüm hakları K İ B E L E Kültür Sanat Dergisi Limited Şirketi'ne aittir.

KİBELE Abone
No Result
View All Result
  • Hakkımızda
  • Künye
  • Dergiler
  • Galeri
  • E-Dergi
  • Yazılar
    • Edebiyat
      • Şiir
      • Roman
      • Öykü
      • Deneme
      • İnceleme
      • Anlatı
      • Araştırma
    • Kitaplar
      • Kitap İncelemeleri
      • Yeni Çıkanlar
    • Tiyatro
    • Sinema
  • Yazarlar
  • İletişim
  • Üye Ol

Copyright 2023 - 2025 Haziran K İ B E L E Kültür Sanat Dergisi Limited Şirketi All Right Reserved. Developer by Fedora Bilişim Teknolojileri İnternet Danışmanlık Hizmetleri Basım Yayın Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi. Bu sitede yayınlanan ses, görüntü, yazı içeren bilgi ve belge, hiçbir şekilde kullanılamaz, izinsiz kopyalanamaz. Tüm hakları K İ B E L E Kültür Sanat Dergisi Limited Şirketi'ne aittir.