Doğmadan başlıyor kanımızın çekildiği saatler. Seçimsiz bir kuyunun
içinde bataklıkta yaşamak anlımıza yazılmış. Başladığın yerde ya kaybolur ya da
hayatın güzel anlarını yaşamak için yaratılmışsın fark etmesen de. Çaba korkunç
bir kandırmacadır. Geldiğin hikayenin esiri olmak istemesen de doğduğun yeri
unutmakla başlamalısın yaşamaya. Çünkü ancak sana kollarını açıp sarılan eller
seni göklere taşıyabilir. Ailenin acı dolu can çekişmeleri esirliğinin başlangıcıdır.
Hasta doğmak,tüketilmiş sevgilerin bağrına doğmak ölümündür bu
arsız,umursamaz vadide. Bir nefes karşına çıksın diye haykırırsın yıllarca.
Aynalara bakıp senaryom ne zaman değişecek diye yumruklar atarsın suratına.
Değişmeyen tek şey nefretin,şiddetle evlenip her an seni zehirli bahçelere
mahkum ettiğidir. Yağmurun yağmadığı yerde bereket,çiçeğin açmadığı yerde
sevgi yeşermez. Koş sen yarışı kazanırsın diyen sokak sakinlerini dinlemekle
geçer yılların. Firizbiyi atınca evrene galaksiden mutluluk yağacak diyen
hastalıklı kahkahalarla dolu dünyamız. Gerçekliğin ilk ışıklarında sokakta açlıktan
yere yığılmış hayatı katledilmiş çocuklar,insanlar her yerde. İnsan umudunu
kaybettiği zaman yaşamaya başlar. Çünkü ancak o zaman sürprizlere açık bir
pencereler durmadan açılır.
Sade,unutulmuş halinden korkma sakın. Hatta yaşadığın sahneleri hatırlayıp
kazanamayacağın kavganın boksörü asla olma. İnsanların uzattığı meyvaları öyle
bir analiz et ki zehirli günler,geceler seni zindanlara çivilemesin. Amaçların olsun
elbet ama doğduğun yerin suratı asıksa beklentisiz beklentinin kahkahalarına
açık ol. Otobüsün gelmesini bekleyip iki cadde arasında iş yerine yetişmenin ter
kokusuyla her an yüzleşiyorsan yaşamıyorsun demektir. İnkar ederek böyle
olmamalıydı,niye insanlar böyle,şartlar beni bitirdi diyerek sakın don kişot gibi
kazanamayacağın bir savaşta kılıç sallamaya kalkma.
İnsanı öldüren iki şey vardır reddetmemek ve ter etmemek. Sonunu bilen bir
film karakteri gibi devam edersen okyanusta boğulmaktan kurtulamazsın.
İnsanoğlu kıskançlığını zerk etmek için doğru günü ve anı bekler. Rekabetin
anlamsız saldırılarında her hikayenin biteceğini karşındaki kendine aşık
organizmaya bakışlarınla hatırlat. En iyi film ödülü alan yönetmenler sözsüz
insanın kaosunu seyirciye anlatanlardır.
Sessizliğin çarkların bozuk mayonezlerine en güzel cezadır. Sende öyle ol
mutsuzluktan mutlu günler ve geceler doğmaz. Ama şunu unutma ölü doğmak
her anı ceset olarak yaşayacağın anlamına gelmez. Düşünsene sevgisiz,nefretle
büyüyen bir çocuk tek değer ölçüsü para olan bir ailede büyümüş, yıllarca
herkesten şiddet,işkence görmüş. Bu da yetmezmiş gibi katledilmiş gençliği bu
trene vagon olarak eklenmiş kıyametsiz günü geçmemiş ne bekleyebilirsin bu
yürekten biliyor musun? Direncin ve mücadelenin hala yaşadığının bakışları işte
o duygu ve düşünce karanlıkları deler geçer.
Artık ne kötülük ona,sevdiklerine,hayatlara,doğaya saldırabilir,ne de kirli
planlarını hayal ederek düşlerini kimse yakabilir. Onun için bırak sevgisizlik seni
öldürsün yaşam bir kutlamaysa yaşarken ölümlerin senin zaferindir. Ailen
yok,akraban,sevdiklerin yok,okul yıllarında dışlanmış cümleler kurmaktan
yaşıtlarından aralıksız dayak yiyen o çocuğu karşına alıp şöyle de ‘Sana saldıran
nefessiz bırakan herşeyi kalbinle yumrukla evlat’ Yok olman tozlu günlüklerde
senin yaşadığın cehennemi okuyup bununla mutlu olan kalabalıklar her zaman
olacak. Hiçbir güç kalbinin içindeki sevgi dolu bahçeden değerli değil. O
bahçede şiddet,nefretle evlenip senin dünyaya ışık olan düşüncelerine
yalnızlara,yok olmuş yüreklere uzattığın eli asla hiçe sayamayacak.
O bahçede sen,ben ve kalplerindeki sevgiyi sınır koymadan anlatan dünyayı
insanlığı,doğayı kucaklayan eller olacak. Umudunun bittiği yer güzel günlerin
doğduğu yerdir. Şafağı bekle demiyorum akışı yenemeyen adımlara da gerek
yok. Sadece otostop çeksin yüreğin ve ilk geçen arabaya bin. Neden mi ilk geçen
arabaya binmeni söylüyorum. İlklerin mısralarını yazan binlerce şair varda
ondan. İlkleri kaçıran bilinçler sonrasını da yakalayamaz.
Bir bakmışsın bir camii avlusunda,bir kilisede ya kül olan her zerrenle dünyanın
dört bir tarafındasın. Öldüğünde sabah birkaç kişi var ya da sessizliğin
donukluğu hakim o ana. Anlayacağın öksüz geldin kum tanesi gitmişsin. Onun
için boyası dökük yoldan geçen o arabaya bin içinde seni seven biri olacak.
Kimse seni sevmedi biliyorum.
Kahkahalarını o tatlı gülümseyen gözlerini hep yakmak istedi sistemlerin ölü
gölgeleri. Ama bir şansın var şimdi gelene dur deme. Ona katıl nefretin
sevgimizi yaktığı geceleri ancak böyle eritebiliriz. Doğduğun yerde devam
etmeyip uzak ufuklara yelken açarsın belki de. Ya şimdi ya da asla diyor sahne
sana. Sonsuz azabına son ver bin ve git buralardan. Terk etmekten öte bir his
asla olmayacak bu eşsiz hiç olarak yaşadığımız yalan yıllarda,günlerde saatlerde.
Sonunu asla düşünme çünkü bu an senin başlangıcın.



