Güneşin dört mevsim yüzünü göstermediği grinin onlarca tonundaki yaz kış soğuk yüzlü dar
sokak, gecenin en koyu saatlerinde yüz metre ilerdeki ışıl ışıl İstiklal Caddesine inat daha da karanlıktı.
Sarı soluk yüzlü sokak lambası ancak birkaç metre ötesini titreyerek zor aydınlatıyordu. Yarım asra
aylar kala milyarlık dünyada gölgesinden başka kimsesi olmayan soyadı gibi bir kemancıydı Harun
Tekdal. İlk kez girdiği bu sokakta bir şarkıdan çok feryadı andıran sesle yerinde çakılıp kaldı.
-Bilmem ki bu dünyaya ben niye geldim…
Şarkı devam ederken bu söyler takılı plak gibi beyninde hep aynı yerde dönüp duruyordu.
Bilmem ki bu dünyaya ben niye geldim. Ömrünün büyük bölümünde değişik mekan ve zamanda
sayısız sanatçıya eşlik eden Kemani Harun Tekdal dar sokaktan taşıp yıldızlara uzanan ses susunca
yürüyebildi. Bekar evinde masaya elindeki poşeti boşalttı. Birkaç paket sigara, iki şişe şarap biraz
peynir ve leblebi. Kimsesiz uzun saatler başka nasıl geçerdi? Masaya oturmadan o şarkıyı çaldı.
Bilmem ki bu dünyaya ben niye geldim… Sahi kendisini bu dünyaya getirip terk edenler kendisini bu
dünyaya neden getirmişlerdi. Birkaç denemeden sonra aynı şarkıyı söylemeye başladı. Sözler
boğazında düğümlenmişçesine boğuk ve soğuk çıkıyordu. İçmenin de tadı tuzu yoktu artık. Sırt üstü
yatağa uzanıp uyku tutmayan gözlerini tavana dikti. Kim di bu kadın? Hangi baba ya da koca
dayağından kaçmıştı? Belki de dünyanın en masum günahını işleyip sevdiği adamın ihanetine uğramış.
Bir şarkıyı böyle feryat eder gibi haykırmasının nedeni bunlardan belki hepsiydi. Öğleye doğru sırtı
tutulmuş halde yatağından doğruldu, sigarasından derin bir nefes çekip boğulurcasına öksürmeye
başladı. Pencereyi açtı, derin derin nefes çekince kendine gelebildi. Dudaklarında hep aynı şarkı vardı,
söylemekten vazgeçip mırıldanmaya başladı. Bilmem ki bu dünyaya ben niye geldim…
Üç yıldır çalıştığı pavyona erkenden gitti. Sahnede genç bir kadına uduyla eşlik eden yirmi
yıllık arkadaşı ve yenilerden bir darbukacı vardı. Arkadaşı kendisini görünce çalmayı bırakıp seslendi.
-İyi kemancı lafın üstüne gelirmiş. Biraz önce seni andık bu şarkılar Harun’suz geçilmez diye.
-Estağfurullah.
Yarım kalan şarkı yeniden çalınmaya başladı. Genç kadın cırtlak sesiyle ‘Neden saçların
beyazlanmış arkadaş sana da benim gibi çektiren mi var’ derken kabarık sarı saçları ve gülen yüzüyle
şarkının içine ediyordu. Belki hoplayıp zıplayıp iri göğüslerini sallayarak daha neşeli bir şarkı söylese
mahur gözlü müşteriler alkış yağmuruna tutardı. İsteksiz ve dalgın hali arkadaşının gözünden
kaçmamıştı, şarkı bitince sordu.
-Hayırdır Harun yüzünden düşen bin parça, bin yıllık yorgun gibisin. Uykunu delik deşik eden ahu
gözlü yengemiz kim?
-Ne yengesi? Yüzünü bile görmedim.
-Daha da kötüsü seni görmeden böyle çarpanı ya görürsen neler yapmaz Allah bilir.
Provaya ara verilince Semih bir kadehle Harun’un yanına geldi. O kendisinin sırdaşı, dert
ortağıydı. Gece olanları anlatınca arkadaşının gözleri parladı.
-O’lum sen piyangoyu tam tutturmuşsun. Piyasada böyle içten şarkı söyleyen kaç kişi kaldı. Hepsi
estetik harikası, zengin metresli, çırtlak sesli ne söylediği anlaşılmayan hatunlarla dolu. Erkeklerin çoğu üçüncü cins çakma Bülent Ersoy. Ya da hoplayıp zıplayıp anlaşılmaz sözler söyleyen yeni
yetmeler…Menajerliği yaparsın paran en az ikiye katlar. Hem de yalnızlığa veda edersin.
Ertesi gün aynı sokağa gitti. Sesin geldiği dört katlı gri eve gitti. Giriş katından yukarı katlara
çıkarken dün geceki sesin sahibini sormaya başladı. Üçüncü katta da beklediği yanıtı alamayınca son
katın ziline uzun uzun bastı. Tam umudunu kesmişken boyaları dökülmüş kapı gıcırtılar çıkarak
aralandı. İçerden balıketinden biraz irice bir kadın ‘Kim bu münasebetsiz günün bu saatinde
kudurmuş mu’ diye söylenerek başını uzattı.
-Koçum dükkan kapalı sen akşam sonu gel.
-Özür dilerim bir bayanı arıyordum.
-Tamam işte tam yerine geldin. Akşama gel, kızlarımızın hepsi manken gibi seç beğen yat.
-Ben manken gibi güzel kızlar aramıyorum. Dün gece pencereden sokağa taşan bir kadın sesi vardı.
Onu arıyorum.
-Sen Hale’yi arıyorsun. Yani Hatiçe’yi …Sabah erkenden gitti akşama döner. Sahi sen plakçı mısın
yoksa gazino patronu mu?
-Keman çalıyorum, patrona bahsettim gelsin bir görelim dedi..
Akşama kadar saatler değil dakikalar geçmek bilmiyordu. Tünelden Karaköy’e geçti, Galata
köprüsünün altındaki bir kahvehaneye gitti. Daha epey zaman vardı tekrar geldiği yoldan İstiklal
caddesine çıktı. Gördüğü sinemanın afişine bakmadan ilk sinemaya girdi. Boş gözlerde perdeye
bakmaya başladı, aklında o kadın ve sesi vardı. Filmin sonunu beklemeden çıktı. Daha epey zaman
vardı, İstiklal caddesini Taksim meydanından Tünele kadar iki kez adımladı. Aklına sabahtan beri
midesine bir lokma düşmediği geldi hiç acıkmamasına karşın. Bir tostçuya gitti… Zaman geçmek
bilmiyordu sanki zaman durmuştu. Taksim meydanında bir banka oturdu, hava bir türlü kararmak
bilmiyordu. Kalkmak üzereyken karşısında oturan otuzunu geçmiş perişan yüzlü kadın dikkatini
çekmişti. Devamlı ayaklarını sallayan, kendi kendine konuşan kadın birden yerinden fırlayıp hareket
eden İstiklal caddesinde hareket halindeki tramvayın önüne atladı. Acı bir firen sesi İstiklal caddesinin
sonuna kadar ulaştı.
O akşam gri sokağa değil evine döndü. Gördükleri gözünden silinmiyordu, isteksizce
doldurduğu şarap bardağının yarısını bile içmedi. Ertesi akşam soğuk gri sokak daha da soğuk ve
griydi, kararsız adımlarla kadının bulunduğu sokağa yöneldi. Sokağı baştan aşağı üç kez adımladıktan
sonra kadının bulunduğu evin zilini kısa kısa iki kez çaldı. Kapıyı sabahki kadının inadına mankenleri
andıran uzun siyah saçlı esmer güzeli bir kadın dudaklarını yalayarak açtı.
-Hoş geldiniz beyim içerde dizi dizi birbirinden güzel kızlarımız emrinize amade seni bekliyor.
-Şey ben Hatice Hanımı arıyordum.
-Hale’yi soruyorsunuz galiba. Artık hiç gelmeyecek. Dün tramvayın önüne atlayarak intihar etti. İçerde
ondan daha güzelleri var koçum.
Temmuz akşamında gri sokak buz kesmişti. Kadının sesi kulaklarındayken şarkısını söylemeye
devam etti çevresindeki bakışlara aldırmadan.
…Biz zamanlar bende deli gibi sevdim
O bana dert ben ona mutluluk verdim
Yıllardır soruyorum bu soruyu kendime
Bilmem ki bu dünyaya ben niye geldim…
Kim bilir kimin neler çektiğini kül bahçelerine güller ektiğini. Sahi kim di hayat kadını…Hayat
veren mi? Hayatını veren mi?


