bir yaz mevsimi gibi içimde bir şeyler.
sıcacık bir ikindi kucağında uyanıp gülümsediğin, sardunya kokulu balkonlardan sokağı izlediğin, hiç acelesi olmayan kedilere şaşırdığın, vanilyalı dondurmayla kısa süreliğine serinlediğin, saçlarını akşamüzeri rüzgarıyla kuruttuğun, içeceğine rendelediğin limon kabuklarının ağzında bıraktığı tat, sadece yazları görüştüğün eski arkadaşlarınla sohbetin, gün doğumunu izlemek için erken uyandığın o gün, pencerelerden sızan kızartma kokusu, susayan çocuklara sepetle sarkıttığın şişeler ve yanına bıraktığın sağlıklı atıştırmalıkların, yanağına bırakılan o minik öpücük, radyoda çalan sıradaki şarkı sevinci, terliklerinle gittiğin bakkal yolun, ayağının altına yapışan karpuz çekirdeklerine dakikalarca gülmen, komşularınla yaptığın piknikler, saçından hiç çıkarmadığın kirazlı tokaların, ağaçların altındaki huzurun, arka bahçede sevgiyle yetiştirdiğin domates ve biberlerin, çocukluk arkadaşınla akşam yürüyüşlerin, saksıdaki bitkinin pembe çiçeği, ormandaki kamp ateşi, bisikletinin sepetindeki kır çiçeklerin, birkaç dakika sonra unuttuğun bestelerin, kendine ilk ördüğün çantadaki acemi ilmeklerin, sürpriz yaz yağmurunun serinliği, oynadığın kısa filmin mutluluğu, göldeki turuncu balık, tencerende kaynayan çilek reçelin, üzerine uzanıp kitap okuduğun çimenler, yıldızları seyrederek uyuduğun geceler, uçurtma şenliğiyle yaptığın zaman yolculuğu, şeftalili kek kokusunun günlerce üzerinden çıkmadığı perdelerin, deniz kabuğundan yaptığın kolyelerin, fincanında her defasında beliren o minik kalp…
göğüs kafesimin içindeki albüme bir bir yerleştirdim o anları. belki sonbaharda pencere önünde yağmuru izlerken açıp bakarım diye. belki uzun bir kış gecesinde ısınmak için düşünürüm ya da karlı bir sabaha uyandığımda. belki de gidersem bu şehirden, hepsini yanımda götürürüm.
bir yaz vedası gibiydi içimde bir şeyler, bir daha aynısının olmayacağını bilirsin hani…


