Adamın kafası üçgendi. Bildiğiniz üçgen, tepesi sivrilen, yanaklara doğru genişleyen kafası alnında tuhaf bir çıkıntı ve gözleri birbirine öyle yakındı ki! Burnu da dümdüz. Ağzı ise gülmekle, ağlamak arası bir ifade ile sürekli açık, dişleri; sivri, tırtıklı, sarımsı kahverengimsi ve hepsi üst üste. Devamlı ‘’Açım abla aç’’ diye bağırıyordu. ‘’Gel sana bir şey alayım’’ desem de beni duymaz bir haldeydi. Aslında onun ortamla, etrafındakilerle de alakası yok, kendi dünyasındaydı. Ve sürekli bağırmadan durmuyordu. Saçlarının çoğu üçgen kafasının sivri kısmında toplanmış kulak arkalarında birdenbire eksiliyordu. Öyle tuhaf giyinmişti ki, bol pantolonunun belini iple bağlamış, üzerinde bol ceketini boş vücuduna giymiş, pantolon paçaları ise yerlere sürünmekten iplik, iplik parçalanmıştı. Sırtında leş gibi bir çuval içinde ne olduğu anlaşılmıyordu. Onu gören biraz uzaktan dolaşıp geçiyordu.
Bankanın önü onun sabit yeriydi. Ama kimseden de para veya bir şey aldığını da görmedim günlerdir. Neredeyse her sokağa çıktığım da gözlerim arıyordu onu. Bazen kaldırıma oturmuş olurdu. Ayaklarına büyük gelen ayakkabılarının arkasına basmış, ara sıra yalınayak dolaşır, ayakkabılarını biraz ilerde kaldırımda görürdüm. O kadar anormal bir tipin günlerdir buraya nasıl gelip gittiğini düşünür oldum. Nerede yaşıyordu? Ailesi kim? Hakkında hiçbir şey bilen yoktu. Konuşma da bilmiyordu ‘’Açım abla aç,” diyordu sadece. Bir şey yediğini de gören kimse olmamış.
Bir sabah ışıklara doğru yaklaşırken “üçgen kafanın yolun bu tarafında ne işi var?’’ diye düşündüm. Üstüne başka bir mont giymiş saçları daha tuhaf kesilmiş diye düşünürken, üçgen kafaların iki tane olduğunu fark ettim. Kardeş olmaları gerekirdi bu kadar birbirine benzer iki tip. Bu da aynı “Açım Abla aç’’ diye bağırıyor. Bunun elinde çuval yerine garip tekerlekli demir araba vardı. Eski bir bebek arabası veya pazar arabası gibi bir şey. Kimsenin ilgilenmediği bu garip adamları izleyecek zamanım yok, bugünlerde işlerim çok yoğun. Yakında Amerika’ya kızımın yanına gidiyorum. Yola çıkmadan sevinçli bir telaş, dönerken ayrı bir hüzünlü telaş. Ona sevdiği şeyleri alıp götürmek istiyorum. Lokumlar, kahveler, cezeryeler son güne bıraktım bazı alışverişlerimi, en tazesi olsun istiyorum. Çarşıya gidiş gelişlerim arttı. Artık üçgen kafalara daha çok rastlıyorum. Gidip gelmekten yoruldum, bavullar doldu taştı, gerekli gereksiz çok alışveriş yaptım. Ya kızımın canı şunu da isterse diye akşam düşünüp düşünüp sabah erkenden gidip alıyorum. Bu akşam birden aklıma bu iki üçgen kafaların annesi yakını hiç onları düşünüp onlara bir şey alan kimse var mıdır acaba? Ne kadar garip adamlar diye düşündüm. Yarın onlara bir şeyler alıp yanlarına bırakacağım. Fazla yanaşmak mümkün değildi, idrar ve pislik karışımı kokuları çok kesifti ve onlar acayipti. Sabah ilk önce alışverişlerimi yapıp bankanın önündeki üçgen kafaya doğru, bak bunlar senin deyip kuruyemiş ve sandviç paketini bıraktım. Hiç ilgilenmeden ‘’Açım abla aç’’ diye hala avaz avaz bağırıyordu. Sonra nasılsa alır diye düşündüm. Diğeri ışıklardaki kaldırımda oturuyordu o da uzattığım paketi almadı, onun paketini de yanına bırakıp hızlıca eve geldim.
Sabah erkenden alandayım, çıkış işlemleri, bavullar, üst baş aramalar, değişikliği, uzak kapıya nefes nefese koşmalar, günlerin yorgunluğu. İlk defa oturur oturmaz uyumuşum. Hostes gelip geçiyor anonslar, türbülanslar, son günlerin heyecanı ile öyle uykusuz ve yorgunum ki seyahat uzun sürsün de uyuyup dinleneyim istiyorum. Bir ara derin uykumdan uyandığımda uçakta inanılmaz bir telaş var. Her kafadan bir ses çıkıyor, birisi
‘’Ben hiç uyumadım okyanusu tam geçtik, yeni karaya yaklaşırken buradaydılar’’
‘’Başka koltuğa oturdular belki’’
‘’Ben bir kitapta okumuştum, Bermuda şeytan üçgeninde uçaklar gemiler hep kaybolurmuş’’
‘’Sakin olun lütfen biz kaybolmadık ki, anons geçtik, bindiler saydığımız iki yolcu yok.
‘’Ben ne kadar benziyorlar kardeş mi dedim’’
‘’Ama hanımefendi hiç kalkmadılar yerlerinden diyorum’’
‘’Ben biliyordum, bu Bermuda Şeytan Üçgenin de bir şey olacağını’’
‘’Bildirdik. Sakin olun, yalnız Polis alanda hepinizi sorgulayacak, bir yolculuk süresi kadar bekletebilirler.’’
Ne garip bir durum, iki yolcu kayıp, bazıları onlar binmedi diyor, bir kısmı gördüm burada oturuyorlardı diyor. Büyük uçak olması bir şeyi değiştirmiyor. Hiç boş yer yoktu ki.
New York uçuşum tam tamına otuz altı saat sürdü. Sen misin yorgun, uykusuz olan, seyahate tövbe ettirdi olan aksilikler. Tutanaklar tutuldu, ifadeler alındı, adamlar yok. Yer değil, gök yarıldı yok oldular.
Günlerce Televizyonlar, gazeteler haber yaptı, yapmaya devam ediyor. Bir seyahat daha bitti dönüş tedirginliği sardı beni ya bu sefer ben kaybolursam, uyku girmedi gözüme. Her dönüşümde evimi, yurdumu özlerim. Bu sefer üçgen kafaları bile özledim. Ertesi sabah erkenden çıktım, herkes yerli yerinde çiçekçi kadın, simitçi, mendil satan, fakat üçgen kafalar yok üstelik ikisi birden. Kime sorsam bilmiyor. Banka görevlisi yok oldu onlar bilmem görmüyorum dedi. Akşam kızımla konuştum telefonu kapatırken, uçakta kaybolan adamların bavulları bile yokmuş sadece fazladan bebek arabası gibi garip bir şey bulmuşlar der demez. Sustum, aklıma bu iki üçgen kafa uçaktaki iki kaybolan yolcu olması fikri geldi. Anlatsam, nasılsa kimse inanmaz bana, bir kalem aldım yazdım sadece.



