Asırlar da geçse duygusu hep aynı kalacak o dizeler, başka seslerde başka gönüllerde yer bulacak kendine akan zamanda. Özenle bir araya getirilmiş kelimeler hep aynı hislerde buluşturacak insanları. Şimdi anı yüklü o satırlar, şiir severlere emanet. Çağdaş Türk Edebiyatının önemli isimlerinden Ahmet Telli, dün veda etti bu dünyaya.
Şiirleriyle Ahmet Telli
1946 doğumlu olan Ahmet Telli; öğretmen okulundan sonra, Gazi Eğitim Enstitüsü’nü bitirerek Türkçe ve Edebiyat öğretmenliği yapmış, sıkıyönetim döneminde tutuklanmış ve görevine son verilmiştir. Çeşitli yayınevlerinde yönetici ve editör olarak çalışmış daha sonra mahkeme kararı ile öğretmenlik mesleğine dönerek emekli olmuştur. Her okuyuşta hayranlık uyandıran şiirleri ile çağdaş Türk şiirinin toplumcu şairlerinden biridir.
Ahmet Telli’nin 12 Eylül döneminde idam edilen Necdet Adalı için yazdığı ve bestelenen şiirlerinden bir tanesi olan ‘Hâlâ Koynumda Resmin;’ dizelerine yakışan Onur Akın imzalı bestesi ile en sevilen şarkılardan birine dönüşmüştür.
“Sımsıcak konuşurdun konuşunca
Irmak gibi rüzgar gibi konuşurdun
Yayla kokuşlu çiçekler açardı sanki
Çiğdemler güller mor menevşeler açardı
Sımsıcak konuşurdun konuşunca
Hâlâ koynumda resmin
…
Gün akşam olur elinde kitaplar
Ve bir demet çiçekle çıkıp gelirdin
Bir kez bile unutmadın ‘merhaba’ demeyi
Ve en yanık türküleri nasıl da söylerdin
Bir dostun vurulduğu gün
Hâlâ koynumda resmin.
…
Ve hâlâ sımsıcak durur anılar
Sımsıcak ve biraz boynu bükük
Ne varsa yaşanmış ve paylaşılmış
Yasak bir kitap gibi durmaktadır
Ve firari bir sevda gibi
Şimdi duvarlarda resmin.” (1981- Hâlâ Koynumda Resmin)
“…
Gidenler nerde kaldılar, özledim gülüşlerini
Bir kenti güzelleştiren yalnız onlardı sanki
Onlardı çocuklara ve aşka ölesiye bağlanan
Kadınları güzelleştiren herhalde onlardı
‘Tükürsem cinayet sayılır’ diyordu birisi
Tükürsek cinayet sayılıyor artık
Ama nerde kaldılar, özledim gülüşlerini onların…” (Belki Yine Gelirim)
Her dizesi okundukça yankılanan bir şiir ‘Belki Yine Gelirim.’ Uzun olmasına rağmen köklenmiş zihinlere bütün satırlar. Kendine özgü ve güçlü kalemi ile Ahmet Telli; aşkı, yalnızlığı, acıyı, sürgünü ve direnişi buluşturuyor cümlelerde.
“…
Anısı bizsek eğer bu kentin
Unuttuğu türküler bizsek
Acıyı rehin bırakıp bir güle
Anımsatmalıyız bunları bir bir
Sonra yürümeliyiz seninle
Sokaklara caddelere çıkmalıyız
Belki bir aşktır bu kentin
Belleğini geri getirecek olan…” (Özletiyor Seni Bu Yağmurlar)
Dönemin ağır baskılarından sonra acıyı güçlü bir metaforla aktarır bizlere ‘Su Çürüdü’ isimli şiirinde. Tutuklanıp hücreye atıldığında yaşadıklarını anlatan şair; işkenceyi, karanlık günleri ve acıyı edebiyatın incelikleriyle yansıtır sözlerine.
“Yetmiş iki gündür bir dolapta kilitliyim. Yalnızca anahtar
deliğinden hava giriyor ve ölü bir ışık sızıyor içeri. Yalnızlık
hiç de tanrısal değil, görkemli değil…” (Su Çürüdü)
“Zamanı yiyip bitirdi karanlık. Gece yoktu. Güneş çoktan
kömürleşmiş ve yeryüzü yapışkan bir karanlıkla örtülmüştü.
Yabanıl sesler geliyordu derinlerden ve karanlığı ince bir bıçak gibi
yırtıyordu…” (Su Çürüdü)
“Ölünün bile bir rengi vardır ama derimin rengi yoktu. Belki çürüyen bir kentin
rengiydi bu. Çürüyen bir dünyanın. Adımdan gayrısını bilmiyorum…” (Su Çürüdü)
Erdal Eren ve Necdet Adalı için kaleminden dökülen ‘Nidâ,’ öykü biçiminde isyandır biraz da haykırır her satırında.
‘… Hayatın bir hikayesi varsa bizimki biraz da bu idi işte / Ölüm en gencimizden yakaladı, on yedisindeydi / Şimdi uzun uzun susuyor belliğini yitiren kim varsa / Çağ nedir, unutuş ne; zaman bir iğne deliğinden geçip / Darası oluyor birikmiş anıların ve ölümlerin / Kekeme bir tarih yazıcısının bize ayırdığı sayfada / Kanlı bir nidâ işaretiyiz, tarihin imlasını bozan / Yaralı bir nidâyız yaşadığımız bu dünyada.” (Nidâ)
Türk Edebiyatının önemli şairlerinden olan Ahmet Telli, bıraktığı birbirinden güzel eserleri ve şiirleriyle her zaman yaşamaya devam edecek.
“Gidersen yıkılır bu kent, kuşlar da gider
Bir nehir gibi susarım yüzünün deltasında
Yanlış adresteydik, kimsesizdik belki
Sarışın bir şaşkınlık olurdu bütün ışıklar
Biz mi yalnızdık, durmadan yağmur yağardı
Üşür müydük nar çiçekleri ürperirken
Gidersen kim sular fesleğenleri
Kuşlar nereye sığınır akşam olunca
Sessizliği dinliyorum şimdi ve soluğunu
Sustuğun yerde bir şeyler kırılıyor
Bekleyiş diyorum caddelere, dalıp gidiyorsun
Adını yazıyorum bütün otobüs duraklarına
Öpüştüğümüz her yer adınla anılıyor
Bir de seni ekliyorum susuşlarıma
…” (Gidersen Yıkılır Bu Kent)


