Hava günlerdir kararsız, şımarık bir çocuk gibiydi. Yakıcı bir sonbahar güneşi altında montu beline sarmış, şemsiyesini eline almıştı. Tarabya sahilinde müdavimi olduğu kahveye günlük yürüyüşünü yaptıktan sonra geldi. Birden tepesinde cilveleşerek geçen bir çift martı çığlık çığlığa geçerek denizi yardı. Uzaklardan gelen yorgun bir vapur düdüğü öksürürcesine kısık kısık öttü. Garson her zaman tek kişini oturduğu masaya iki kahve getirip fincanın birini önüne diğerini karşına bıraktı. Yenilerden bir garsonun arkadaşlarına sırıtarak söylediklerini duymadı. Belki de duymazdan geldi.
-Dedeyi fena ekmişler. Burada bekleye bekleye ağaç olacak.
-Beklemek güzeldir, kötü olan hiç beklediğinin olmaması.
-Şiir gibi konuştun şefim
-Bizde sevdik sevildik bir zamanlar. Hasreti de biliriz vuslatı da.
Her zaman ki gibi boş gözlerle dakikalarca karşısındaki fincana baktı. Sonra soğuk kahvesinden bir yudum içti. Gözünü hiç ayırmadan fincana bakarken zaman ve mekanın değiştiğini fark etti…
Yıl 1976
Mekan: Haydarpaşa Tren Garı
Meram Ekspresi hareket etmek üzereyken bir anne kızını soluk soluğa trene bindirdikten sonra trenin penceresinden bakan gençlere seslendi.
-Gençler ben sizlere güveniyorum. Ankara’ya gidene kadar kızım sizlere emanet.
-Tamam teyze sen merak etme. Kızın kardeşimizdir.
Pendik’i geçtikten sonra kompartman kapısında dolgun bedenini zapt etmekle zorlanan, derin göğüs dekolteli siyahlar giyinmiş bir doğal afet belirdi. Dalgalı uzun saçlarını arkasına savurarak konuştu.
-Gençler ateşiniz var mı?
Gençler şuh bakışlı kadının dolgun dudakları arasına koyduğu sigarasına büyülenmiş gibi bakarlarken çakmağı ilk kez o açıp uzattı.
-Mersi hayatım.
Yanındaki boş koltuğa oturup dumanları yavaş yavaş yüzüne bıraktı.
-Yolculuk nereye
O ana kadar sessizce elindeki kitaptan başını kaldırmayan zayıf, çilli küçük yüzünde olduğundan büyük gözüken gözlüklü, kısa saçlı, minyon kızın ilk kez sesini duyduk.
-Burada sigara içmezseniz memnun olurum. İçecekseniz ben koridorda bekleyebilirim.
Doğal afet genç kıza küçümseyen gözlerle bakarak konuştu.
-Anneniz sigara içmenize yasak mı koydu küçük hanım.
-Ailem bana yasaklar koymaz. Bu benim tercihim.
Kompartmanda önce derin bir sessizlik oldu, gençler birbirimize bakarak aynı şeyleri düşünmüş olmalıydı. Vay be ne laf oturtmasıydı öyle diye.Gelecek yanıtı beklemeden söze o girdi.
-Siz rahatsız olmayın. Hanımefendiye koridorda eşlik ederim.
Doğal afetin şaşkınlıkla kızgınlık arasındaki yüzü bir anda gülümsemeye başladı.
-İyi olur buradaki hava sigaradan da zararlı olmaya başladı…
Koridordaki konuşmalar bir sigara içimi kadar olmadı.
-Tanışalım yakışıklı centilmen bey, adım Aylin…
-Bende Tamer.
Doğal afet koridoru dolduracak bir kahkaha attıktan sonra adını heceleyerek söyledi.
-Tam er öylemi?
Evet dedi safça. O an yeni tanıştığı bir erkeğe kim böyle cinsel çağrışım yapan espri yapabilir diye düşünmemişti. Aylin sigarasından derince bir nefes çekip yüzüne aniden boşaltınca öksürük nöbetine tutuldu.
-Yugoslav göçmeniyiz. Özel bir şirkette patron sekreteriyim. Gördüğünüz gibi güzel ve havalıyım. Henüz kalbimi fethedecek bir fatihim olmadı.
-Bende tıp okuyorum. Bu yıl mezun olabilirim.
-Desenize doktorum ayağıma geldi.
Aylin Hereke’ de inmeden önce koridordaki insanlara aldırmadan sıkıca sarılarak dudaklarıdanı uzun uzun öptü.
-Kartımı verdim mutlaka ara tam erim.
Kompartmana döndüğümde çilli kız başını kitabından ayırıp teşekkür etti. Arada hukukta okuyan yurt arkadaşı Kemal’e başını kaldırmadan kısa cevaplar veriyordu. Sıkıldığı belliydi.
-Kemal içimizde en tiryaki olan sensin. Bir saat geçti ciğerlerin nikotini özlemiştir koridorda biraz dumanla
Emaneti Koray’la koruruz merak etme derken aldığı mesaja Kemal bozulmuştu. Ters ters bakarak yanlarından ayrıldı.
-Okumayı çok seviyorsunuz galiba
-Evet seviyorum…
-Bizde ders kitaplarından başka gazete bile okuyamıyoruz,
-Nerede okuyorsunuz
-Koray la tıp okuyoruz. Siz
-.Bende tıp okumak isterdim, nükleer tıp veya psikolojiye maalesef puanlarım yetmedi.
-Nerede okuyorsunuz
-Fizik mühendisliği.
Genç kız başını kaldırıp tek kelimelik yanıtlar vermediğine bakılırsa konuşmalarından sıkılmışa benzemiyordu,
‘-Adım Tamer.
-Bende Semra.
Aylin macerası fazla sürmedi, dişiliği değil kişiliği tercih etmişti. Semra ile çıktığı dördünce ayın sonunda onu çok sevdiğini mezuniyet sonrası evlenmek istediğini söyleyince küçük çilli yüzü bembeyaz kesildi. Kalbinin durup önüne düşeceğinden korktu. Bir an konuşmadan gökyüzüne ve etrafa boş gözlerle baktılar. Saatler gibi gelen sessizliği genç kız bozdu.
-Benim için büyük mutluluk. Ailemiz onaylarlarsa sorun olmaz sanırım.
Ailesi pek istekli olmamasına karşın ısrarları üzerine Semra’yı görmeye gittiler. Semra boş fincanları toplarken aniden aklına gelen sözde bir espriyi yaptı.
-Kahven çok şekerli olmuş içine parmağın mı değdi.
Zavallı küçük sevgilisi tepside ki fincanların düşmemeleri için epey çaba sarf etti, Kıpkırmızı yüzünü bugün bile unutmadı. Sabah kahvaltıda önce babası düşüncelerini söyledi.
-Oğlum bu aileyle dini ve siyasi görüşlerimiz çok farklı. Sehpa üzerindeki kitapları görmedin mi? Hepsi de solcu komünist işi. Memleketlerini sordum, oralarda çok alevi var mı dedim. Evet bizde aleviyiz dedi. Bizim inançlarımıza uygun düşmez onların aleviliği.
Herkesin siyasi görüşü aynı olacak diye bir kural yok. Ayrıca bu devirde dinciliğin mezhepciliğin olması utanç verici. Hangimiz doğuştan bugün yaşadığı inancın seçimini yaptı. Ailemiz hangi inanca mensupsa biz o inançta değil miyiz. İsimlerimiz bile aile büyüklerimiz gücenmesinler diye konmuyor mu Benim ismimin önündeki Seyfullah dedemin ismi değil mi. Hatta Tamer ikinci ismim kondu diye bugün bile kırgın. Hiç bana Tamer diyebildi mi dedi ilk kez babasına sesini yükselterek.
-Anasının kuzusu baban haklı. Hem biz dedenin hacı arkadaşı Hacı Süleyman’ın torunu Halidenur’u sana münasip gördük. Zengin görgülü bizim gibi mutaassıp aileler. Gelinimiz de maşallah ay parçası gibi ak pak dünyalar güzeli. Biçki dikiş kursundan mezunu elinden her iş gelir. Hem benim dalyan boylu dünya yakışıklı oğluma o sıska kız mı layık olacak. Duvara vursan fukara sümüğü gibi yapışır. Kadın dediğin şöyle etli butlu olacak Halidenur gelinim gibi.
Kasaptan et almıyoruz anne. Semra’yı çok seviyorum, fikirlerimiz uyuyor, en önemlisi utanmanın unutulduğu günümüzde utanmayı biliyor dese bile aile kararlarında ısrarlıydı. Günlerce utancından ondan kaçarken, o da ondan kaçıyormuş.
Tamer tuvalet dönüşünde masada bir zarf buldu. Zarfı yırtarcasına açıp okumaya başladı.
Beni affet, keşke o tren yolculuğumuz olmasa ve seni hiç tanımasaydım. Seni tanımasam bir gün bende evlenebilirdim. Sen bana sevip sevilmeyi öğrettin. Herkes aşık olup evlenmiyor benim de sıradan bir hayatım olurdu. Ama senden sonra kimseyle evlenip mutlu olamayacağımı anladım. Ne olur beni affet, seni hep seveceğim, sende beni seviyorsan lütfen evlen ve beni unut. Mutluluk senin de hakkın. Hoşça kal arkadaşım hoşça kal…
Yazdığı her kelime bir kurşun gibiydi. Garsona mektubu getiren kadının nereye gittiğini söyledi. Diz ağrılarına aldırmadan eliyle gösterdiği iskeleye doğru koştu. Kalabalığa aldırmadan turnikeden geçmeyi başardı. Kapı kapanırken son bir atak yapıp ileri fırladı. Çımacılar halatları toplatıp vapurla iskele arasındaki kalası çekerken aniden bir sis çöktü. Vapurla iskele arasına sıkışıp ölmekten son anda bir çımacı kurtardı. Vapurların siren sesleri arasında umutsuzca haykırdı.
-Hoşça kal arkadaşım hoşça kal. Ben kalmasam bile sen hoşça kal…



