Hepimiz hayata aynı hızda yürümüyoruz.
Kimi hızlı koşuyor, kimi yavaş adımlarla ilerliyor. Kimi konuşarak anlatıyor kendini, kimi bakışlarıyla, kimi ise kelimelerden çok daha güçlü bir sessizlikle…
Serebral palsi ile yaşayan bireylerin hayatına baktığımızda da aslında görmemiz gereken ilk şey bir “engel” değil, farklı bir yaşam biçimi.
Serebral palsi, beynin gelişimi sırasında meydana gelen hasara bağlı olarak hareket, duruş ve kas koordinasyonunu etkileyebilen bir durum. Ancak bir insanı yalnızca sahip olduğu bir tanımla anlatmak, onun hikâyesini eksik bırakmak demek.
Çünkü insan, bir tanıdan çok daha fazlasıdır.
Bazen toplum olarak en büyük engeli biz oluşturuyoruz. Birinin yürüyüşüne uzun uzun bakmak, konuşması zaman alan birinin sözünü tamamlamak, yardıma ihtiyacı olduğunu varsaymak…
Oysa ihtiyaç duyulan şey çoğu zaman acıma değil, anlaşılmak ve eşit görülmek.
Erişilebilir kaldırımlar, uygun eğitim olanakları, sosyal hayata katılım ve istihdam fırsatları elbette çok önemli. Fakat bunların yanında bir başka şey daha var:
Bakış açımızı değiştirmek.
Çünkü gerçek kapsayıcılık, bir insanı “farklı” olduğu için hayatın kenarında tutmamakla başlıyor.
Serebral palsi ile yaşayan bir çocuk da hayal kurar. Bir genç de üretmek, sevmek, arkadaş edinmek ister. Bir yetişkinin de kendi kararlarını verme, çalışabilme ve toplumun içinde var olma hakkı vardır.
Belki de hepimizin öğrenmesi gereken en önemli şey şu:
Hayatın tek bir ritmi yok.
Kimi zaman yavaşlamak, farklı bir pencereden bakmak ve karşımızdaki insanı gerçekten görmek gerekir.
Çünkü bir toplumu güçlü yapan, herkesin aynı olması değil; farklılıklarıyla birlikte yan yana durabilmesidir.
Serebral palsi bize yalnızca bir sağlık durumunu değil, aynı zamanda insan olmanın en temel sorularından birini hatırlatıyor:
Birbirimizi gerçekten görüyor muyuz?



Görmek istiyor muyuz? Çoğu zaman kendimizle meşgulüz o yüzden gerektiği gibi bakıp görmüyoruz… Gönül ile kalp ile görebilmek hem bize hem karşı tarafa iyi gelecek aslında… Baktığını görebilen bir nesil duasıyla 🤲🏻