Ey gönül, ne diye ağlarsın bu firkat gecesinde,
Bir nûr saklıdır hâlâ şu siyah hecesinde.
Dünya bir hîç imiş, gördüm aşkın perdesinde,
Ben seni aradım Rabbim, kendi nefesimde.
Hicrân ateşi düştü yine sînemin içine,
Hasretinle yandım ben, aşkının zemherîsinde.
Bir âh yükseldi geceden, ulaştı semâlara,
Gözyaşım secde oldu, aktı Rahmân’ın dergâhına.
Ben senden ayrı değilim, ey gönlümün Sultânı,
Her zerrede Sen varsın, Sensin ruhumun cânı.
Bir damlayım ummanda, Sensin sonsuz deryâ,
Varlığım Sana kurban, Sensin bana tek Mevlâ.
Ne mal isterim artık, ne şöhret, ne de dünya,
Bir vuslat nasip eyle, yeter ey Yüce Mevlâ.
Gönlümde bir şevk var, dilimde bir niyâz,
Kapında kul olayım, başka ne ister bu cân?
Ey Aşkın Dilârâ’sı, ey kalplerin devâsı,
Sensiz geçen her nefes ömrümün imtihanı.
Bir gün perde kalkınca, açılınca cemâl,
O gün bütün hasretler olur bir anda visâl.
Dönsün gönül pervâne, aşkın ateşine doğru,
Kırılsın benlik zinciri, düşsün nefsin gururu.
“Ben” diye diye yaşadım, şimdi “Sen” diyeyim,
Varlığımın kapısını yalnız Sana açayım.
Ey Yâr!
Beni benden al da Sana getir,
Gönlümü hicrandan çıkar, vuslata yetir.
Bir gece ansızın çağırırsan huzuruna,
Ruhum şevk u safâ ile koşsun dergâhına.
Ne zaman ki son nefes düşer dudaklarımdan,
Ne zaman ki dünya çekilir gözlerimin önünden,
Bir tek kelime kalsın dilimde, aşk ile:
“Yâ İlâhî, Sana geldim; vuslatına geldim.”
İşte o an,
Ne hicrân kalır, ne hasret, ne de ben…
Sadece Sen ve Sen…
Ebedî vuslatın içinde,
Aşk ile Sana kavuşmak ister bu gönül.

