
Çok değil daha yirmi dört saat önce, bu yastıkta onun saç telleri yerine çiçekli yastık kılıfını üstünü dalga dalga dolduran saçları vardı ancak şimdi aynı yerde parmaklarının arasından kayan bir boşluk var. Saç tellerini ayırır gibi yastığın üzerini düzeltiyordu Burak sanki birazdan kapı açılacak da yine üşüdüm diyerek bedenine sokulacaktı deli balı. İnsan ölümü sadece kelime sanıyor. Ölüm neydi ? Gece eve tek başına dönmek mi? Sabah uyandığında bir daha asla sevdiceğini göremeyeceği, kokusuyla uyanamayacağı gerçeğiyle yüzleşmek miydi? Bir kez daha sevdiği kadını hayattan koparan o tır şöförüne lanetler ederek, acıyan kalbiyle yataktan çıkmaya çalıştı. Gözleri dolu dolu olmuştu. Bütün acıyı bedeninin tüm hücrelerinde hissediyordu. Mutfağa girdiğinde bir gün önceden yapmış olduğu vişne suyunu , su içmiş olduğu bardağını gördü. Evin ne tarafına bakarsa baksın sanki deli balı gelmiş gözünün değdiği yerde birşeylerle uğraşıyordu. Canı yandı ciğeri söküldü.. Nasıl yaşacaktı deli balı olmadan, nasıl nefes alabilecekti? Ahmet Arif’in dediği gibi deli bir kadın sevmemişmiydi zaten. Bu yüzden “deli balım” diye severdi.. Dolan gözlerini kapattı akan bir damla yaşla birlikte anılarına daldı…
Bir an kahkahayla evi doldurur, bir an suskunluğuyla insanın içini titreten cinsten. Saçlarını özensizce toplar ama o dağınıklık bile ayrı bir güzellik taşırdı üzerinde. Üzerine geçirdiği büyük bir gömlekle aynanın karşısında kendiyle konuşur, sonra bir anda şarkıya başlar; sesi ne kadar yanlış olursa olsun, hissettirdikleri her şeyi doğru kılardı.… Duştayken bornozunu ister “unuttum” bahanesiyle. Banyoya giren Burak’ı buz gibi suyla ıslatıp duşa kabinin içine çeker Boynundan öperek bedeninin onu nasıl aruzladığını en iyi şekilde hissettirirdi. Ruhuyla sevişirdi deli balı, bedeni araç olurdu aşkı ise tutkuyla buluşurdu…
Burak’ın sırtına biner , omuzlarına çıkar, kanepede televizyon karşısında uyuduğunda, üzerine gelip başını tişörtünün arasından geçirip nefes nefese uyurdu deli balı…
Zihninden bunlar geçerken gözyaşları yanaklarından süzülürken , dudaklarından döküldü birden “bana böyle bir aşk yaşattığın için teşekkür ederim deli balım”
Ama şimdi kalkmalıydı, mezarlığa gitmeliydi…Vedalaşmalıydı , beyaz zambaklarla en içten dualarla en güzel yolculuğuna uğurlamalıydı deli balını ve onunla kavuşma anını bekleyerek öylesine yaşamaya devam etmenin de bir yolunu bulmalıydı.

