Ölmeseydi iyiydi… Ne iyisi Allah aşkına, az mı çektirdi sana?
Yetmişinden sonra gelen koca merakı pek hayra alamet değil Nadire!
Pilavın tuzuydu, ayranın buzuydu, tarlanın tezeğiydi derken az mı yaktı canını?
Eli dursa dili durmazdı çatal dillinin… Vıdı vıdısı bitti mi hiç? Çenesi tutulasıca.
Kız, günaha da giriyorum akşam akşam… Tövbe tövbe. Ölmüş gitmiş işte. Şeytan bile çekmiş elini.
Yok anacığım, kırkı çıkmadan inanılmaz bunun öldüğüne… Hortlar gelir de görürsün gününü.
Anma şunun adını, ne üzülüp duruyorsun? Bak, yattığı yeri biliyorsun en azından.
Gençliğinde böyle miydi? Çapkın pezevenk…
Ne köy kaldı elden geçirmediği, ne kasaba.
Şehre taşınınca rahat ettim. Kim baksın bu sarı dişli montofona şehir yerinde?
Beş tane gül gibi evlat verdi işte… Allah hepsinden razı olsun.
Onlar babalarının aksine hiç üzmedi beni. Çekmemişler soyu kuruyasıcanın soyuna.
Bizim tarafa çekmiş hepsi… Huyları da yüzleri de güzel evlatlarımın. Allah acılarını göstermesin.
Fakat ne adamdı be… Dalyan gibi. Hele sesi… adımı söyleyince bayılacak gibi olurdum. Sevdin mi ne?
Buna gelin geldiğimde on dördünden gün almıştım.
Ne bileceğiz sevgiyi falan… Gözümü açtım bunu gördüm.
Ayıydı falan ama yine de merhametli bir damarı vardı.
Şehre her gidişinde donluk alırdı… şöyle allı güllü.
Köy karılarının aklı giderdi kumaşlardan diktiğin esvapları görünce.
Hele bir keresinde çiçek bile getirmişti…
Kız Nadire… onu muhtarın cenazesine gittiğinde mezarlıktan aşırmış; hem kendi dedi ya…
Olsun be canım… Beni düşünmüş de aşırmış.
Kız Nadire, herif öldü de elin para gördü… Ne üzülüp duruyorsun?
Apartman katında, yediğin önünde yemediğin ardında… yuvada kuş gibi yaşayıp gidiyorsun.
Emeklisi de kaldı sana, daha ne ayol?
Çocuklarım beni parasız koymadı ki paranın derdine düşeyim.
O deyyus her şeyi tam ister, cücük kadar pazar parası verirdi.
Evlatlar olmasa yandıydım.
Ayıptır efendi… evlattan para mı alınır diyecek oldum bir kez:
“Versin eşşekoğlu eşekler… Büyüttük, besledik o kadar. Azıcık sefalarını sürmeyelim mi?”
Sürmedi zavallı sefalarını da… hastalıktı, oydu buydu, geldi geçti.
Dün gece Yasin okudum ruhuna… Ondan sebep belki rüyama geldi.
Gençliği gibiydi, dalyan gibi… Yatırmış şapkayı da başına:
“Kız, çok bekletme beni… rezil olursun oralarda. Hem özledim ben seni.”
Anam, bu nasıl rüyaydı… Kan ter içinde uyandım. Koştum su dökündüm.
Bir kere daha demişti bu “özledim” lafını… Askerden yeni gelmişti.
Bu iki “özledim”i ölene kadar unutmam gayri…
İlkini elli sene koynumda taşıdım ben, mezarlıktan getirdiği çiçeğe sarıp.
Ne zaman üzüldüm, ne zaman naçar kaldım… işte o vakit bu kuru dala sarılı “özledim” lafıyla şifalandım.
Sen adam olmazsın kız… Herifin büstünü dik bari. Ömrünü yedi.
Şurada yaşayacağın üç beş sene, onu da herife üzülüp hasta olup geberip bitirme…
Bu “özledim” lafını her gün duysa insanoğlu şifalanır mı ki… ömrü uzar mı ki?
Kız sen iki kere duydun, herifi gömdün.
Kız Nadire… apuk sapuk konuşup kafayı bozma da git zıbar yat. Çoluğu çocuğu perişan etme.
Delirme be Nadire… Kız ağlama kız…
Hey Allah’ım… Dur, dolapta armut vardı, onu ye bari… tasan dağılsın.
Kız bir şey diyivereyim mi… Armutu da pek severdi rahmetli…
Nadireee… sus artık sus gayri. İnsan kendi kendinin kafasının etini yer mi?
Allah tependen baksın Nadire…



